<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; inovasyon</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/tag/inovasyon/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Aug 2011 01:36:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Ben demiştim!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ben-demistim-2.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ben-demistim-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 18:12:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3497</guid>
		<description><![CDATA[Gelişmiş kabul edilen ülkeler, geri kalmış ülkeler için &#8220;gelişmekte olan ülke&#8221; tabirini kullanmazlar. Bu, geri kalmış ülkelerin vatandaşlarının kendilerine geri kalmış dememek için uydurduğu bir tabirdir. Yabancılar bunu sadece o ülke vatandaşlarına hitap ederken, avutma mahiyetinde kullanırlar. Steve Jobs bugün Türkiye&#8217;ye gitse ve herhangi bir konuda medyaya açıklama yapmak zorunda kalsa, Türkiye için geri kalmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3508 alignleft" title="ben demistim" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/bendemistim.jpg" alt="" width="421" height="316" />Gelişmiş kabul edilen ülkeler, geri kalmış ülkeler için &#8220;gelişmekte olan ülke&#8221; tabirini kullanmazlar. Bu, geri kalmış ülkelerin vatandaşlarının kendilerine geri kalmış dememek için uydurduğu bir tabirdir. Yabancılar bunu sadece o ülke vatandaşlarına hitap ederken, avutma mahiyetinde kullanırlar. Steve Jobs bugün Türkiye&#8217;ye gitse ve herhangi bir konuda medyaya açıklama yapmak zorunda kalsa, Türkiye için geri kalmış ülke değil, &#8220;gelişmekte olan, Ortadoğu&#8217;nun lideri olan ülke&#8221; gibi cümleler kullanır, Türkler de &#8220;yaşasın gelişiyoruz,&#8221; diye sevinirler.</p>
<p>Oysa görünen köy kılavuz istemez, Türkiye geri kalmış bir ülke. Biz bu geri kalmışlığın sorumluluğunu genellikle ülkenin başındakilere atarız. Bir yandan en iyi yönetim biçiminin demokrasi olduğunu iddia eder, bir yandan da 85 yıldır iktidara gelenlerin hepsini kötüleriz.</p>
<p>Birçok nedeni olan bu geri kalmışlığın en büyük nedenlerinden biri de, Türkiye insanının yeniliklere her zaman kapalı olmasıdır. Türkiye&#8217;ye sunulan herhangi bir yenilik, her ne konuda olursa olsun önce büyük tepkiler alır. Kurallarına, alışkanlıklarına, bildiklerine körü körüne bağlı ülkelerden biridir Türkiye.</p>
<p><span id="more-3497"></span>Yeniliklerin Türkiye&#8217;de kabul görebilmesi için Türklerin gelişmiş kabul ettiği ülkelerde daha önce kabul görmüş olması gerekir. Yepyeni bir ürün olan iPhone ilk kez Türkiye&#8217;de üretilip piyasaya sürülseydi bırakın satış rekorları kırmayı, eleştiriden nefes alamazdı. Türkiye&#8217;nin dünyadaki teknolojik gelişmeleri 10 yıl geriden takip etmesinin en büyük nedeni budur. Diğer ülkeler dener, kullanır, kabullenir, Türkiye&#8217;ye sonradan sıra gelir. Yeniliklerden öcü gibi korkan bir ülkenin de dünya piyasasına herhangi bir yenilik sunma ihtimali sıfıra yakındır.</p>
<p>Gelişmiş sayılan ülkeler sürüden ayrılmayı, inovasyon yapmayı, daralan pazarları yeni ürünlerle ferahlatmayı hedeflerken, Türk insanı &#8220;eski köye yeni adet getirme, başımıza icat çıkarma, sürüden ayrılanı kurt kapar&#8221; gibi özlü sözlerle yetiştirilir. Alışılmışın dışında iş yapanlar gelişmiş ülkelerde alkışlanır ve dikkatle takip edilirken, Türkiye&#8217;de aforoz edilir, aşağılanırlar. Hele ki bu girişim başarısızlıkla sonuçlanırsa, söylenecek söz kesin ve nettir: &#8220;Ben demiştim, öyle iş olmaz. Doğru bir iş olsaydı herkes yapardı. 70 milyonun içinde en akıllı adam sen misin?&#8221;</p>
<p>Türkiye&#8217;de neredeyse hiç kimse 70 milyonun içinde en akıllı adam olduğunu kabullenmek istemediği için, hatada yarışmakta ısrar ederler. O nedenle dünya çapında başarıya imza atan Türklerin neredeyse hiçbiri Türkiye&#8217;den çıkmamıştır. Sporda olsun, iş dünyasında olsun, sağlık sektöründe olsun, dünya genelinde başarılı sayılan Türklerin hepsinde bir ABD veya Avrupa geçmişi vardır.</p>
<p>Bu durum, sadece eğitim sisteminin başarısızlığıyla açıklanamaz. Evet, Türkiye&#8217;nin eğitim sistemi çok başarısız ve bu eğitim sisteminin yetiştirdiği insanlar da sistemi daha kötüye götürmekten başka bir şey yapamazlar. Ancak tek sorumlu eğitim sistemi değildir.</p>
<p>Resmî eğitim sistemindeki başarısızlıkların yanında, toplumun alışkanlıklarından ve bildiklerinden vazgeçme korkusu da bu durumun sebeplerinden biridir. Bu ülkenin insanları üretmeyi değil, eleştirmeyi sever. Her alanda dışa bağımlı olan bir ülke olan Türkiye, hiçbir teknolojik ürünü kendi başına üretemez ama dışarıda üretilenleri eleştirmekten de geri durmaz.</p>
<p>Tito manyağı yüzünden bin türlü ızdırap yaşayan sosyalist Yugoslavya&#8217;da bile Zastava Yugo&#8217;ları üretirken, Türkiye yerinde sayıyordu. Yugo dünyanın en tehlikeli otomobili seçilmişti ama bir deneme yapmışlardı en azından. Türk insanı Yugoslavya&#8217;nın artık tedavülden kalkmış olan Yugo&#8217;larını, Çin&#8217;in Chery&#8217;sini, İran&#8217;ın Samand&#8217;ını eleştirir, yerden yere vurur. BMW ve Mercedes markalarının taraftarları birbirlerine diğer markaları kötüler, Adidas ve Nike taraftarları kendi kullandıkları markaları övüp diğerini eleştirmeye çalışırlar.</p>
<p>Bu markaların taraftarlarına &#8220;bu adamları eleştiriyorsun da, sen ne yaptın?&#8221; diye sorduğunuzda, Türklerin çok yüce bir millet olduğunu ama ülkenin başındakiler yüzünden uluslar arası platformda yer alamadıklarını söylerler. Sanırsınız ki meclisteki 550 kişi oraya Kamboçya&#8217;dan ithal edilmiştir.</p>
<p>Alınabilecek yeni bir ürünün veya denenebilecek yeni bir şeyin çıktığını öğrenip, denemek istediğinizi arkadaşlarınıza söylediğinizde, &#8220;sen dene bakalım, güzel bir şeyse ben de alayım&#8221; cümlesini ne kadar az duyuyorsanız o kadar şanslısınız. Çünkü o arkadaşınızın aklından geçen &#8220;Akay bunu denesin, kalitesini anlar,&#8221; değil, &#8220;Akay bunu denesin, başına bir şey gelmezse ben de denerim&#8221; düşüncesidir. Deneyip de memnun kalmadığınızda veya başarısız olduğunuzda size söyleyeceği cümle de zaten hazırdır: &#8220;Ben demiştim!&#8221;</p>
<p>Bu tepkiler, devlet kademelerinden sokaktaki vatandaşa kadar cümle yapısı olarak farklılık gösterse de temelde aynıdır. Yeni bir buluş yaptığınızda devletten ruhsat almakta zorlanabilirsiniz. Avrupa&#8217;da kullanılan ve Türkiye&#8217;de olmayan bir ürünü piyasaya sürmeye çalışmanın ızdırabı daha gümrükte başlar. Devlet babanın, getirdiğiniz ürünü hangi sınıfta değerlendireceğine karar vermeye çalışması size aylar kaybettirebilir. Yani vergisini verebilmek için bile sıkıntı çekebilirsiniz.</p>
<p>Türkiye&#8217;de medyayı da sanayici ve ithalatçılar yönlendirdiği için, piyasaların bu tip sıkıntılarını vatandaş pek görmez. Türkiye&#8217;nin otomotiv ihracatçısı bir ülke olduğunu düşünenler bile vardır. Oysa yapılan işlem bazı Japon ve Avrupa otomobil markalarının üretimini, onların siparişleri doğrultusunda üretmekten ibarettir. Bunu sadece otomotiv olarak düşünmeyip, tekstilden beyaz eşyaya kadar birçok sektöre yayabilirsiniz. Yani sanayimizin Çin&#8217;den pek de farkı yok.</p>
<p>İşte bu nedenlerle Türklerden sadece asker olur ve tarih boyunca da böyle olmuştur. Çünkü askerlik mesleği küçük değişiklikler dışında binlerce yıl aynı zihniyette yaşayabilecek bir meslektir. Türklerden sadece asker olur dediysem, teknolojik anlamda değil, tutuculuk ve statükoculuk anlamında onlara askerlik yakışır anlamında dedim. Yoksa yeni askeri teknolojiler üretmek Türklerin harcı değildir. Öyle olsaydı, ABD&#8217;de egzoz emisyon değerleri yüzünden trafiğe çıkması bile yasaklanan Land Rover Defender&#8217;lar TSK&#8217;nın en önemli taşıtlarından biri olmazdı.</p>
<p>&#8220;Her Türk asker doğar&#8221; iddiası, bu nedenlerle doğrudur. Asıl neden kahramanlık sevdasından ziyade çok yüksek zekâ veya girişimcilik ruhu gerektirmeyen meslekler olan askerlik ve memurluk gibi mesleklere yeten statükocu kafadır.</p>
<p>İtiraf etmeliyim ki bu durum, bir ithalatçı olarak işime geliyor. Eğer Türk insanı &#8220;aptal Amerikalılar&#8221; gibi yeniliğe açık bir karaktere sahip olsaydı, piyasada çok fazla ithalatçı olur, ABD&#8217;deki tüm yenilikler aynı anda Türkiye&#8217;ye de girerdi. Fakat bizim insanımız yeniliklerden köşe bucak kaçtığı ve yeni buluşları eleştirmeye bayıldığı için onları ithal edip Türkiye piyasasına sürmek akıllarına bile gelmiyor. Piyasa da farklı düşünebilen az miktarda insanın eline kalıyor.</p>
<p>Evet bu ithalatçılar getirecek yenilikleri Türkiye&#8217;ye. Ve Türk insanı hopursa da bopursa da, işin başında alay edip &#8220;kendini uyanık sanan kişilerin para tuzağı&#8221; olarak ilan etse de piyasaya yeni çıkan ürünleri, bir süre sonra öğrenip kullanmaya, sevmeye başlayacaklar.</p>
<p>Bu kafa yapısı değişmedikçe tüm teknolojik yenilikleri gelişmiş ülkelerin birkaç yıl gerisinden takip etmeye devam edecek Türkiye.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ben-demistim-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/bendemistim.jpg' length ='23480'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kulak temizlemede inovasyon fikirleri</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 11:55:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[aspiratör yöntemiyle kulak temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kul-tem kulak temizleme mumları]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mumu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme çubuğu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme mumu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizletme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2961</guid>
		<description><![CDATA[Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler? Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım. Ta ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2972" title="Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak.jpg" alt="Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!" width="420" height="315" />Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler?</p>
<p>Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım.</p>
<p>Ta ki dedemin taktiğini annem de uygulamaya başlayana kadar. Dedem kulağına bir şey sokmazdı çünkü. Kâğıttan huni yapıp ucunu yakar, kulağına dikerdi. Kâğıdın ucu yandıkça oluşan vakum, kulağındaki bütün kirleri o huninin içine çekerdi. Bunu yaparken sık sık görmüştüm dedemi. Hatta arkadaşlarına falan da yapardı aynı işlemi. Sonradan öğrendim ki dedemin fikri değilmiş, yüzyıllardır kullanılan bir yöntemmiş.</p>
<p><span id="more-2961"></span>Zaten beni kulak temizleme ızdırabından kurtaran da dedem oldu. Biraz geç kalsa da, taktiğini anneme öğretti ve kulağımda yanan ateşle mutlu mesut dakikalar geçirdim.</p>
<p>Her kâğıtla olmazdı bu işlem. Gazete kâğıdı olursa hemen biter, kalın bir kâğıt olursa hemen söner. Kasaplarda bunun için yağlı kâğıt satılırdı, kulağa dikince uzun uzun yanardı.</p>
<p>Aslında teknik olarak çok iyi bir fikir. Kulak temizliği önemli bir olay. Ama biz kulaklarımızı temizlediğimizi düşünürken, aslında kendimize zarar veriyoruz. Nasıl temizleriz kulaklarımızı? Duş sonrası kulak temizleme çubuğunu kulağımıza sokup kurcalarız, sonra da pamuğa yapışanları görünce &#8220;vayyy ne pis adammışım lan ben,&#8221; falan deriz. Kulağımızı temizlediğimizi düşünürüz.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2975" title="Kulak cubugu zari delebilir." src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulakzar.jpg" alt="Kulak cubugu zari delebilir." width="420" height="398" /><em>Kulakları temizleme çubuğuyla kurcalamak zarın delinmesine ve sağırlığa yol açabilir! Üstteki şekilde zarı bir ok gibi delip geçen temizleme çubuğu var.</em></p>
<p>Oysa temizlediğimiz falan yok. Yaptığımız işlem biriken kirleri kulağın derinliklerine ittirmekten başka bir şeye yaramıyor. Kulaklarımızı temizlediğimizi düşünüp psikolojik olarak rahatlıyoruz ama dipte birikenler yüzünden gelecekteki sağlık sorunlarına da davetiye çıkarıyoruz. Üstelik üstteki şekilde olduğu gibi, kulak zarını delme tehlikesi de cabası.</p>
<p>Bu kadar uzun uzun neden yazdım? Çünkü süper bir şey keşfettim ben.</p>
<p>Eskisi gibi kasaplardan yağlı kâğıt almakla uğraşmayacağımız bir devirde yaşadığımızın farkına varan bir firma, bu işin mumunu üretmiş. Evet, kulak temizleme mumu!</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2977" title="Kulak temizleme mumu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak1.jpg" alt="Kulak temizleme mumu" width="420" height="315" />İnce boru şeklinde, 22 cm uzunluğunda bir mum düşünün. Ucunu yakıp kulağınıza dikiyorsunuz, oluşan vakum etkisi kulakta ne var ne yok çekiyor. Üstelik kasaptan kâğıt alarak elle yaptığınız bir dalgamatik olmadığı için sağa sola külü dökülmüyor, yakmıyor, tertemiz görüyorsunuz işinizi.</p>
<p>Söylediklerimi kafada canlandırmak için bu mumlardan bir tane alın ve kullanın. Hatta önce kulaklarınızı iyice temizleyin, temiz olduğuna inandığınız kulaklarınızda deneyin. Ben öyle yaptım. Elde ettiğim sonucu burada paylaşırsam dalga geçersiniz, o yüzden herkes kendi evinde yapıp kendisiyle dalga geçsin.</p>
<p>Ben işte böyle firmaları seviyorum. &#8220;Amanin kriz var ühüh&#8221; diye ağlayanları veya yenilik ayağına taşı boyayıp satmaya çalışanları değil, insanlara gerçekten faydalı olabilecek ürünleri bulup ortaya çıkaranları&#8230;</p>
<p><a href="http://www.kulaktemizleme.com/" target="_blank">Kul-Tem Kulak Temizleme Mumları&#8217;</a>nın üreticisi Armoni Medikal&#8217;i o nedenle tebrik etmek istiyorum.</p>
<p>Ricamı kırmayıp İstanbul&#8217;dan Los Angeles&#8217;a gönderim yaptıkları için ayrıca bir de teşekkür ederim.</p>
<p>Kulak mumlarının kullanımını tarif eden videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.</p>
<div><object width="420" height="339" data="http://www.dailymotion.com/swf/xb62s4" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xb62s4" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object> Mankenleri de hoş kızmış ayrıca, Allah bağışlasın.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak-300x225.jpg' length ='15944'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bazen meslekler de ölür</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 14:21:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Alem]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[korsan müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2257</guid>
		<description><![CDATA[“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu. “Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2266" title="korsan muzik zararli mi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik.jpg" alt="korsan muzik zararli mi" width="420" height="315" />“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu.</p>
<p>“Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor marketten. Ben ucuz satamam ki, market şu domatesi tarladan alıyor, ben halden bile alamıyorum.”</p>
<p>“Ne yapacaksın peki?” diye sordum. Mesleği tedavülden kalkıyordu <strong>Bakkal İhsan’</strong>ın.<span id="more-2257"></span></p>
<p>“Yıllarca bakkallık yaptım, başka iş gelmez elimden, memlekete giderim herhalde. Bu yaştan sonra emir altında çalışmak kolay olmaz bana, çoluk çocuk büyüdü hem, ekmek tutuyor elleri.”</p>
<p>Son konuşmamızdı bizim. Birkaç ay sonra Türkiye’ye yeniden uğradığımda CD dükkânı gördüm yerinde.</p>
<p>Bakkal İhsan’ın mesleği uzun ömürlüydü, açtığı dükkânda yıllarca para kazanmış, üç de çocuk büyütmüştü. Onun sattığı ekmeklerle büyüyen Emre’nin açtığı bilgisayar dükkânı o kadar uzun ömürlü olmadı.</p>
<p><strong>Emre,</strong> liseyi bitirince heveslenmişti bilgisayar işine. 90’ların sonunda patlayan bilgisayar ve teknik servis işi, bilgisayardan anlayan her gencin heves ettiği bir meslek dalı oluvermişti.</p>
<p>İhsan Bakkal’ın dört dükkân üstüne bir &#8220;bilgisayarcı&#8221; açtı Emre. Mahallelinin, esnafın, hatta birkaç büyük şirketin de bilgisayar teknik servis işlerine koşar, network kurar, sadece Windows ile ilgilenmez, az çok Linux’tan da anlardı. Yeni çıkan oyunlar, yeni müzik albümlerinin mp3 versiyonları hep Emre’den sorulurdu.</p>
<p>Bilgisayardan da iyi anlardı kerata, beceremediği şey yoktu. Birçok bilgisayar dergisine abone olmuş, kitaplar almıştı kendine. İşinin olmadığı vakitlerde yaşıtları gibi boş boş gezmek yerine kendini geliştirmiş, çevredeki esnafın, şirketlerin en sevdiği “bilgisayarcı” haline gelmişti.</p>
<p>Yeterince para kazandıktan sonra yan dükkânı da kiralayıp güzel bir vitrin yaptı, bilgisayar satmaya başladı. &#8220;Toplama bilgisayar&#8221; satar, marka bilgisayarların zararından, upgrade sorunlarından bahsederek esnafı bilgilendirirdi.</p>
<p>Birkaç yıl sonra mahallenin dışındaki büyük iş merkezinin altına Vatan Bilgisayar bir şube açtı. Emre başlarda pek ilgilenmedi Vatan Bilgisayar’la ama bir süre sonra müşterileri kesilmeye başladı. Onu en seven esnaf arkadaşları bile “dostum haklısın ama Vatan’da senin sattığının yarı fiyatına satılıyor bu bilgisayar. Sana söz, bozulursa teknik servisine sen geleceksin,” demeye başladılar. Tüm marka bilgisayar firmaları garantili teknik servis vermeye başlayınca onun için de aramaz oldular Emre’yi.</p>
<p>Üstelik zaman içinde internet yaygınlaşmış, her evde kullanılır olmuştu. Artık kimse mp3 almak için, oyun yüklemesi için bilgisayar getirmiyordu Emre’ye. Para kazandığı güzel günler geride kalmış, ağzının tadını kaybetmiş, tek başına oturduğu küçük dükkânında bilgisayarda oyun oynar hale gelmişti Bilgisayarcı Emre.<br />
Önce bilgisayar satmak için tuttuğu yan dükkânı bıraktı, ardından kendi dükkânını kapatarak bir firmada işe başladı.</p>
<p>Gülerek “internet bitirdi bizi be,” diyip anlatıyordu; “Ellerimle besledim bu puşt interneti, modem sattım herkese, sayemde bilgisayarı interneti tanıyınca beni unuttular,” diyordu. Bir yandan da büyük bilgisayar mağazalarına veryansın ediyordu, “küçük esnaftım abi ben, devlet korumalıydı bence!”</p>
<p>Devlet korumadı küçük esnafını, Bakkal İhsan’lar, Bilgisayarcı Emre’ler, Terzi Ali’ler dükkânları kapatmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Steinbeck, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cennetin_Do%C4%9Fusu_(roman)" target="_blank">Cennet’in Doğusu’</a>nda terzilik yapan <strong>Dessie Hamilton’</strong>dan bahsederken “bütün neşesi kaçmıştı Dessie’nin, dükkânına her gün gelen arkadaşları bile ondan alışveriş yapmaz olmuşlardı. Hazır giyinmek ayıp sayılmıyordu artık, üstelik daha ucuz ve pratikti,” diye anlatır. Dessie de dükkânını kapatıp kardeşinin çiftliğine yerleşmek zorunda kalmıştı.</p>
<p><strong>İnsanlar bazen devrin değiştiğine inanmıyorlar.</strong> Evrim sadece canlıların zaman içinde bulunduğu ortama ayak uydurmak için değişime uğraması değildir. Toplumlarda, meslek gruplarında sürekli bir yenilenme, güncellenme, değişim vardır. Zaten öyle olmasaydı hâlâ ateşin çevresinde oturup mızraklarımızı biliyor olurduk.</p>
<p>İnsanoğlu değiştikçe, geliştikçe yeni alanlar açıyor kendine. Yeni meslekler çıkarken eskileri yok ediyorlar. Bazı meslekler zirve noktasını yaşadıktan sonra az kazandırmaya başlıyor, bazıları da tarihten siliniyorlar.</p>
<p>Otomobiller nalbantları, fotoğraf çeken cep telefonları şipşak fotoğrafçıları, dijital fotoğraf makineleri film üreticilerini, marketler bakkalları, masaj salonları kaldırım orospularını, büyük mağazalar küçük esnafı bitirdi. Bu devinim devam edecek ve bugün gayet popüler olan ve iyi kazandıran birçok meslek 20 yıl sonra olmayacak. Bazen işsiz kalır insanlar, bazen ziyan olur tecrübeler, bazen boşa gider bazı ömürler. Ağlamak yok.</p>
<p>Anadolu’ya gittiğimizde veya Anadolu’yla ilgili televizyon programlarında denk geldiğimizde “vay be, neler varmış eskiden,” diyerek romantik gözlerle izlediğimiz <strong>süpürgeciler, nalbantlar, çömlekçiler, bakırcılar, kalaycılar</strong> artık yok. Mahallemizde dolaşıp <strong>elma şekeri, süt, yoğurt satanlar, bohçacı kadınlar</strong> işlerini bırakmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Çünkü insanoğlu alternatifler buldu. Bu alternatifler hem daha kolay ulaşılabilir, hem de daha ucuz olunca <strong>eski mesleklere ihtiyaç kalmadı.</strong></p>
<p>Kimisi uzun ömürlü, kimisi kısa bir moda şeklinde devam eden ve zaman içinde yok olan mesleklere, müzik yapımcılığı da eklenecek yakında. Karşı çıkanlar sadece aşağılanarak, dalga geçilerek hatırlanacaklar gelecekte.</p>
<p>Milli Eğitim size matbaaya karşı çıkanların &#8220;gâvur icadı!&#8221; diyerek karşı çıktığını öğretir. Avrupa&#8217;da matbaanın yayılmasına karşı çıkan <strong>papazlar da mı gâvur icadı dediler matbaaya?</strong> Asıl mesele yüzlerce yıllık kâtiplik mesleğinin yok olması, el yazmacıların işsiz kalmasıydı. Babadan kalma mesleğin yok olmasına gönülleri razı gelmedi, önce romantikleştiler, sonra isyan ettiler.</p>
<p>El yazmacıları yazarlardan daha çok kazanırlardı. Yazar kitaptan bir kez kazanır, yazmacılar yıllarca kazanırdı. Müzik dünyası farklı mı sizce?</p>
<p>Günümüzde dijital müziğe karşı yaygara yapan müzik yapımcıları da onların yolunu takip ediyorlar.</p>
<p>Demiryollarına karşı çıkanlar, matbaaya karşı çıkanlar gibi gerici kafalar nasıl aşağılanıyorsa bugün, dijital film ve müziğe karşı çıkanlar da aynı şekilde hatırlanacaklar.</p>
<p><strong>Ancak müzik bitmeyecek.</strong> Kaliteli olan bir şey, ne kadar eski olursa olsun değerlidir. Kayıt cihazlarının bile olmadığı bir dönemde müzik yapan <strong>Pachelbel, Händel</strong> gibi sanatçıların eserlerini bugün nasıl dinleyebiliyorsak, günümüzde kaliteli müzik yapan sanatçıları da müzik yapımcıları olsa da olmasa da dinleyeceğiz gelecekte.</p>
<p>İnternet müziğe değil, yapımcıların verip medyanın kutsadığı sanatçı kimliğiyle ortalıkta dolaşan, gerçekte hiçbir değeri olmayanlara zarar verecek. <strong>Zaman kaliteli olanı koruyacak.</strong></p>
<p>Diğerleri ağlamaya devam edecekler. Bakkal İhsan, Terzi Dessie veya Bilgisayarcı Emre gibi “devlet bizi korumalıydı,” diyecekler köylerine geri dönerken.</p>
<p>Müzik binlerce yıldır insanoğlunun hayatında. 100 yıl önce birileri müziğin kaydedilebileceğini keşfetti ve yepyeni bir meslek dalı doğdu. Önce taş plaklar çıktı, sonra kasetler, CD’ler derken <strong>müziği kaydedip satarak para kazanmak</strong> büyük bir endüstri haline geldi.</p>
<p>Satılan albümlerden en büyük parayı da sanatçılar yerine yapımcılar, dağıtıcılar, avukatlar, telif hakkı uzmanları, menajerler kazandılar. Müziğin gerçek sahibi olan besteciler ve o müziği insanların dinlemesini sağlayan şarkıcılar, aranjörler, ne kazandıysa onunla yetinmeye çalıştılar.</p>
<p>Bu dönem, sanat ve ticareti birbirine karıştırarak, müzikle ilgilenen herkesin sanatçı olarak anılmasına neden oldu. <strong>Sanat yıllarca aşağılandı,</strong> zanaat ile karıştırıldı, bir albümle piyasaya çıkıp tek şarkıyla ünlü olan şarkıcıların yanında, gerçek sanatçıların esamisi okunmadı.</p>
<p>Gençliğinde tablolarını yakarak ısınan <strong>Picasso,</strong> bir beste için aylarını veren <strong>Händel,</strong> kitaplarını akıl hastanesinde yazacak kadar düşen <strong>Marquis de Sade</strong> gibi adamlar “hmm, büyük sanatçı” olarak anılıp bir kalemde geçilirken, 100 yıl sonra kimsenin hatırlamayacağı <strong>Ajda Pekkan, Hande Yener, Lady GaGa, Britney Spears</strong> gibi şarkıcılar <strong>Malibu’da, Brentwood’da, Nişantaşı&#8217;</strong>nda en rahat hayatları sürdüler.</p>
<p>Händel’in menajeri, yapımcısı, pazarlamacısı, reklâmcısı yoktu. <strong>Sanat için müzik yaptı,</strong> hepimiz kullandık bu müziği. Hatta utanmadık, <strong>Mozart’</strong>ın bestelerinden kapı zili, <strong>Pachelbel’</strong>in eserlerinden kamyon kornası yaptık. Gerçek müziği yapan o büyük besteciler ağlayıp zırlamadılar, hakaret etmediler hiçbirimize.</p>
<p>Fakat Hande Yener gibilerinin birkaç şarkısı <a href="http://www.youtube.com" target="_blank">YouTube’</a>da yayınlandı diye, Hande Yener’den önce MÜ-YAP ortama atlayarak sitenin kapanmasına yönelik dava açtı. Müziğin orada yayınlanması Hande’den çok ona zarar veriyordu çünkü. <strong>Ömrünün sonuna gelmiş bir meslek grubunun</strong> son temsilcilerinden biri olması, Bakkal İhsan’la aynı kaderi paylaşmaktan korkmasına sebep oluyordu.</p>
<p>Gazetelere çarşaf çarşaf haberler girmeye başladılar. “Korsan müzik yüzünden batıyoruz, sanatçılar albüm yapamaz hale geldi, bu gidişle müzik olmayacak!” dediler. Sanatçı diye savundukları, önce milyonlarca lira kazanıp ömrünün sonunda sefillik çeken, her fırsatta “devlet bize yardım etsin,” diye mızmızlanan ihtiyarların torunlarıydı.</p>
<p>Hande Yener albüm satışlarından gelecek parayla İstinye’de yeni bir ev alamayacağını anladı. Lady GaGa Santa Monica’nın kuzeyine çıkamayacağını, İbrahim Erkal yeni bir araba alamayacağını anladı.</p>
<p>Yapımcılar daha fazla kazanamayacaklarını, çok paraları olmadığı için televizyonlara çıkıp bilirkişi edalarıyla caka satamayacaklarını anladılar.</p>
<p>Ondan bu kavga. “İnternette müzik olmasın, aç kalırız” demekte haklılar. Yapım firmaları, dağıtıcılar aç kalacak, sanatçı adıyla ortalıkta dolaşan gereksizler temizlenecek, gerçek müzik ve gerçek sanatçı ise hiçbir zaman kaybolmayacak.</p>
<p>Çok sayıda arkadaşım var müzik ve sanat dünyasında çalışan, üzgünüm onlar için. Müzik, olması gerektiği gibi, sanat başlığında yer alacaksa, bir ressamın, bir heykeltıraşın standartlarında yaşayacak şarkıcılar da.</p>
<p>Müziğin kaydedilebildiğinin keşfi, müzisyenleri diğer sanatçılardan ayırarak zenginlik getirdi bir süreliğine. Ama <strong>artık o dönem bitti.</strong> Kim bilir, belki bir gün ressamlara da çok para kazandıracak bir meslek çıkabilir, bir süredir herkesin şarkıcılığa heveslenmiş olması gibi, o zaman da herkes ressamlığa heveslenir.</p>
<p>Kimse masal anlatmasın. Sanat naiftir. Bu kadar kaba bir toplumda bu kadar fazla sanatçı olmaz. Elimizi sallasak sanatçıya değen bir toplumda yaşıyoruz, bakalım gerçekten o kadar sanatçı ruhlu muyuz?</p>
<p>Günümüzde şarkıcıların bu kadar fazla olmasının sebebi insanoğlunun çok gelişip sanatın değerini yükseltmesi mi, yoksa müzik endüstrisinde iyi para olması mı?</p>
<p>Bir sanat dalı ne kadar çok para kazandırırsa o kadar popülerleşir, zanaata döner, bir o kadar da özelliğini yitirir. Çok para kazandırıyor diye ortalığı şarkı çöplüğüne çeviren şarkıcılar, üzerinden büyük kâr elde edebildiği için en dandik şarkıları bile çok büyük marifetmiş gibi pazarlayan yapımcılar, menajerler Bakkal İhsan’ın memleketine gidebilirler.</p>
<p>Şimdilik Facebook’da <strong>FarmVille</strong> oynayarak başlayın antrenman yapmaya, birkaç yıla kadar gidersiniz.</p>
<p>Bunu istemiyor musunuz?</p>
<p>O zaman kendinize yeni bir iş bulun.</p>
<p>Onu da mı istemiyorsunuz?</p>
<p><strong>O zaman sevgili müzik insanları, şapkanızı önünüze koyup düşünün.</strong> Hızla gelişen dijital dünyaya düşman olmak yerine ayak uydurmaya bakın. <strong>Müzik demek albüm satmak değildir,</strong> onu sizden bir önceki jenerasyon buldu ve uzun yıllar kaymağını yediniz. Artık, mesleğinizin bittiğini kabul edin, yeni bir yöntem bulun.</p>
<p>Dijital dünyayla iyi geçinmeye bakın. Site yasaklatmak hiçbir işinize yaramaz, bunu öğrenin. Taksim’in ortasında cep telefonumu açsam, binlerce insanın telefonuna onlarca şarkıyı transfer ederim, <strong>cep telefonlarını da mı yasaklayacaksınız?</strong></p>
<p>Bu teknolojiye düşman olmak yerine bu teknolojiden para kazanmayı öğrenemezseniz, birkaç yıl içinde Bakkal İhsan’la birlikte süt sağmaya başlayacaksınız, haberiniz olsun.</p>
<p>Haydi kalın sağlıcakla.</p>
<p><em>Not: Sevgili müzik dünyası, size bir tüyo vereyim. Orijinal albüm alırım ben. Ama herkesin albümünü değil. Tanımadığım sanatçıları keşfetme konusunda en büyük desteği de internetten alırım. İsmini ilk kez duyduğum bir şarkıcının albümüne müzik markette para verip almam, bunu kimse yapmaz.</em></p>
<p><em>Herhangi bir şarkısına internette denk geldiğim grubun/şarkıcının birkaç mp3&#8242;ünü indirip dinlerim, eğer beğenir ve dinlemeye karar verirsem bazen CD alırım, bazen iTunes&#8217;dan alırım. Çünkü beğendiğim müziği yapan kişinin para kazanmasını isterim. Şarkılarını beğenmediğim kişilerin albümlerini ne bedava, ne de para vererek dinlerim. (Yani beni Hande Yener mp3&#8242;ü indirdim diye suçlamayın, potansiyel müşteriniz değilim. O kadının albümünü internet olmasa da almayacaktım ki&#8230;)<br />
</em></p>
<p><em>İnternet, müziğin yayılması için en büyük etkendir. Eğer internet olmasaydı, kimse bu kadar fazla şarkıcıyı, müzik türünü tanıyamazdı. En büyük reklâmdır internet, korkmayın. Ama asıl korkunuz alternatif sanatçıları keşfeden internet kullanıcılarının sizin kakaladıklarınıza yüz vermemesiyse, o zaman yine Bakkal İhsan&#8217;a gitmek zorunda kalırsınız.<br />
</em></p>
<p><em>İnternette müziğin yasaklanması demek, benim ve benim gibi milyonlarca insanın farklı müziklere ulaşmasını ve beğenip satın almasını engeller. O zaman hiçbir şey satamazsınız. Korsanla gerçekten mücadele etmek istiyorsanız potansiyel müşterilerinizle dalaşarak değil, sokaktaki korsan müzik dükkânlarına dur diyerek başlayın. Engellediğiniz siteye her şekilde, her zaman girerim. Ama bir korsan müzik dükkânını kapattırdığınızda siz görmeden kimse girmez o dükkâna. Anlayın ulan artık, salak mısınız?</em></p>
<p><em>(Delikanlı gibi çıkıp &#8220;interneti savunan yok, o yüzden yasaklatıyoruz ama sokaktaki korsan müzik mafyasıyla dalaşmayı götümüz yemiyor,&#8221; derseniz dalga geçmeyeceğim, söz.)</em></p>
<p><span style="color: #666699;"><em>Düt: Çok fazla Hande Yener demişim. Hande kızımız burada sadece bir örnektir, siz o ismi keyfinize göre değiştirip Kendi, Lady GaGa, Ajda Pekkan, </em><em>İbrahim Erkal, Demet Akalın, hatta Metallica (oha!) falan koyabilirsiniz. Zevkler tartışılmaz. </em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik-300x225.jpg' length ='18808'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Limonata savaşı</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/limonata-savasi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/limonata-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2009 18:34:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[aroma limonata]]></category>
		<category><![CDATA[aroma meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[cappy limonata]]></category>
		<category><![CDATA[chat limonata]]></category>
		<category><![CDATA[doğanay limonata]]></category>
		<category><![CDATA[doğanay naneli limonata]]></category>
		<category><![CDATA[exotic limonata]]></category>
		<category><![CDATA[exotic meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[limonata]]></category>
		<category><![CDATA[pınar limonata]]></category>
		<category><![CDATA[sunpride meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[ülker limonata]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ limonata]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ şekersiz limonata]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2178</guid>
		<description><![CDATA[Yeni pazarlar açan firmaları seviyorum. Açacağı yeni yolun tüm riskini üstlenen bu girişimciler başarısız olduklarında kimseye dertlerini anlatamazlar, tüketiciden ve rakiplerinden yedikleri beceriksiz yaftasıyla köşelerine çekilmek zorunda kalırlar. Ancak başarılı olurlarsa rakipler anında taklit ederler. Yıllardır pastanelerde, büfelerde satılan limonatayı şişelemek Uludağ’ın fikri sanıyordum, değilmiş. Cappy 2001 yılında denemiş bunu, başaramayınca bir daha denememiş. Fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2202" title="bir surahi buzz gibi limon" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata1.jpg" alt="bir surahi buzz gibi limon" width="420" height="280" />Yeni pazarlar açan firmaları seviyorum. Açacağı yeni yolun tüm riskini üstlenen bu girişimciler başarısız olduklarında kimseye dertlerini anlatamazlar, tüketiciden ve rakiplerinden yedikleri beceriksiz yaftasıyla köşelerine çekilmek zorunda kalırlar. Ancak başarılı olurlarsa rakipler anında taklit ederler.</p>
<p>Yıllardır pastanelerde, büfelerde satılan limonatayı şişelemek <strong>Uludağ’</strong>ın fikri sanıyordum, değilmiş. <strong>Cappy</strong> 2001 yılında denemiş bunu, başaramayınca bir daha denememiş.</p>
<p>Fakat Uludağ geçen yıl o kadar başarılı bir deneme yaptı ki, büfelerde ayaküstü atıştırırken içtiğimiz limonata bir anda <strong>en popüler</strong> şişe içeceklerden biri haline geldi.<span id="more-2178"></span></p>
<p>Ev limonatasına benzemeyecek tabi ki, Domino’s da Roma cafelerinde yediğimiz pizzalara <strong>benzemiyor.</strong> Seri üretimle satışa sunulan bir ürün mecburen uzaklaşır orijinalinden. Önemli olan, <strong>kendine has lezzeti yakalamasıdır.</strong></p>
<p>Uludağ Limonata bunu başardı. Evde yaptığımız limonataya benzemiyor belki ama, kendine has lezzetli bir tat buldu. Bu sayede <strong>%693 ciro artışı sağladı,</strong> marka bilinirliğini belki de birkaç kat yükseltti. <em>(Kesin sonuçlar, firmanın çalıştığı ajans olan <strong>İletişim Reklam</strong>‘dan elde edilebilir sanırım.)</em></p>
<p>Diğer içecek firmaları önce hiç kımıldayamadılar. Çünkü tam yaz mevsimine girerken piyasaya aniden dalan Uludağ, diğerlerinin o pazara girmesine bile fırsat vermemişti. Fakat sezon bitince, <em>“takdir edilen, takdir edilir”</em> atasözünden ilham alan iki firma daha dalıverdi limonata pazarına: <strong>Doğanay</strong> ve <strong>Cappy.</strong></p>
<p>Bu firmalar kadar agresif reklam kampanyalarıyla girmemiş olsalar da, Aroma Limonata, Chat Limonata, Exotic Limonata, Ülker Limonata ve Pınar Limonata da çıkıverdi piyasaya. Bunca yıldır elini taşın altına sokup da piyasaya bir yenilik getirmeyi düşünmemiş birçok şirket Uludağ’ın açtığı limonata pazarına doluşuverdiler.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-2203" title="limonata" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata2.jpg" alt="limonata" width="420" height="279" />Sunpride’</strong>ın ardından en leziz meyve nektarlarını ürettiğini düşündüğüm <strong>Aroma’</strong>nın limonatası, beklediğim kadar başarılı değildi.</p>
<p><strong>Cappy</strong> de “baştan denedik beceremedik; moda olmuşken bi’ daha deneyelim,” diyerek girdi sanırım, herhangi bir yenilik getirmedi.</p>
<p><strong>Chat Limonata&#8217;</strong>yı hiç denemedim.</p>
<p>Yıllardır sadece şalgam suyuyla ismini duyduğum <strong>Doğanay</strong>, pazarda kendine yer bulabilmek için <strong>naneli limonata </strong>fikrini takip etti. Uludağ Limonata&#8217;yı iyice soğuttuktan sonra içine nane atmak yerine Doğanay’ın naneli limonatasını almak daha rahat oldu.</p>
<p><strong>Exotic Limonata </strong>ise piyasadaki en iyi limonata oluverdi. Açıkçası limonatayı şişeleme fikrini de Türkiye’de sıkma meyve suyu üreten tek firma olan Exotic’den beklerdim. Geç kalsalar da tahmin ettiğim kalitede, çok başarılı bir ürün çıkardılar.</p>
<p><strong>Pınar Limonata&#8217;</strong>nın da tadı gayet nefisti ancak o tada sadece satış noktalarını bulabilenler ulaşabildi. Sadece birkaç kez deneyebildim.</p>
<p><strong>Ülker</strong>, “kambersiz düğün olmaz,” düşüncesiyle piyasaya girerken limon kolonyasıyla limonatanın formüllerini karıştırdı sanırım, birkaç yudum denemek uzak durmam için yeterli oldu.</p>
<p>Tüm bu firmalar piyasaya girip pazarını zorlarken, Uludağ da boş durmadı ve kendi ürününde bir geliştirmeye giderek <strong>şekersiz limonata</strong> çıkardı. Ve Uludağ Şekersiz Limonata bu yaz favori içeceğim oldu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2204" title="naneli limonata" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata3.jpg" alt="naneli limonata" width="420" height="315" />Elbette bu kadar firmanın sadece pazara girmesi değildir önemli olan, lezzetin yanında pazarlama ağı da çok önemliydi. Gözlemlediğim kadarıyla pazarlama konusunda Uludağ ve Doğanay çok başarılı oldular, diğerlerini birçok yerde bulamadım. Exotic nev-i şahsına münhasır bir firma zaten, her yerde ürünlerini aramak firmaya hakaret olur fakat Aroma ve Pınar dağıtım ağlarına göre çok yetersiz kaldılar.</p>
<p>Sonuçta, Uludağ’ın yüzlerce yıllık limonatayı şişeleyip satma başarısı, yedi farklı firmaya daha bu krizde pazar imkanı verdi. Benim hoşuma giden de bu. Krizde oturup ağlamak veya devleti suçlamak yerine yeni fikirler ortaya koymak.</p>
<p>Tebrikler Uludağ.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/limonata-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata1-300x200.jpg' length ='13848'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Meşhur Phileas Köftecisi</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/meshur-phileas-koftecisi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/meshur-phileas-koftecisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 20:55:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ali müfit gürtuna]]></category>
		<category><![CDATA[ankaralı namık]]></category>
		<category><![CDATA[ankaralı turgut]]></category>
		<category><![CDATA[ankaralı yasemin]]></category>
		<category><![CDATA[doğan grubu]]></category>
		<category><![CDATA[gıda sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul büyükşehir belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadir topbaş]]></category>
		<category><![CDATA[kemal kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[köfteci]]></category>
		<category><![CDATA[köftecilik]]></category>
		<category><![CDATA[man]]></category>
		<category><![CDATA[mercedes]]></category>
		<category><![CDATA[meşhur köfteci]]></category>
		<category><![CDATA[metrobus]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[phileas]]></category>
		<category><![CDATA[phileas köftecisi]]></category>
		<category><![CDATA[saray muhallebicisi]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[trafik sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1153</guid>
		<description><![CDATA[Bitanecik Başkanım Kadir Topbaş; Seçimlerde rakibiniz Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na oy vermedim. Ankaralı Namık, Ankaralı Turgut, Ankaralı Yasemin derken bir de Ankaralı Kemal çıksın istemedim başımıza. Peki size verdim mi? Yoooo&#8230; Saray Muhallebicisi&#8217;nin önü açılsın diye İstiklal Caddesi&#8217;ndeki ağaçları kestiğinizden beri size de oy yok. Ne kadar dürüstüm değil mi? Ama konumuz farklı bugün. İstanbul&#8217;un dillere destan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1155" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="phileas kofte otobusu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/phileas_kofte_otobusu.jpg" alt="phileas kofte otobusu" width="410" height="246" />Bitanecik Başkanım Kadir Topbaş;</p>
<p>Seçimlerde rakibiniz Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na oy vermedim. Ankaralı Namık, Ankaralı Turgut, Ankaralı Yasemin derken bir de Ankaralı Kemal çıksın istemedim başımıza. Peki size verdim mi? Yoooo&#8230; Saray Muhallebicisi&#8217;nin önü açılsın diye İstiklal Caddesi&#8217;ndeki ağaçları kestiğinizden beri size de oy yok.</p>
<p>Ne kadar dürüstüm değil mi? Ama konumuz farklı bugün.</p>
<p>İstanbul&#8217;un dillere destan trafiğinde beklerken, &#8220;ömrümüzün üçte ikisini E-5 trafiğinde tüketirsek kalan üçte biriyle üçün birini alacak vaktimiz olur mu?&#8221; diye salak salak düşüncelere dalardım eskiden. Ama son zamanlarda sizin metrobüslere bakıp daha farklı düşüncelere dalıyorum.<span id="more-1153"></span></p>
<p>Hocam Phileas&#8217;lar n&#8217;oldu ya? Hani şu metrobüs sisteminin anlı şanlı Hollandalı otobüsleri? Bu otobüsler trafiğe çıkalı o kadar zaman oldu ama kısmet olup da bir tanesini bile göremedim yollarda. Çaktırmadan iade mi ettiniz diye düşünüyordum ama bugün Doğan Grubu&#8217;nun haber sitelerinde bu otobüslerin garaja çekildiğini okudum. Doğan Grubu bir haber yaparsa 10 kez düşünüp 27 farklı kaynaktan araştırmadan inanmam ama bu kez inandırıcı geldi. Var mı aslı astarı? İki günde bozdunuz mu len otobüsleri?</p>
<p>Hacı bu işi ya Mercedes ya da MAN yapar demiştik baştan. Adamlar yıllardır Türkiye&#8217;de trafiğin nasıl işlediğini, halkın hangi mantaliteyle otobüslere tıkıştığını çözdüler. Tutup Amerika&#8217;yı yeniden keşfetmeye, Hollandalı&#8217;ya iş öğretmek için çabalamaya gerek yoktu ki?</p>
<p>Phileas narin, düz yol arabası. Hollanda&#8217;nın düzlüklerinde koltuk sayısı kadar yolcuyla tıngır mıngır çalışır. Ama sen tutup da İstanbul&#8217;un yokuşlarına vurursan bunu içinde 10 otobüslük yolcuyla, 2 günde iflas eder. Zamanında bunların teklifi Ali Müfit Gürtuna&#8217;ya da gelmiş, kabul etmemiş adam. Siz niye kabul ettiniz? Adamı partiden dışlayınca fikirleri de mi dışlanmış oldu?</p>
<p>Bile bile lades olur mu hacı? Bi&#8217; dünya para verdiniz otobüslere, şimdi de hepsini garaja çektiniz. Neymiş, test ediliyormuş. Bu otobüsleri trafiğe çıkarmadan önce bir ay test ettiniz zaten, doğruyu yanlışı anlamadınız mı o süre zarfında?</p>
<p>N&#8217;olcak şimdi? &#8220;Biz bunları yürütemedik, geri alın,&#8221; mı diyeceksiniz Hollanda&#8217;ya? Yoksa yeniden trafiğe sürüp aksak sakat devam ettirecek misiniz seferlere?</p>
<p>Bence danışmanlarınızın süper ticari zekasıyla yapılan anlaşmalar gereğince, siz bu otobüsleri iade edemezsiniz. Trafikte de yürümediğine göre atıl kaldı zavallılar. Açık arttırmayla satışa çıkarmanızı tavsiye ediyorum. Dürüm otobüsü yapalım. Köfteci de olur.</p>
<p>Birine ben talibim. Meşhur Phileas Köftecisi&#8217;ni açarak gıda işine girmeyi düşünüyorum. Neden meşhur derseniz, tüm köfteciler meşhur değil mi zaten? Tabelasında &#8220;meşhur hedehödö köftecisi&#8221; yazmayandan alışveriş yapmıyor benim yüce halkım.</p>
<p>Neyse işin şakası bir yana da, gerçekten ya, satsanıza bana birini? Fiyatta anlaşırsak birden fazla da alabilirim. Yok be, konvoy yapmam, farklı şehirlere kurmayı planlıyorum.</p>
<p>Phileaslı Köfteci Akay ve Torunları! Öff unvana bak, antik çağlardan kopup gelmiş gibi.</p>
<p>Aile salonumuz körüğün arkasındadır. Hep üst katta olacak değil ya babuş, farkımızı görsün millet.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/meshur-phileas-koftecisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/phileas_kofte_otobusu-300x180.jpg' length ='17463'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Nuri Demirağ&#8217;ı hatırlayan var mı?</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/nuri-demiragi-hatirlayan-var-mi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/nuri-demiragi-hatirlayan-var-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 01:45:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrahman demirağ]]></category>
		<category><![CDATA[ağır sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[amsterdam havaalanı]]></category>
		<category><![CDATA[bursa merinos fabrikası]]></category>
		<category><![CDATA[celal bayar]]></category>
		<category><![CDATA[çelik]]></category>
		<category><![CDATA[çimento]]></category>
		<category><![CDATA[çimento fabrikası]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[demir yolları]]></category>
		<category><![CDATA[demokrat parti]]></category>
		<category><![CDATA[dp]]></category>
		<category><![CDATA[elmas paşa çiftliği]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[girişimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[havacılık]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ismet inönü]]></category>
		<category><![CDATA[karabük demir çelik]]></category>
		<category><![CDATA[keban barajı]]></category>
		<category><![CDATA[madencilik]]></category>
		<category><![CDATA[milli kalkınma partisi]]></category>
		<category><![CDATA[mühürdarzade nuri bey]]></category>
		<category><![CDATA[nazım hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[neyzen tevfik]]></category>
		<category><![CDATA[nuri demirağ]]></category>
		<category><![CDATA[öz kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[planör]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[seka kağıt fabrikası]]></category>
		<category><![CDATA[teyyare etüd atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[tez kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[thk]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[türk hava kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede uçak üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[uçak fabrikası]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[yurdda kalkınma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=487</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Avrupa&#8217;dan, Amerika&#8217;dan lisanslar alıp teyyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni yapılan buluşlar ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkta devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika&#8217;nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir.&#8221; Nuri Demirağ &#8220;Nuri Bey iyi söylemişsin, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignleft size-full wp-image-710" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="nuri demirag" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/02/nuri_demirag.jpg" alt="nuri demirag" width="410" height="274" />&#8220;Avrupa&#8217;dan, Amerika&#8217;dan lisanslar alıp teyyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni yapılan buluşlar ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkta devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika&#8217;nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir.&#8221;</em></p>
<p><em>Nuri Demirağ</em></p>
<p><em>&#8220;Nuri Bey iyi söylemişsin, güzel söylemişsin ve muhteşem girişimlerde bulunmuşsun ama bugün kopyacılık diyerek beğenmediğin işleri bile yapamıyoruz biz.&#8221;</em></p>
<p><em>Akay Perker<br />
</em></p>
<p>1886 yılında Sivas&#8217;ın Divriği kasabasında doğan Mühürdarzade Nuri Bey yukarıdaki açıklamalarını yapar ve işe koyulur.<span id="more-487"></span> Ancak cumhuriyetin ilk günlerindeki girişimci işadamı denemeleri, siyaset arenasındaki yetersizliği nedeniyle başarısızlıktan başarısızlığa koşar. Cumhuriyet döneminin önü kesilen, &#8220;gizli güçlerce&#8221; durdurulan ilk girişimcisidir desek yanlış olmaz.</p>
<p>Henüz üç yaşındayken babasını kaybeder, daha okurken iş yaşamına atılır. 17 yaşındayken, okuduğu okulda yardımcı öğretmenlik yapmaya başlar.</p>
<p>Okulunu bitirdiğinde Ziraat Bankası&#8217;nda çalışmaya başlar. Halk açlıktan kırılırken, depolarda çürümeye terk edilmiş olan tahılı sattığı için hakkında soruşturma açılır. (Çünkü devlet buğday turşusunu keşfetmek üzeredir, halk ölse ne olacak?)</p>
<p>Ziraat Bankası&#8217;nda çalışırken Maliye Bakanlığı&#8217;nın açtığı bir imtihanı kazanarak İstanbul&#8217;a geçer, çeşitli kademelerde çalıştıktan sonra maliye müfettişi olur.</p>
<p>Bu esnada memleketteki işgal devam etmektedir. 1918 yılında, bir teftiş sırasında işgalcilerle ilk kez yakinen karşılaşır ve uğradığı hakaretlere dayanamayarak devlet memurluğundan istifa eder. Kendisi Türkiye&#8217;nin ilk liberallerindendir. (İşçi ve emekçi halkım sevmez onun gibisini, pis liboş falan der.) Devlet kademelerinde memur olarak çalışmanın ne kendisine ne ülkesine faydası olmayacağını o gün kesin olarak anlamıştır. Sermayenin ve ticaretin yabancıların elinde olması kimsenin işine yaramayacaktır.</p>
<p><strong>İlk resmi girişimi sigara kağıdı üretimidir.</strong> O günün parasıyla 252 lira eden 56 altını sermaye yaparak sigara kağıdı üretimine başlar. <strong>Türk Zaferi</strong> adını verdiği sigara kağıdı markasıyla, <em>birlik ve beraberliğe her zamankinden çok ihtiyaç duyulan günlerde</em> piyasaya girer ve yerli üretim kağıtlar o kadar tutulur ki, 252 liralık sermayesi üç sene sonra 84.000 lira olur. Mühürdarzade Nuri Bey, artık paranın ve sermayenin gücünü hem anlamış hem ispat etmiştir.</p>
<p>1920 yılına gelindiğinde, Vehbi Koç ile birlikte cumhuriyetin ilk zenginlerinden olan Nuri Bey, demiryollarının ülkeye ne büyük bir katkı sağlayacağını fark eder ve müteahhitliğe soyunur. Fransızların elindeki işlerin ihalelerini daha düşük kâr marjıyla devletten alarak <strong>1926 yılında demiryolu yapımına başlar.</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-714" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="sivas erzurum demiryolu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/02/sivas_erzurum_demiryolu.jpg" alt="sivas erzurum demiryolu" width="410" height="410" />Kısa bir süre içinde Fevzipaşa &#8211; Diyarbakır, Afyon &#8211; Antalya, Sivas &#8211; Erzurum, Irmak &#8211; Filyos hatlarında tam 1.012 kilometlelik demiryolu ağı inşa eder. (Yaptığı demiryolları cumhuriyet döneminin en büyük demiryolu atağıdır,  marşlarda &#8220;demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan&#8221; dizeleriyle eserleri anılır ama onun adını kimse bilmez.)</p>
<p>Bugünün anlı şanlı sanayicilerinin algısının dışında kalan şeyler düşünür, daha 1926 yılında İstanbul&#8217;a bir boğaz köprüsü yapılması gerektiğini söyler. Amerika&#8217;dan uzmanlar getirir, <strong>üzerinden demiryolu da geçen bir köprü projesi çıkarır.</strong> Ancak dört yıl süren çalışmaların ardından hazırlanan proje, <strong>İstanbul&#8217;un görüntüsünü bozacağı iddiasıyla</strong> meclisten(!) döner.</p>
<p>(Daha sonra Atatürk&#8217;ün partisinin başına gelecek olan adam, daha düşük özelliklerde bir köprünün yapımına 41 yıl sonra başlandığında, &#8220;ne gerek var kardeşim, zenginlere hizmet etmekten başka neye yarar?&#8221; diyerek yapanların boğazına sarılacaktır. Bugün de aynı huyu devam ediyor o adamın.)</p>
<p>Yaptığı her proje bir şekilde engellenmesine rağmen yılmaz, ülke genelinde devam eden yatırımların büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyduğunu söyleyerek Keban Barajı fikrini ortaya atar. Kimseye sözünü dinletemez ve <strong>Keban Barajı, onun söylediği tarihten tam 33 yıl sonra yapılır.</strong></p>
<p>Nuri Bey&#8217;in en büyük takıntısı, ülkenin resmi olarak işgal altında olmamasına rağmen ekonominin hala işgal altında olmasıdır. Sermayenin yerelleşmesini,<strong> Türk işadamlarının ortaya çıkmasını istemektedir.</strong> Kendi devrindeki diğer yeni zenginler ithalatla işi bitirirken, Nuri Bey fabrikalar kurmayı ve Türk malı üretimler yapmayı planlar.</p>
<p>Fransızlar tarafından kilosu 33 liradan satılan çimento için oturup hesap yapar, kilosunu 13 liradan satacağını ilan ederek fabrika kurmak için izin ister. <strong>Ancak izin verilmez</strong>.</p>
<p>Nuri Bey, ülkede yabancıların tekelini kırmak için tek başına savaş vermekte, adeta kendini parçalamaktadır. Neredeyse hiçbir projesine teşvik veya destek alamamasına, hatta sürekli engellenmesine rağmen yılmaz.</p>
<p><strong>1930-1938 yılları arasında bir yolunu bularak Karabük Demir Çelik Tesisleri&#8217;ni, İzmit Kağıt Fabrikası&#8217;nı, Bursa Merinos Fabrikası&#8217;nı kurar.</strong></p>
<p>(Fabrikaların yanlış yerlerde kurulması müteahhit Nuri Bey&#8217;in suçu değil, İsmet İnönü ve Celal Bayar arasındaki otorite kavgasının sonucudur. <strong>Suyla ve odunla alakası olmayan İzmit&#8217;e kağıt fabrikası kurulmuş,</strong> bir süre sonra susuz kalıp faaliyeti duran fabrikaya kilometrelerce uzaklıktaki Sapanca Gölü&#8217;nden su getirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca kullanılan tomruklar, Bolu Dağı&#8217;ndan gelmektedir.</p>
<p>Yine İnönü&#8217;nün dayatmasıyla &#8220;güvenlik açısından&#8221; <strong>Karabük&#8217;e kurulan demir çelik fabrikası, demir yataklarına 1.000 kilometre, kömür yataklarına 120 kilometre mesafededir.</strong></p>
<p>İbrahim Ethem Mihrabi&#8217;nin hatıralarında, Bursa Merinos Fabrikası&#8217;nın da Bayar&#8217;ın hatası sonucu yanlış yere kurulduğu iddia edilmektedir. Bayar ve İnönü arasındaki çekişme yıllar sürmüş, Atatürk&#8217;ün ölümünden sonra koltuğu ele geçiren İnönü, Bayar tarafından atanan tüm bürokratları görevden almıştır. Ancak DP ile iktidara gelen Bayar da intikam olarak İnönü&#8217;nün atadıklarını çıkarıp yerine kendi kadrosunu yerleştirmiştir.</p>
<p>Kanunların, yatırımların, fabrikaların temelleri atılırken bir yandan da kadrolaşmanın temeli atılarak gelecek nesillere bu işlerin nasıl yürüdüğü gösterilmiştir.)</p>
<p>Devletin projeleriyle bir türlü yıldızı barışmayan, iktidar kavgaları arasında kendi projeleri gölgelenen Nuri Bey, müteahhitliğin yanına havacılığı ekleyerek Türkiye&#8217;de havacılık sanayiinin temellerini atar.</p>
<p>O günlerde devlet uçak alımı için halktan bağış toplamaktadır. Zenginlerden Vehbi Koç 5.000 lira bağışta bulunarak büyük bir ses getirir. Hemen ardından Nuri Demirağ&#8217;un kardeşi ve ortağı Abdurrahman Naci Demirağ, 50.000 lira bağışta bulunarak bağışın nasıl bir şey olması gerektiğini öğretir. Bu kez gözler kardeşinden daha zengin olan Nuri Bey&#8217;e çevrilir. Ancak Nuri Bey, &#8220;ben size para vermeyeceğim, uçak da almayacağım. Ben bu ülkeye bir uçak fabrikası kuracağım,&#8221; diyerek uçak almaya bile parası olmayan bir devlete son derece ütopik gelen bir vaatte bulunur.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-713" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="gok okulu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/02/gok_okulu.jpg" alt="gok okulu" width="410" height="354" />Tutar Beşiktaş&#8217;ta uçak fabrikası kurar (Teyyare Etüd Atölyesi) ve yolcu uçağı üretmeye başlar.</strong> Atölye olarak kurduğu fabrika kısa sürede o kadar gelişir ki, bu kez Yeşilköy&#8217;de Elmas Paşa Çiftliği&#8217;ni havaalanı yapmak için satın alır. O dönemde Avrupa&#8217;nın en modern havaalanı olan Amsterdam Havaalanı&#8217;nı inceleyerek 1.000 x 1.300 m ebatlarında bir piste sahip olan bir örneğini buraya yaptırır.</p>
<p>Nuri Bey&#8217;in girişimleriyle gerçekleşen yerli yatırımlar bazılarının canını sıkmaktadır. Ancak bir türlü durduramazlar. 1938 yılında Türk Hava Kurumu Nuri Bey&#8217;e 10 okul uçağı ve 65 planör siparişi verir. 1941 yılında tamamlanan ürünlerle, tamamen Türk mühendis ve işçilerinin eseri olan <strong>Nu.D.38</strong>&#8216;ler Türk semalarında uçuşlara başlar.</p>
<p>Ağustos 1941&#8242;de ilk uçuş, Nuri Bey&#8217;in doğduğu yer olan Sivas&#8217;ın Divriği ilçesine yapılır. Medyanın olumsuz tutumuna ve meclisin engelleme çabalarına rağmen halk bu işi o kadar sever ki, fiili işgalde gösterdiği direnişe rağmen ekonomik işgale tam teslimiyet gösteren halkı uyandırmak isteyen Nuri Bey, deneme uçuşlarının sayısını yükseltir.</p>
<p>Nu.D.38 tipi uçaklar, çift pilot kumandası bulunan altı kişilik çift motorlu yolcu uçaklarıdır ve saatte 325 km sürate, 1.000 km menzile sahiptirler.</p>
<p>Avrupa&#8217;da büyük yankı uyandıran Türk uçakları birçok ülkeden sipariş alırken, THK verdiği siparişleri iptal eder. İki ayrı mahkemede bilirkişilerin hazırladığı olumlu raporlara rağmen ödeme yapılmaz ve uçaklar alınmaz. Emekleri yine boşa giden Nuri Bey&#8217;e atılabilecek en büyük kazık, kendi ülkesi tarafından atılmıştır.</p>
<p>(Nuri Bey, demiryolları işinden kazandığı 11 milyon lirayla, cumhuriyetin ilk milyoneri olmuştur. Bu para bana yeter diyerek köşesine çekilebilir ve tüm yaşamını bolluk içinde keyifle geçirebilirdi. Daha fazla para kazanmak isteseydi, yabancı sermayenin tekelini kırıp Türkiye&#8217;nin kalkınmasına çabalamak yerine herkesle iyi geçinerek nesildaşı Koç gibi sadece ithalat yapardı ve parasına para katardı.</p>
<p>Ama onun asıl istediği Türkiye&#8217;de sanayiinin gelişmesiydi. Bunun için çabaladı, kazandığı milyonlarca lirayı bunun için harcadı.</p>
<p>Uçak almaya parası olmayan bir ülkede, ithal edilen uçakların kullanabilmesi için havaalanı kurup Türk Hava Kurumu&#8217;na tahsis etti. Uçakları uçuracak pilot yoktu,<strong> pilot okulu kurdu.</strong> Yabancı tekelini kıralım, kendi ülkemize ait uçaklarımız olsun dedi, <strong>uçak fabrikası kurdu</strong>. Ama yine yaranamadı ülkesine.)</p>
<p>Uçak sevdasına da bin türlü engel koyulan Nuri Bey, bu esnada bir fırsat bulur ve daha önce izin alamadığı çimento fabrikası için sekiz yıl sonra izin kopararak fabrikayı Sivas&#8217;ta inşa eder.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-716" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="nud38" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/02/nud38.jpg" alt="nud38" width="410" height="326" />Nuri Bey&#8217;in bireysel havacılık sanayiisi THK tarafından verilen siparişlerin iptal edilmesiyle önce maddi zarara uğratılır, ancak bir türlü sindirilemeyen ve parası tükenmeyen adamı durdurabilmek için yeni bir proje geliştirilir. <strong>Çünkü dünya uçak standartlarında A Sınıfı&#8217;na dahil olan çift motorlu Nu.D.38</strong>&#8216;ler Türkiye&#8217;de müşteri bulamasalar da, Fransa, İspanya gibi Avrupa ülkelerinden siparişler almaya devam etmektedir. Fabrikasının, atölyesinin ve havaalanının bulunduğu alanlar birbiriyle alakasız yerlerde olmasına rağmen çeşitli bahaneneler bulunarak istimlak edilir. İstimlak edilen arazilerin ödemesi için, devletin parasının olmadığı gerekçesiyle 20 yıl vade verilir. Uzun süre çabalamasına rağmen istimlak edilen arazilerinin parasını tahsil etmeyi başaramaz.</p>
<p>Aynı dönemde, sadece ithal paraşütlerin satıldığı ülkemizde <strong>kaliteli paraşütler üretmeye başlayarak</strong> bir yabancı tekelini daha kırmayı başarır.</p>
<p>Devletin baskıları sonucunda uçak fabrikasını kapatmak zorunda kalan Nuri Bey, bu kez de elindeki uçakları kullanarak <strong>Gök Okulu adıyla bir okul açar</strong> ve gençlerin havacılığı öğrenmesi için emek verir.</p>
<p>Ancak Nuri Bey bakar ki bu iş böyle olmayacak, siyasete girmeye karar verir. Ticarette tekelleri yıkma hedefiyle çalışan ve bunu bir nebze başararak yerli sanayiiye öncülük eden büyük girişimci, bu kez siyasette tekelleri yıkmaya karar verir ve <strong>Milli Kalkınma Partisi&#8217;ni kurarak çok partili sisteme geçişin temellerini atar.</strong> 1946&#8242;da yapılan seçimlere katılır ancak başarılı olamaz.</p>
<p>Ticarette hükümetin önemini kavrayarak siyasete girişen Nuri Bey, siyasette de medyanın önemini kavrayınca gazete kurmaya karar verir. <strong>100.000 baskı kapasiteli bir matbaa kurarak</strong> kendi haftalık gazetesini çıkarmaya başlar. Gazeteleri kapatıldıkça yenisini açar. Önce Yurdda Kalkınma, sonra Tez Kalkınma ve son olarak da Öz Kalkınma gazetelerini çıkararak partisini desteklemeye çalışır. <strong>Yanına bir de radyo istasyonu kurmak ister ama bir türlü izin alamaz</strong>. Türkiye&#8217;nin ilk özel radyosunun kurulmasına daha 50 sene vardır, Nuri Bey&#8217;e mi kalmış onu kurmak?</p>
<p>MKP işe yaramayınca, DP listelerine yazılır ve 1954 seçimlerinde milletvekili seçilerek meclise girmeyi başarır. Yaptığı konuşmaların neredeyse tamamı birer bomba niteliğindedir. Demokrasinin kötüye gittiğini söyler, kimse umursamaz ama üç yıl sonra dedikleri çıkar ve DP kapatılır. Gerçi Nuri Bey, partinin kapatıldığını görecek kadar yaşayamamaz; 13 Kasım 1957&#8242;de vefat eder ve <strong>piyasada at koşturmaya çalışan Türk görünümlü Yahudilerin dizginleri de böylece serbest kalır.</strong></p>
<p>Siyaset ve ticaretle birlikte sanat ve tarihle de ilgilenen Nuri Bey, <strong>Nazım Hikmet ve Neyzen Tevfik&#8217;e ev almış,</strong> 43 tarihi çeşmeyi restore etmiş, bir o kadar çeşme, yurt, okul yaptırmıştır. Eserlerinin hiçbirine bina  boyunda tabela asıp ismini yazdırmadığı için &#8220;ünlü hayırseverler&#8221; listelerine girmemiş, bunu hiç düşünmemiştir.</p>
<p>28 Aralık 1939&#8242;da cumhuriyet döneminin ilk büyük depremi Erzincan&#8217;da yaşanır. Evindeki tüm gıda maddelerini ve giyecekleri yüklenip bölgeye varan ilk yardım ekibi olarak Erzincan&#8217;a koşar. Enkazlarla, yaralılarla bizzat ilgilenir, <strong>evlerini kaybedenler için prefabrik evler yapar</strong>. Bildiğim kadarıyla Kızılay 1999&#8242;da becerdi o işi.</p>
<p>Nuri Bey, İstanbul Üniversitesi&#8217;nde <strong>uçak mühendisliği</strong> bölümünün açılması için öncülük eder, Sivas&#8217;ta kurmayı planladığı <strong>Gök Üniversitesi ve 100.000 kişilik sanayi kenti</strong> için hükümetten izin alamaz, her şeyi hazırlanmış olan projeler dosyalarda kalır&#8230;</p>
<p>Durmaz, ölümünden sonra da durmak istemez. 40 yaşına bastığında bir bağış belgesi yazdırır. Belgede, <em>&#8220;var olan ve yaşamımın sonuna kadar çalışmamdan elde edilecek olan kişisel servetimden aile ve evlatlarımın orta halde geçimlerine yetecek ve yavrularımın yüksek öğrenim masraflarını sağlayacak tutar çıkarıldıktan sonra yaşarken yapmaya başarılı olamayacağım yararlı kuruluşlar meydana getirmek ve sürdürmek koşuluyla kişisel servetimi bağışladım,&#8221;</em> yazmaktadır.</p>
<p>Yıllar önce yaptıkları bugün kullanılan, düşündükleri bugün hayata geçirilen ve hala hayata geçirilmek üzere bekleyen fikirleri olan bu dev girişimciye gereken saygıyı göstermek bir yana, bugün ismini bile hatırlamamak, hakaret etmek değil de nedir?</p>
<p>Vasiyetini yerine getirmediniz, o öldükten sonra bıraktığı bağışlarla ne bir kilometre ray döşediniz ne de uçak yapmayı düşündünüz. Onun ihtiyacı yok sizin övgünüze ama hiç olmazsa bir havaalanına, bir okula adını verseydiniz be! Sivas Havaalanı&#8217;na onun ismini vermek istediklerinde hükümet kulak tıkadı bu isteğe, bilmiyorum nedendir&#8230;</p>
<p>Ölümünden sonra bile gerekli saygıyı göremeyen, ömrünü ve tüm servetini adadığı ülkesi tarafından bir anma günü, bir fatiha bile çok görülen bir adamdır Nuri Demirağ. Çünkü bizde sadece iki kişi kutsaldır, sadece onların isimleri verilir okullara, meydanlara&#8230; Diğerlerinin bir önemi yoktur, olamaz. Atatürk Havalimanı, İnönü Caddesi demek varken Demirağ Lisesi yapmak hiç yakışır mı böyle bir topluma?</p>
<p>Sonra da tutup sanayiiden, gelişmeden şundan bundan bahsedilir, Kırım Yahudilerinin ithalatları ve Türk işçisini Avrupa markalarına pazarlamaları gelişme olarak lanse edilir.</p>
<p><strong>Geçmişine saygısı olmayan bir ülkenin geleceği olabilir mi?</strong></p>
<p>Resmi ideoloji, resmi tarih ve milli eğitimin gerçek anlamı, bu insanlar tarihin tozlu sayfaları arasından bulunup çıkarıldıkça daha iyi anlaşılacak.</p>
<p>TCDD hızlı tren için isim bulma yarışması başlatmış. Sevimli görünecekler halka, bize fikrimizi sorduğu için hepimiz çok sevip bağrımıza basarız artık TCDD&#8217;yi. Ama hiç sormayın halka, bari hızlı trene hak eden adamın ismini verin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/nuri-demiragi-hatirlayan-var-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/02/nuri_demirag-300x200.jpg' length ='16790'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de malt içeceği pazarı</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/turkiyede-malt-icecegi-pazari.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/turkiyede-malt-icecegi-pazari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2008 03:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[efes pilsen]]></category>
		<category><![CDATA[f5]]></category>
		<category><![CDATA[fayrouz]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[malt içeceği]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[ritmix]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[tuborg]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=428</guid>
		<description><![CDATA[Freşa&#8217;nın meyveli soda başarısından ve tüm soda üreticilerini peşinden sürüklemesinden sonra yenilikler aramaya başladı içecek sektörü. Önce Fanta Tropik çıktı ki gerçek bir faciaydı. Karışık meyveli gazoz dediler, Coca Cola Company&#8217;nin reklam gücüne rağmen tutunamadı ve yok oldu. Sonra Türkiye&#8217;nin uzman malt içeceği üreticisi Anadolu Grubu, Ritmix&#8217;i çıkardı. Büyük promosyonlar, reklam kampanyaları yaptılar ama yürütemediler. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-429" style="margin: 10px; float: left;" title="fayrouz" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/fayrouz.jpg" alt="" width="410" height="354" /></p>
<p>Freşa&#8217;nın meyveli soda başarısından ve tüm soda üreticilerini peşinden sürüklemesinden sonra yenilikler aramaya başladı içecek sektörü.</p>
<p>Önce Fanta Tropik çıktı ki gerçek bir faciaydı. Karışık meyveli gazoz dediler, Coca Cola Company&#8217;nin reklam gücüne rağmen tutunamadı ve yok oldu.</p>
<p>Sonra Türkiye&#8217;nin uzman malt içeceği üreticisi Anadolu Grubu, Ritmix&#8217;i çıkardı. Büyük promosyonlar, reklam kampanyaları yaptılar ama yürütemediler. İşin komik yanı Efes Pilsen&#8217;in sahibi Anadolu Grubu&#8217;nun Ritmix ile açtığı yeni sektöre, Tuborg&#8217;un sahibi CBC Group&#8217;un F5 ile balıklama dalmasıydı. Yapılan yatırımlar, milyonlarca YTL&#8217;lik reklam boşa gitti, ikisi de sessizce çekildiler piyasadan.<span id="more-428"></span></p>
<p>Fakat sanki bu işin Türkiye&#8217;de tutması bir ölüm kalım meselesiymiş gibi, bu kez de Fayrouz girdi piyasaya.  Ritmix ve F5 gibi reklam yapmadılar, ya o kadar güçleri yoktu, ya da bu işin tutmayacağını bile bile girmişlerdi. İkisi de başarısız bir pazar planlaması ve yönetimi anlamına gelir gerçi.</p>
<p>Birisi kalkıp bu girişimci firmalara Türkiye&#8217;de bira tüketiminin yüksek olmasının nedeninin biranın ucuz fiyatı olduğunu söylemeyecek mi? Bu insanların birayı malt içeceklerini çok sevdikleri için değil, ucuz olduğu için içtiğini ne zaman anlayacaklar ki? Pazar araştırması yaparken buna dikkat eden yok mu?</p>
<p>Malt içecekleri Türkiye&#8217;de tutmadı, kolay kolay da tutmaz.</p>
<p>Bu firmalar Ritmix, F5, Fayrouz için yatırım yapıp daralan pazarı yeni ürünlerle genişletmeye çalışırken Uludağ kalktı yüzlerce yıldır büfelerde bardakla satılan ve restoranda, lokantada, büfede, evde içilen limonatayı şişelemeyi akıl etti. İnovasyon dediğimiz şey illa ki pazara yeni ürün sokmak değil, pazardaki ürünlerden birinin imajını yükseltmek de aynı görevi görür. Malt içeceği üretenlerin bir yılda harcadığı parayı harcadı belki Uludağ, ama onların 5 yılda satamadığını sadece geçtiğimiz yaz içinde sattı.</p>
<p>Ben Uludağ Limonata reklamını hiç görmedim televizyonlarda. Reklam yaptığını biliyorum, hatta reklam filmleri için başarısız diyenler oldu. Bununla birlikte Ritmix&#8217;in Şahan Gökbakar&#8217;lı, F5&#8242;in internet cafe temalı reklamları hala aklımda. Fayrouz da beleş sponsorluk peşindeydi, yarışlarda falan görmüştüm.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen içecek dünyasındaki inovasyon yarışını kazanan Uludağ oldu.</p>
<p>Önemli olan hitap edilen kitlenin zevkine uygun üretim yapmak, gerisi kendiliğinden gelir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/turkiyede-malt-icecegi-pazari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babalar gibi satalım!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/babalar-gibi-satalim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/babalar-gibi-satalim.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 08:22:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[porno dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/index.php/2008/08/13/babalar-gibi-satalim/</guid>
		<description><![CDATA[Sayın bakanım, Biliyorum ve takdir ediyorum; satmayı çok seviyorsunuz. Uzman bir pazarlamacı, usta bir özelleştirmeci, cömert bir paylaşımcısınız. Size bir anımı anlatmak istiyorum! Birkaç gün önce yanımda bir arkadaşımla 2 ayda bozulan Samsung marka DVD sürücümü değiştirmek üzere Kadıköy&#8217;deki Yazıcıoğlu&#8217;na gittik. (Bu arada monitörde mükemmel olan Samsung, DVD konusunda çok başarısız. Bence Samsun&#8217;u bunlara satalım, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın bakanım,</p>
<p>Biliyorum ve takdir ediyorum; satmayı çok seviyorsunuz. Uzman bir pazarlamacı, usta bir özelleştirmeci, cömert bir paylaşımcısınız. Size bir anımı anlatmak istiyorum!</p>
<p>Birkaç gün önce yanımda bir arkadaşımla 2 ayda bozulan Samsung marka DVD sürücümü değiştirmek üzere Kadıköy&#8217;deki Yazıcıoğlu&#8217;na gittik. (Bu arada monitörde mükemmel olan Samsung, DVD konusunda çok başarısız. Bence Samsun&#8217;u bunlara satalım, fabrika kursunlar ama adam gibi DVD sürücü üretsinler.)</p>
<p>Neyse, konuya dönelim. Kartvizit ve el ilanı dağıtan gençleri bilirsiniz. Hani şu İngilizce kursu ilanları dağıtan ve &#8220;I know English, you motherfucker!&#8221; dediğinizde yolunuzdan çekilenler gibi. Buna benzer bir genç önümüzü kesti ve birer kartvizit tutuşturdu elimize. Melissa mıdır, Maria mıdır, ismini hatırlamadığım bir masaj salonunun kartviziti. &#8220;Nedir bu dostum?&#8221; dedim. &#8220;Masaj salonu abi, bekleriz&#8221; dedi. &#8220;Hizmet nasıl?&#8221; dedim. Göz kırparak &#8220;%100 hizmet var abi&#8221; dedi. &#8220;Ulan ben sivil polis olsam n&#8217;apardın?&#8221; dedim. &#8220;İndirim yapardım hahaha&#8221; dedi. Sonra detayları konuştuk.  Detayları burda anlatmak olmaz şimdi ama kızlardan birini özellikle tavsiye etti, sanırım kartvizitleri dağıtması için ödeme olarak o kızı vermişler.</p>
<p><span id="more-309"></span>Saptık yine. Yau hocam şimdi bakıyorum da, bu işi yapmak yasaksa bunlar nasıl bu kadar pervasız davranabiliyor? Sadece Kadıköy &#8211; Acıbadem arasında, Yeldeğirmeni civarında bu işi yapan yığınla ev, masaj salonu vs. mevcut. Bunların ne iş yaptığını herkes biliyor mu? Biliyor. Şehrin her duvarında &#8220;Bel fıtığı: 05xx xxx xx xx&#8221; numaraları var mı? Var. Bu fıtık doktoru arkadaşlar Rus ve Ukrayna asıllı hemşiraanımlarla sağlamıyorlar mı tedaviyi? Evet. Arkadaşlık sitelerinin özel mesaj kutuları pazarlıklarla dolu mu? Dolu. Öyle mi? Öyle.</p>
<p>Bakın kapitalizmin ticari yaşama getirdiği en büyük getirilerden biri markalaşmak oldu. Markasına değer vermeyen ayakta kalamaz. Mahalle bilgisayarcılarını PC Gold, Vatan gibi markalar batırdı. Onları da Mediamarkt gibi markalar batıracak. Dünyanın geneli gibi markalar da globalleşecek. Don Quijote&#8217;nin kendi yağında kavrulanları, yeldeğirmenlerinin küresel markaları temsil ettiği bir yüzyıla girdik.</p>
<p>Afedersiniz ama kaldırım orospusu diye bir şey kalmadı, farkında mısınız? Bostancı &#8211; Kartal arası sahildeki adları bilinmeyen taş gibi hatunlar ortadan kayboldu. Siz bunun bir devlet başarısı olduğunu düşünmüyorsunuz değil mi? Bence de düşünmeyin. Çünkü onlar bizim KOBİ&#8217;lerden bile önce kavradılar markalaşmanın önemini. Kafası çalışan masaj salonu, temizlik şirketi açıp yönetmeye, kafası çalışmayan da bu &#8220;şirketlerde&#8221; çalışmaya başladı. Komisyon veriyor, kâr marjı düşüyor ama kafası rahat, güvenli bir ortamda çalışıyor. Büyük kârlar, yüksek kazançlar mazide kaldı, global ekonomide buna yer yok.</p>
<p>Rusya&#8217;dan, Ukrayna&#8217;dan, Bulgaristan&#8217;dan çılgın bir ithalat var. Pazar çok karışık. İnsanlar birbirini yiyorlar, manken olma hevesiyle gelen salak kızlar tavanaralarında, kamyon dorselerinde yurdum ayısına pazarlanıyorlar. Ne onları bu hayvanların hayvanlıklarından, ne de bizim hayvanları onların hastalıklarından koruyacak bir STK var. Bu işe bir çözüm lazım.</p>
<p>Kontrollü suç güzeldir. Las Vegas&#8217;ın kurulması New York&#8217;taki suç oranını ne kadar düşürdü bilirsiniz. Keza Amsterdam&#8217;daki Red Light District&#8230; İnsanoğlu zaten suç işlemeye can atan bir ırk.</p>
<p>Adamlar dedi ki, &#8220;bu eşekler zaten New York&#8217;ta kadın, uyuşturucu, alkol kaçakçılığı yapıyorlar. Bizim polisimiz de devletin verdiği maaşın kat kat fazlasını bu heriflerden rüşvet olarak kazandığı için suça göz yumuyor. Bari bunlara bir yer tahsis edelim, yaptıkları tüm işi de serbest bırakalım, gitsinler orada birbirlerini yesinler, hem kontrol etmiş hem vergi almış oluruz.&#8221;</p>
<p>Gittiler çölün ortasına Las Vegas diye bi şehir kurdular, &#8220;alın burda tepişin&#8221; dediler. Yurt genelinde ithal alkolü de serbest bırakınca onlarca suç örgütü çöktü, suç oranları dibe vurdu.</p>
<p>Üstelik deli gibi de döviz kazandılar, Las Vegas&#8217;ın ışıkları dünyanın her köşesinden salak zenginleri topladı. Kelebeklerin ateşin ışığına koşup çıtır çıtır yanması gibi, kumar meraklısı züppeler de Las Vegas&#8217;ın ışıklarına koşup masanın her zaman kazandığını öğrenerek yandılar.</p>
<p>Hollanda ne yaptı? Eskiden gemicilere hangi evde ne iş görüldüğünü ifade etmek için kullanılan kırmızı ışıkların en yoğun olduğu bölgeyi seks turizmine açtı. Gelin lan, dedi &#8220;burada her şey serbest.&#8221;</p>
<p>Siz bunları zaten bilirsiniz, benim demek istediğim başka. Madem bu iş olacak, bari yasal olsun. Düzgün bir kontrol mekanizması olsun, vergi kaçıran cezalandırılsın. İthalatımız belli olsun, Rusya&#8217;yla ticaret hacmimiz artsın. Bu iş yasallaştırılıp vergiye zorlanırsa, haksız rekabete sinirlenen bütün yasal pezevenkler bu işi gizli saklı yapanları ihbar ederler zaten. Faturaya %25 eğlence vergisi, %18 KDV, %10 özel &#8220;iletişim&#8221; vergisi falan eklenir, herkes rahat eder. Anonim şirketlerin en az bir avukat ve mali müşavirle çalışmak zorunda olmaları gibi, bunlar ayrıca bir de özel doktorla çalışsınlar. Jinekologlarımıza yeni bir istihdam kapısı açılsın.</p>
<p>Olmuyor hocam, insanın gücüne gidiyor. Biz bu çılgın rekabet ortamında bir yandan çalışırken bir yandan da sermayeye, personele, reklama para harcayıp üzerine bir de KDV, ÖİV, Gelir Vergisi, stopaj, Bağkur, SSK falan derken yığınla vergi ödüyoruz, adam orda iki yatak iki de kadın koyduğu evden vergisiz harçsız dünyaları kazanıyor. Biz işçinin maaşını geciktirirsek grev yapıyor, o adamın işçiyi ölüm tehdidiyle çalıştırdığını müşterisi bile bilmiyor. Olmaz! Haksız kazanç var. Bu işe dur demek lazım.  Profesyonellik şart!</p>
<p>Bu, işin devlete düşen kısmı. Müşterilerin dileklerini bir sonraki mektubumda belirtirim.</p>
<p>Hayırlı işler, başarılı satışlar dilerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/babalar-gibi-satalim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teknik servis tecrübesi olan cesur girişimci aranıyor!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/teknik-servis-tecrubesi-olan-cesur-girisimci-araniyor.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/teknik-servis-tecrubesi-olan-cesur-girisimci-araniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 May 2008 21:32:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[ev aletleri]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ithalat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/index.php/2008/05/29/teknik-servis-tecrubesi-olan-cesur-girisimci-araniyor/</guid>
		<description><![CDATA[Toplumun Çin mallarına düşman kesilmesinin nedeni sadece Çinliler mi? Yoksa aynı fabrikanın ürettiği aynı ürünü farklı markalar altında Türkiye&#8217;ye getirip satmaya çalışanlar mı? Ayrıca siz değerli tüketiciler, bunca zaman &#8220;markası önemli değil, ucuz bi&#8217;şey olsun&#8221; diyerek yönlendirmediniz mi bu firmaları Çin üretimine? Türkiye&#8217;de üretilenden bile kalitesiz bir malı Çin&#8217;den getirmek sadece firmaların suçu değil, talebi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="utu yapmak yorucudur" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/05/utuyapankadin.jpg" alt="utu yapmak yorucudur" hspace="5" vspace="5" width="200" height="291" align="left" />Toplumun Çin mallarına düşman kesilmesinin nedeni sadece Çinliler mi? Yoksa aynı fabrikanın ürettiği aynı ürünü farklı markalar altında Türkiye&#8217;ye getirip satmaya çalışanlar mı? Ayrıca siz değerli tüketiciler, bunca zaman &#8220;markası önemli değil, ucuz bi&#8217;şey olsun&#8221; diyerek yönlendirmediniz mi bu firmaları Çin üretimine? Türkiye&#8217;de üretilenden bile kalitesiz bir malı Çin&#8217;den getirmek sadece firmaların suçu değil, talebi başlatan sizdiniz! Hem ortalık birbirinin kopyası gudik ürünlerden geçilmiyor, hem de Türkiye&#8217;de istihdam sıkıntısı yaşanıyor, gidip Mao&#8217;nun küllerine mi tükürelim bunun için?</p>
<p>Neyse, konumuz bu değil&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;de elektrikli küçük ev aletleri diye bir sektör var. Cıvır cıvır marka kaynayan bu kadar kalabalık bir sektör daha yoktur. Markalar hep birlikte doluştukları için sektöre sığamadılar ve ağlaşıp duruyorlar ama sabredip de yazının sonunu getirebilirseniz kuruduğu düşünülen bu sektörde hala taze kalan bakir pınarlar olduğunu siz de keşfedeceksiniz.</p>
<p><strong>Önce markaları tanıyalım:</strong></p>
<p><strong>1. Lig:</strong> Braun, Krups, Moulinex, Tefal</p>
<p><strong>2. Lig:</strong> Arnica, Arzum, Aura, Blue House, Conti, Dada, Elta, Fakir, Fanset, Felix, İhlas, King, Lider, Minton, Raks, Rowenta, Sinbo, Zass</p>
<p><strong>Yeni Başlayanlar:</strong> Mert Çelik, Sunny, Mehtap, Daewoo (Bunlardan biri çelik tencerelerin yanına, biri teflon tencerelerin yanına, biri elektronik ürünlerin yanına, diğeri de otomobillerin (oha) yanına monte etmeye çalışıyor küçük ev aletlerini)</p>
<p>Bir de hem beyaz eşya hem küçük ev aletleri sektöründe faaliyet gösterenler var: Arçelik, Beko, Bosch, Eminçelik, Regal, Vestel gibi&#8230;</p>
<p><span id="more-291"></span>Ne iş yapar bu markalar? Ürün yelpazelerinin büyük çoğunluğunu Çin&#8217;den ithal eder, kalanını da burada ortaklaşa imal etmeye çalışırlar. Ortaklaşa diyorum, çünkü saydığım 30 civarında markanın hiçbiri Türkiye üretiminin tamamını kendi başına yapabilecek kapasiteye sahip değildir. Türkiye&#8217;de Philips&#8217;in halı yıkama makinelerini üreten fabrikanın kendi markası olan Arnica&#8217;ya Çin malı muamelesi yapılır. En eğlenceli sektörlerden biridir ev aletleri sektörü. 15 marka birden tutar Çin&#8217;de aynı fabrikaya aynı ürünü yaptırır, vitrinler birbirinin kopyası olan ürünlerde dolup taşar. Sonra da şikayetler başlar: &#8220;Piyasa çok kötü, satış yok.&#8221; E hocam bu ülkede bir günde 1.000 kırmızı saç kurutma makinesi satılıyorsa 15 marka birden doluştuğunda 15.000 kırmızı saç kurutma makinesi yapar bu. Git mavisini getir, yeşilini getir?</p>
<p>Bu sektörün en büyük handikapı son kullanıcının ihtiyacına göre değil kendi kafasına göre ithalat yapmasıdır. İthalatçı / fabrika malı ithal eder, ana bayisine yığar. Ana bayi toptancıya verir, toptancı ara toptancıya gönderir, ara toptancı da mağazalara dağıtır. Sonra beklerler ki Akay gelsin kırmızı saç kurutma makinesi alsın. Yok yeeaa? Akay n&#8217;apar? &#8220;Benim kafam kel olm n&#8217;apcam saç kurutma makinesini, tost makinesi almam lazım&#8221; der, ama bi&#8217; bakar ki tost makinelerinin de birbirinden farkı yok. Mağaza bu kez Ceyda&#8217;ya yönelir; ama Ceyda yeşil saç kurutma makinesi istemektedir, 15 markanın hepsi birden aynı kırmızı makineyi satmaya çalıştığı için Ceyda %47 fazla ödeyip Tefal&#8217;in yeşil saç kurutma makinesini alır.</p>
<p>Satışlar durur. Mağaza satış yapamadığı için toptancısına ödeme yapamaz. Ara toptancı toptancıya, toptancı ana bayiye, bayi fabrikaya derken hep birlikte Çin&#8217;e savaş açılır. (Bahçıvanı karıştırma!) Piyasa durgunlaşır, hükümet bir ürün kalemine daha kota getirir, ama karbon kopya misali çalışan bu firmalar bin türlü kampanya ve indirime rağmen satış olmadığından yakınırken üst kategoridekiler kendi mallarını daha yüksek fiyatlarla rahat rahat satmaya devam ederler.</p>
<blockquote><p>Hey! Ben müşteriyim! %30 indirim ve 32 taksit değil, kaliteli ürün istiyorum. 17 YTL&#8217;ye kettle alıp 7 ay sonra çöpe atmaktansa 47 YTL&#8217;ye kettle alıp 3 yıllık garantisi dolana kadar kullanmak istiyorum. İşte o yüzden sizin ürünlerinizden köşe bucak kaçıyorum.</p></blockquote>
<p>Aslında konu o değil. Konu, bu firmaların teknik servisleri. Türkiye&#8217;de elektrikli küçük ev aletleri sektörüne hizmet veren 350 civarında teknik servis var. Oturup bu markaların teknik servis listelerini incelerseniz, birçoğunda aynı servisleri görürsünüz. Adam açar ufak bir dükkan, tutar 25 markaya birden teknik servis hizmeti verir.</p>
<p>Ancak bu teknik servislerin birçoğuna kullanıcı girmek bile istemez. Pistir çünkü; 10 yıldır değişmeyen halıflekslerin üzerindeki bol şekerli Rize çaylarının ve Tekel 2000&#8242;lerin imzaları gözlerinizi şenlendirirken, manzarayı arka odadan gelen lehim ve plastik kokusu ve her yere sinmiş olan bayat çay ve sigara kokusu tamamlar.</p>
<p>10 dakika önce fabrikayla kavgasını tamamlamış olan usta ikinci raundu sizinle yapmaya hazırdır. Ütüyü bozduğunuz için kızar, rengi atmış halıflekslerin üzerinde güreş tutarsınız.</p>
<p><strong>Sermayesi olup da nereye yatıracağına karar verememiş olan girişimcilere sesleniyorum!</strong></p>
<p>Teknik servis zinciri kurun. <strong>Teknikk</strong> diye bir marka oluşturun. &#8220;Son harfi şeddeledim marka yaptım, modaya uydum&#8221; diye hava atarsınız hem.</p>
<p>70 m² yeterlidir bir teknik servis için. Gidin tüm Türkiye&#8217;yi gezin. Teknik servislerle konuşun, dertleşin. Halıflekslere bir çay da siz dökün, değiştireceksiniz zaten. Her şehirde, uygun bulduğunuz yerlere ofislerinizi açın. Tabelanızdan ofisteki halıfleksin rengine kadar, personelin önlüğünden dağıtacağınız kartvizitlere kadar uyum içinde yaşayan bir kurum kimliği oluşturun. On yüz bin milyon renkli selefon kaplama kartvizitler bir statü belirtisi değil, imaj komedisidir, ciddi ve kaliteli bir kartvizit tasarlayın. Zaten gidin bir reklam ajansıyla anlaşın bu iş için, anlaştığınız ajansın işine de karışmayın. Sizin için en iyisini düşünür onlar, &#8220;logoyu biraz büyütelim&#8221; diye grafikerlerin boğazına çökmeyin.</p>
<p>Kurum kimliğimiz oturdu mu? Güzel&#8230;</p>
<p>Şimdi gidip bir web yazılım firmasıyla anlaşın. Size web tabanlı bir proje yazsınlar. Hangi bayinizde ne kadar stok olduğu bilgisinden, en çok arıza çıkaran şehrin hangisi olduğu istatistiğine kadar her şeyi görebileceğiniz bir sistem yazdırın. Bayilerinizin her birine birer şifre verin ve tüm bayilerinize bilgisayarın varolma amacının solitaire ve pornografi olmadığını, bazen iş için de kullanılabileceğini anlatarak ihtiyaç duyulan bilgileri aksatmadan sisteme girmelerini sağlayın.</p>
<p>Sistemin kullanıcı arayüzü adam gibi çalışsın. Müşteriler kendilerine en yakın teknik servisi buradan bulsunlar, arızalı ürünlerini buradan bildirsinler, en yakın bayiniz de bir görevlisini gönderip arızalı malı aldırsın ve tamirden sonra eve geri göndersin mesela.</p>
<p>Kurum kimliğinizi güzelce oluşturduktan sonra, çiçeği burnunda bayileriniz için bulunduğunuz şehirde bir toplantı düzenleyin. Eğitim verin, müşteriyle güreş tutulmayacağını, ütüyü bozduğu için fırçalanan müşterinin, eğer o ütü bozulmasa size para kazandırmayacağını anlatın. Çayın halıfleksler tarafından sindirilemeyen bir içecek olduğunu, teknik servis odasındaki lehim ve plastik kokularının bekleme odasındaki müşteriye işkence amacıyla yöneltilmemesi gerektiğini öğretin.</p>
<p>Araba alın bayilerinize. Volkswagen Caddy, Opel Combo, Peugeot Partner, Citroen Berlingo, Renault Kangoo veya Fiat Doblo türü bir arabada karar kılın, araç giydirmeyi de kurum kimliğinizi hazırlayan ajansa yaptırın. Araçları banka kredisiyle kendiniz alın, bayileriniz size ödesin. Bankalardaki krediniz tavan yapsın, höt dediğinizde milyon dolar krediyi sererler önünüze böyle bir alışveriş başarıyla tamamlanırsa.</p>
<p>Artık bayilik sistemi mi kullanırsınız, franchising mi verirsiniz bilemem, orası size kalmış.</p>
<p>Tüm işlerinizi tamamladıktan sonra da gidin üretici ve ithalatçılarla görüşün. Böyle bir teknik servis zincirine sahip olduğunuzu gördüğü halde sizinle teknik servis anlaşması yapmayan bir marka 2 sene içinde batacaktır zaten, umursamayın. Arkasında böylesine kaliteli bir teknik servis zinciri olan bir markanın satışları çok artar. (O kadar çok ki hesaplayamadım şimdi) Yani merak etmeyin, Türkiye&#8217;de satış yapmakta olan bütün elektrikli ev aletleri markalarıyla anlaşırsınız. Böyle bir tekel oluşturduğunuzda kıllık yapıp da sizin zincire katılmayan teknik servisler piyasadan silinecektir zaten, bir tane bile rakibiniz olmadan kaymak gibi para kazanırsınız.</p>
<p>Nedir olay? İmajı, hizmet kalitesi, personel kalitesi yüksek olan firma her zaman kazanır. Nike&#8217;ın Vietnam fabrikalarında işçiler açlıktan geberirken Nike&#8217;ın yan ürünü Converse neden tüm gençliğin ayağında?</p>
<p>Neyse bu işe girebilecek sermayeye sahipseniz imajın ne demek olduğunu bilirsiniz zaten, onu da benim anlatmama gerek yok.</p>
<p>Tamam? Ben Arnica Hepatech Aqua süpürgeyi alalı 4 ay oldu. Demek ki garantisinin bitmesine 32 ay var. Bakalım şirketi oturtabilecek misiniz benim süpürgenin garantisi bitmeden&#8230;</p>
<p><em>{Ulan sermayesizlikten bir projeyi daha ilan ettik piyasaya ama hadi bakalım. Komisyonumu isterim ona göre!}</em></p>
<p><em>{&#8220;Bu iş çok pahalıya patlar, daha ucuza çıkacak bir proje yok mu?&#8221; diyenlerle bilahare görüşelim, depoda olacaktı bi&#8217;şeyler}</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/teknik-servis-tecrubesi-olan-cesur-girisimci-araniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Samimi Destek!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/samimi-destek.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/samimi-destek.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2008 15:39:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emir Akın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=267</guid>
		<description><![CDATA[Sanırım herkes çağrı merkezlerinden yada müşteri destek hatlarından bir personel ile hayatında bir kere de olsa görüşmüştür. Önce bir bant kaydı ile karşılaşırsınız. X işlemi için 1, Y işlemi için 2, Z işlemi için 3&#8242;e basmanızı söyler. &#8220;For english press nine&#8221; diye eklemeyi de unutmaz. Bu andan sonra takribi 1-5 dakika bekler ve karşınızda kanlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="call_centre_girl_op_399×600.jpg" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/04/call_centre_girl_op_399x600.jpg" alt="call_centre_girl_op_399×600.jpg" hspace="5" vspace="5" align="left" />Sanırım herkes çağrı merkezlerinden yada müşteri destek hatlarından bir personel ile hayatında bir kere de olsa görüşmüştür. Önce bir bant kaydı ile karşılaşırsınız. X işlemi için 1, Y işlemi için 2, Z işlemi için 3&#8242;e basmanızı söyler. &#8220;For english press nine&#8221; diye eklemeyi de unutmaz. Bu andan sonra takribi 1-5 dakika bekler ve karşınızda kanlı canlı bir insanla muhattab olmaya başlarsınız.</p>
<p>Misal adsl hattımızda sorun var. Adsl destek hattını aradık. Muhabbet muhtemelen şöyle devam eder.</p>
<p><span id="more-267"></span>Merhaba/iyi günler ben ahmet/ayşe nasıl yardımcı olabilirim?<br />
Merhaba, benim adsl hattım ile ilgili bir sorunum var. İnternete bağlanamıyorum.<br />
İsminizi alabilir miyim?<br />
Elbette, Emir Akın.<br />
Emir bey şimdi bilgisayarın karşısında mısınız?<br />
Evet.<br />
Pekala, modemin açık olduğundan emin emin misiniz?<br />
Kesinlikle.<br />
Şimdi sizinle beraber birkaç test yapalım, lütfen modeminizin line hattına giren kabloyu kontrol eder misiniz?<br />
Ben bütün bağlantıları kontrol ettim sorun yok.<br />
Anlıyorum fakat size yardımcı olabilmek için bunları bir de beraber deneyebilir miyiz?<br />
Dediğim gibi gerek yok, modemin bütün ayarlarını ve kablolarını kontrol ettim ben.<br />
Pekala, bir de şunu deneyelim lütfen&#8230;</p>
<p>Uzatmayayım, böyle gider bu muhabbet. Karşımızdaki çağrı merkezi görevlisi hanım yada bey olabildiğince kibar ve olabildiğince kalıp cümleler ile sorunumuza çare bulmaya çalışır. Eminim birçok insanı da genelde çözüme ulaştırırlar.</p>
<p>Herneyse&#8230;</p>
<p>Benim takıldığım nokta şu: Telefonun diğer ucundaki bu kibar insanlar son derece düzgün türkçeleri ile öyle kalıp cümlelerle konuşuyorlar ki, karşımda bir bant kaydı yada robot varmış gibi hissediyorum ve buna gıcık oluyorum kardeşim!</p>
<p>Yani nasıl anlatmalı&#8230; Samimiyet yok! Ben isterim ki karşımdaki insan candan olsun, içten olsun, sorunumuza samimi yaklaşsın&#8230; Mesela &#8220;Sıkma canını Emir abi çözeriz şimdi iki dakikada. Abi takılı mı bütün kablolar anlarsın sen bu işlerden, donanımsal bi sorun yok di mi?&#8221; desin. &#8220;Abi sorun hattaymış, yolluyorum ekibi hemen, birazdan sendeler&#8221; desin. Veya çözemiyorlarsa sorunu &#8220;Abi valla şimdi bunun yedek parçası yok ama 1-2 güne gelir. Az bekleticez seni abi kusura bakma mahçup olduk ama işte&#8221; filan desin&#8230;</p>
<p>Desin de canımı yesin. 1 hafta bile beklerim.</p>
<p>Samimiyet bizim kültürümüzde önemli çünkü. Müşterinizle samimi olduğunuzda müşteriniz sizin nazınızı da çeker, kahrınızı da çeker. Samimi olduğunuza inandırdığınızda karşınızdaki insan sizden yardım istemeyi bırakır size yardım etmeye başlar hatta.</p>
<p>Mesela deminki örnekte &#8220;Ya yormayalım şimdi arkadaşları ben mahalleden bi telefoncu bulur hatta baktırırım, sizin de bir sürü işiniz vardır şimdi&#8221; şeklinde bir cevap alabilir görevli arkadaşımız.</p>
<p>Böyledir işte bizim milletimiz.</p>
<p>Ama böyle bir müşteri destek hattı olsa güzel olurdu değil mi? Hah! Girişimcilere open source fikir vermiş olayım böylece. Copyleft. Freeware. Ücretsiz, telifsiz yani. Yapın kardeşim bunu. Halk bunu istiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/samimi-destek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

