Etiket Arsivi: kadınlar

Aşka aşık olanlar

Lionel Dobie Kapris No: #~Belirsiz~:

- Beni seviyor musun?
- Seviyor muyum? Seviyorum tabii ki, evet.
- Seni terk edersem ne yaparsın?
- Ne mi yaparım? Çatıya çıkıp vurulmuş bir köpek gibi bağırırım.
- Ama ben seni sevmiyorum.

Kapris No: #~Sonsuz~:

- Beni seviyor musun?
- Seviyorum tabii ki, evet.
- Benim için her şeyi yapar mısın?
- Ne yapayım? Söylemen yeterli.
- Şunları görüyor musun? Git ve direksiyondakini dudaklarından öp, yeniden konuşalım. (Yağmurlu gecede, sokağın köşesinde beklemekte olan polis arabasını gösterir.)
- Ne!?
- Hadi, beni ne kadar sevdiğini göster.
- Yapınca ne olacak ki?
- Aşkının gerçek olduğunu anlayacağım. Yapmazsan Üçkağıtçıların Kralı’sın. Eşyalarımı toplar giderim.

Bu diyaloğu yaşasanız ne yapardınız? Hatta kızın dediğini yaptıktan sonra yine de sizi bırakıp giderse ne yapardınız?
Devam

Kılıksız kıyafet kanunu

iskoc bankaciBen bankacı gördüm! Benim bankacı arkadaşlarım var! Onlardan ilginç detaylar öğreniyorum nefret ettiğim banka ortamlarına dair. Mesela bunlardan bir tanesi bankalardaki “kılık kıyafet kanunu”. Kot falan giyemiyorlarmış. Hadi bunu anladık insanı alelade gösteren bir şey kot (anlamadım aslında, bence mis gibi kıyafet). Sakal traşı falan da olmak zorundasın. Tamam hadi bunu da anladım diyelim. Takım elbise giymek zorundaymışsın; bunu da anlarım. Peki takım elbiseye renk zorunluluğu getirilmesini, illa lacivert ya da siyah olacak diye zorlanmasını kim nasıl anlatır bana?

Neyse mesele aslında tam olarak bu değil. İstanbul bankacılığının kalbi Gayrettepe’deydim geçen gün. Saat 18.00 civarı herkes işinden çıkmış mutlu mesut servisini bekliyordu. Ben de gözlerim çakmak çakmak; bu küçük dağları kendilerinin oluşturduğunu sanan büyük insanları izliyordum. Güneşli günlerin vermiş olduğu neşeyle yavaş yavaş soyunmaya başlamışlar. Hepsi mini mini etekli. Acaba bankalarda böyle bir zorunluluk var mı? O kurallarda “Etek boyunuz dizinizden minimum bir karış yukarıda olmak zorundadır” diye bir şey geçiyor mu?

Ahlak edebiyatı yapacak değilim, merak ettim sadece. Yoksa ben uhh beybi deyip geçerim bu bayanlara, eteklere, bacaklara, popolara bakarak.

O değil de bankacı olmak lazım hacı!

Evrim ve İstanbul…

Evrim

Evrim teorisini muhtemelen bilirsiniz ama evrime inanır mısınız bilmem. Yani bunu direkt önyargıyla yaklaşarak “yok yahu maymundan insan mı olur?!” şeklinde bir çıkışmaya getirmeyelim hemen. Maymundan daha akılsız insanların olduğu bir çağda yaşadığımız ve hatta onları yönetici bile yapabildiğimiz için bana mantıklı gelmekte aslında ama konumuz bu değil!

Her canlı yaşadığı ortama göre bir evrim geçirir. İsveçliler kuzeyin güneş görmeyen havasından dolayı açık tenlidir, Afrikalılar devamlı güneş altında olduklarından dolayı siyahtır, ağaç maymunlarının kuyrukları uzundur vs. Ancak bir de İstanbul’a özel bir evrim var. Hepimizin yaşadığı klasikleşmiş kalabalık sorunu yüzünden doğan, artık gündelik hayatımızın bir parçası olmuş aksaklıklara karşı oluşan doğal dürtüler var hissetmesek bile…

Şimdi gözlemleyebildiğim ve yazabileceğim kadarıyla adım adım bu evrimlerimizi irdeleyelim!
Devam

Zorla güzellik olmaz!

KA-DER bir çalışma yapmış.

Zorla güzellik olmuş mu?

Yine olmamış.

Anneler kutsaldı di mi?

Annene, komşu kadınlara ve kızlara saygıda kusur etme demişti babam bana bacak kadar çocukken. Hala kulağımda küpedir.

Bize böyle öğrettiler. Cennet annelerin ayakları altındadır. Anneler kutsaldır. Her kadın potansiyel annedir. Her kadın potansiyel olarak kutsaldır.
Devam