Etiket Arsivi: mektup

Tamam geliyoruz!

iwantyou(Aşağıdaki yazıyı nerden bulduğumu hatırlamıyorum şimdi ama Bolivyalı bir genç Jose Alfredo’ya yazmış vakti zamanında. Bolivya’da üniversite mezunları 6 ay, diğerleri ise 15 ay civarında askerik yapıyormuş bir zamanlar. Sonra günün birinde Jose Alfredo Garcia Bruno Domingues Sanches “Olmaz öyle şey. Askerliği tek tipe indireceğiz herkes eşit yapacak” demiş ve bu yazı ortaya çıkmış. Ben aradan çekileyim sizi Bolivyalı gencin satırlarıyla bırakayım…)

Çok kıymetli, pek sevgili Jose Paşam; uzun dönem-kısa dönem ayrımını kaldırmaya yönelik açıklamanız süperdi, destekliyoruz. Böyle bir ayrım bence de çok saçma. Nedir yani okumuş adamın 6 ay askerlik yapıp, okula gidemeyen cânım vatan evladının 15 ay askerik yapması. Hepsinin iki gözü yok mu? Bence var! Dolayısıyla herkes eşit…

Bakın benim dikkatimi çeken bir başka konu daha var. Bu okuyan dallamalar çok bilmiş oluyorlar. Zaten askerliği vicdanen reddedenler hep üniversite mezunu tipler. Vatan sevgisini, devlet aşkını falan sorguluyor bunların birçoğu. Ama yurdumuzun o saf, mert, yüreği temiz, alnı pak, akça pakça evlatları hiç bunları yapmıyorlar. Vatanlarını çok seviyorlar. Devletlerine yavukluları kadar aşıklar, analarına olmadıklarına kadar sadıklar. Dolayısıyla onları ödüllendirmek adına yurdumuzun iç kesiminin evlatları 2-3 ay askerlik yapsalar yeterlidir. Asıl bu vatan haini lavuklara verin 15 ay askerlik vazifesini, verin de Türklerin dediği gibi Hanya ile Konya arasındaki ayrımı yapabilsinler. Döndüklerinde iş, aş, Haydar Baş! konusunda sıkıntıya düşmelerinden korkmayın. Ölsün ibneler!
Devam

Fazıl Say’a açık mektup

8d8_fazil-sayFazıl Say sen manyak mısın ne istiyorsun her seçim sonrası bizden?

Geçen “ülkeyi terk edeceğim” demiştin, şimdi de Deniz Baykal’a mektup yazmışsın. Hasta mısın?

Fazıl Say nerede eğitim aldığını çok merak ediyorum. Senin Türkçe derslerine giren öğretmenin manav mıydı, var mı bunun cevabı? Fazıl Say, Deniz Baykal’a yazdığın mektubun her satırında üç nokta kullanmışsın. Cümleye derin anlam katacak başka şeyler yok mu Fazıl Say? Bu mektubu bana bir başkası gösterseydi bir ilkokul çocuğu babasının gazıyla Deniz Baykal amcasına yazmıştır diye düşünürdüm. Fazıl Say hiç mi kitap okumuyorsun sen?

Fazıl Say seni “aydın” diye pazarladılar bize. Ülkesini çok seven bir insan ilk önce kendi dilini doğru kullanmaz mı? Kullanmazsa bunun adı çakma aydın olmaz mı Fazıl Say? Dostum, bir soru cümlesinde soru işareti bir kere kullanılır benim sana yazdığım bu mektupta olduğu gibi. Bunu da mı görmedin hiçbir yerde? Yazdığın diğer yazılardan da haberim var; hepsinde aynı hata! Farkında mısın Fazıl Say? Sen böyle hatalar yaparsan gazete sitelerindeki okuyucu yorumlarından ne farkı olur bunların? Millet onlarla taşak geçiyor Fazıl!
Devam

Tetrapak meşrubat ambalajları

Kim tasarladı abicim bu kutuyu?

Bir ürün tasarlanırken sadece şık görünmesi veya kargoda rahat taşınabilmesi mi düşünülür, yoksa kullanım kolaylığına da biraz önem verilir mi?

Benim gibi keyfine düşkün bir müşteri için, kullanım rahatlığı her şeyden önce gelir. Eğer bir sıvı kutusunda delik yuvarlaksa ve dökme esnasında hava alamıyorsa, o kutudaki sıvıyı başka bir yere transfer etmek tam bir işkence olur.

Bu nedenle, solda gördüğünüz Tetrapak ambalaj, dünyanın en kullanışsız meşrubat ambalajı olarak tarihe geçmeye hak kazanmıştır. Bu kutuyu tasarlayan arkadaşın fizik kurallarından hiç anlamadığına adım gibi eminim.

Kardeşim ben bu kutudan bardağa meşrubat dökmek için illa ki deliğin yanına başka bir delik açmak zorunda mıyım?

Değilim. Zorunda olmadığım için de, bir süredir raflarda duran bu berbat tasarımlı kutuyu kesinlikle almıyorum. Gerek Ice Tea, gerekse meyve suları olsun, şık görünümlü ama kullanışsız Tetrapak ambalajlar yerine cam şişeyi tercih ediyorum.

Bu dandik tasarımı kullanan meyve suyu üreticilerine ve Türkiye’de 1971′den beri faaliyet göstermesine rağmen fizik kurallarından anlamayan ürün tasarımcıları çalıştıran Tetrapak’a duyurulur.

Öperim.

Mektup yazdım Hasan’a, ha Hasan’a ha sana

Hasan!

Lan sen ne terbiyesiz bir adammışsın. Şirketin arabasını kendi keyfin için kullanmayacaksın demedik mi sana? Oğlum sen aptal falan mısın? Bak bunu daha önce de yaptın. Neden kulak asmıyorsun bu uyarılara sen?

Yediğin önünde yemediğin arkanda evladım. Altına arabanı veriyoruz, evinin kirasını ödüyoruz, sınırsız bütçe sağlıyoruz. Buna rağmen 3 hafta önce deli gibi zarar ettin! Bizi rakiplere rezil ettin lan, hatırlasana! Bi’ de kalkıp suçu yönetime attın, “bütçemiz yetersiz, para olsa böyle olmazdı,” falan dedin. Daha ne kadar bütçe verelim evladım sana?


Devam

Babalar gibi satalım!

Sayın bakanım,

Biliyorum ve takdir ediyorum; satmayı çok seviyorsunuz. Uzman bir pazarlamacı, usta bir özelleştirmeci, cömert bir paylaşımcısınız. Size bir anımı anlatmak istiyorum!

Birkaç gün önce yanımda bir arkadaşımla 2 ayda bozulan Samsung marka DVD sürücümü değiştirmek üzere Kadıköy’deki Yazıcıoğlu’na gittik. (Bu arada monitörde mükemmel olan Samsung, DVD konusunda çok başarısız. Bence Samsun’u bunlara satalım, fabrika kursunlar ama adam gibi DVD sürücü üretsinler.)

Neyse, konuya dönelim. Kartvizit ve el ilanı dağıtan gençleri bilirsiniz. Hani şu İngilizce kursu ilanları dağıtan ve “I know English, you motherfucker!” dediğinizde yolunuzdan çekilenler gibi. Buna benzer bir genç önümüzü kesti ve birer kartvizit tutuşturdu elimize. Melissa mıdır, Maria mıdır, ismini hatırlamadığım bir masaj salonunun kartviziti. “Nedir bu dostum?” dedim. “Masaj salonu abi, bekleriz” dedi. “Hizmet nasıl?” dedim. Göz kırparak “%100 hizmet var abi” dedi. “Ulan ben sivil polis olsam n’apardın?” dedim. “İndirim yapardım hahaha” dedi. Sonra detayları konuştuk. Detayları burda anlatmak olmaz şimdi ama kızlardan birini özellikle tavsiye etti, sanırım kartvizitleri dağıtması için ödeme olarak o kızı vermişler.


Devam