Etiket Arsivi: adalet

YouTube’a siz de girin

Başbakan dedi ki, “Ben YouTube’a giriyorum, siz de girin.”

Bir ülkede bir şey yasaklanıyorsa, bu yasağa uymamanın bir cezası olmalı. Yani normal şartlar altında, düzgün işleyen bir adalet sisteminde, devletin yasakladığı bir işi yapıyorsanız, cezalandırılmanız gerekir.

YouTube’a erişim aylardan beri engelli durumda ve artık kimse youtube.com adresini hatırlamıyor bile. YouTube linkleri vtunnel.com, ktunnel.com gibi adresler üzerinden paylaşılıyor, herkes OpenDNS kullanıyor ve hosts.bak dosyaları birçok kullanıcıda orijinal değil. Yani bu sitenin kullanımı engellenmedi, zorlaştırıldı.

Burada cezalandırılan kim? YouTube mu, kullanıcılar mı? Bir yasak varsa bu yasağa uymayanların cezasını kim kesiyor? Bir ceza varsa, bunun sınırı ne? Yani ben bugün YouTube’a girdim diye bana ceza verilecekse ne kadar verilecek? Para cezası mı, hapis mi, nedir?

Başbakan internet kullanıcılarını devlete karşı isyana teşvik ettiğinin farkında mı? “Ben yasağı deldim, siz de delin” demek ne demektir?

Ülkenin başbakanı, yine onun elinde olan kanunlar tarafından yasaklanan siteye girdiğini söyleyip “siz de girin” derse, ben bu ülkenin adalet sisteminin nesine güveneyim?

Boğaziçi’nde oturanlar devlet düşmanıdır!

“Boğaziçi Öngörünüm Alanı” ve “Boğaz İmar Kanunu” hakkında herhangi bir şey biliyor musunuz bilmiyorum. Boğaziçi’ndeki yerleşim birimlerinde yaşayanları bu kanun yakından ilgilendiriyor.

Efendim vakti zamanında ağır ağabeylerimizden birkaçı Boğaziçi’ni korumak, kollamak (!) maksadıyla bir kanun hazırlamışlar. Kurumlarına, “Boğaziçi İmar Müdürlüğü” gibi güzel bir isim uydurduktan sonra harita üzerinde kırmızı kalemle kafalarına göre bir sınır alanı çizmişler ve demişler ki, “buradan buraya kadar bizim sınırlarımız içindedir, kimse oturduğu binaya izin almaksızın bir şey yapamaz!!”

Beykoz, Sarıyer, Beşiktaş ve Üsküdar Belediyeleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak çalışan Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne tabidir. İmar konusunda yerel belediyelerin değil, Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün borusu öter.

Kanun gereği Sarıyer’de, Beykoz’da, Bebek’te, Beşiktaş’ta, ve sair yerleşim birimlerinde, oturduğunuz binanın ya da çalıştığınız iş yerinin herhangi bir tadilatını yapmak için Boğaziçi Öngörünüm denilen yerden izin almanız gerekiyor. Müsaadeleri olmazsa bırakın deprem güçlendirmesini, çatı değiştirmeyi dış cepheye çivi bile çakamıyorsunuz. Binayı boyayıp güzelleştirmek ona keza… Hatta işin başındakiler ellerini masaya vurarak, “Yapamazsın hemşerim, camın kırılsa değiştiremezsin!” diyorlar.
Devam

Sigarayı yasakladık!

kim kesiyor bunun cezasiniUluslararası ticari gemilerde kaptanlık yapan bir arkadaşımla görüştük dün. “Türkiye’de sigara yasağı başlamış, işyerinde, vapurda falan yasakmış, doğru mu?” diye sordu. Doğrudur, dedim. “Ben boğazdan geçerken güvertede sigaramı içip Üsküdar sahiline özlemle el sallıyorum, suç mu işlemiş oluyorum?” diye sorup devam etti, “gemi benim işyerim, Türkiye vatandaşıyım, işyerimde sigara içiyorum diye polisin gemiye tırmanıp bana para cezası kesmeye çalıştığını düşünmek istiyorum abi ben” falan dedi. Dayakladım gönderdim.

Ama kafam da karışmadı değil…

Ofiste sigara içiyorum, diğer çalışanlar da içiyor dersem kendimi ihbar etmiş olur muyum? Sonra polis amcalar bana kızar mı? Hayır canım ne münasebet, sigara falan içtiğim yok benim. Sevmem de zaten. Ofiste yasakladım sigara içmeyi, kocaman uyarı afişleri astım duvara, hani şu çirkin mi çirkin, altına “bu afişi asmayanları da ayrıca cezalandıracağız” diye not düşülmüş olanlardan.


Devam

Hey, Fakirler!

İçtiğim son sigarayı bir Kütahya Porselen marifeti olan küllüğümde söndürdükten sonra uşağıma “şu küllüğü boşaltır mısın Alberto” diye seslendim, gelip boşalttıktan sonra tekrar getirdi, “teşekkür ederim” diyerek bu kısa sohbeti bitirdim. Alberto, 40-45 yaşlarındaydı. Onu işe alırken aramızdaki farklılıkları göz ardı etmemesini önerdim, yaşım kendisinden bir hayli küçük olduğu halde saygı duymak yerine ona iş yaptırıyordum. İspanyol çingene ailesi soyundan geliyordu, Türkiye’den önce Fransa’da banliyö evlerinde sefil bir hayat çektikten sonra oradaki Türker’den öğrendiği kadarıyla Türkiye’de kaçak işçi olarak çalışmanın kolaylıklarını fark etmiş ve yurdumuza gelmişti.


Devam

İstanbul’un Fethi

fetih1.jpgMalumunuz İstanbul’un fethinin 555. senesini kutluyoruz. Tabii ki bir kısım hala kutlamayıp, Osmanlı’nın Bizans’ı işgal ettiğini savunuyor. Övünecekleri yerde dövünüyorlar. Biz kutlayan ve bununla gurur duyan toplulukta yer alıyoruz. Aferin bize!

Bu münasebetle İstanbul’un Fatihi Fatih Sultan Mehmet Han’ı tekrar analım. Yıllarca okuduklarımızın üstünden bir kere daha geçelim. Belki hepimize bir şeyler katar…

Hepinizin malumu olduğu üzere İstanbul’un fethi Fatih’ten yıllar öncesine dayanır. Yani Asr-ı Saadet’in hemen sonrasına. Zira İstanbul, Müslümanlar için candan önemli, canandan değerli bir topraktır. Müslümanlar için Hazreti Peygamber’in “Sallallahü aleyhi ve sellem” ricası emir olduğundan, “Konstantiniyye elbette feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır. Onun askeri ne iyi askerdir” Hadis-i Şerif’i Müslümanları harekete geçirir. Çünkü Müslüman olan herkes daha dünyadayken bu müjdeyi kavuşma arzusuyla yanar tutuşur. Ancak fetih Fatih’e nasip olur…


Devam