<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; sanatçı</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/tag/sanatci/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Aug 2011 01:36:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bazen meslekler de ölür</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 14:21:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Alem]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[korsan müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2257</guid>
		<description><![CDATA[“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu. “Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2266" title="korsan muzik zararli mi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik.jpg" alt="korsan muzik zararli mi" width="420" height="315" />“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu.</p>
<p>“Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor marketten. Ben ucuz satamam ki, market şu domatesi tarladan alıyor, ben halden bile alamıyorum.”</p>
<p>“Ne yapacaksın peki?” diye sordum. Mesleği tedavülden kalkıyordu <strong>Bakkal İhsan’</strong>ın.<span id="more-2257"></span></p>
<p>“Yıllarca bakkallık yaptım, başka iş gelmez elimden, memlekete giderim herhalde. Bu yaştan sonra emir altında çalışmak kolay olmaz bana, çoluk çocuk büyüdü hem, ekmek tutuyor elleri.”</p>
<p>Son konuşmamızdı bizim. Birkaç ay sonra Türkiye’ye yeniden uğradığımda CD dükkânı gördüm yerinde.</p>
<p>Bakkal İhsan’ın mesleği uzun ömürlüydü, açtığı dükkânda yıllarca para kazanmış, üç de çocuk büyütmüştü. Onun sattığı ekmeklerle büyüyen Emre’nin açtığı bilgisayar dükkânı o kadar uzun ömürlü olmadı.</p>
<p><strong>Emre,</strong> liseyi bitirince heveslenmişti bilgisayar işine. 90’ların sonunda patlayan bilgisayar ve teknik servis işi, bilgisayardan anlayan her gencin heves ettiği bir meslek dalı oluvermişti.</p>
<p>İhsan Bakkal’ın dört dükkân üstüne bir &#8220;bilgisayarcı&#8221; açtı Emre. Mahallelinin, esnafın, hatta birkaç büyük şirketin de bilgisayar teknik servis işlerine koşar, network kurar, sadece Windows ile ilgilenmez, az çok Linux’tan da anlardı. Yeni çıkan oyunlar, yeni müzik albümlerinin mp3 versiyonları hep Emre’den sorulurdu.</p>
<p>Bilgisayardan da iyi anlardı kerata, beceremediği şey yoktu. Birçok bilgisayar dergisine abone olmuş, kitaplar almıştı kendine. İşinin olmadığı vakitlerde yaşıtları gibi boş boş gezmek yerine kendini geliştirmiş, çevredeki esnafın, şirketlerin en sevdiği “bilgisayarcı” haline gelmişti.</p>
<p>Yeterince para kazandıktan sonra yan dükkânı da kiralayıp güzel bir vitrin yaptı, bilgisayar satmaya başladı. &#8220;Toplama bilgisayar&#8221; satar, marka bilgisayarların zararından, upgrade sorunlarından bahsederek esnafı bilgilendirirdi.</p>
<p>Birkaç yıl sonra mahallenin dışındaki büyük iş merkezinin altına Vatan Bilgisayar bir şube açtı. Emre başlarda pek ilgilenmedi Vatan Bilgisayar’la ama bir süre sonra müşterileri kesilmeye başladı. Onu en seven esnaf arkadaşları bile “dostum haklısın ama Vatan’da senin sattığının yarı fiyatına satılıyor bu bilgisayar. Sana söz, bozulursa teknik servisine sen geleceksin,” demeye başladılar. Tüm marka bilgisayar firmaları garantili teknik servis vermeye başlayınca onun için de aramaz oldular Emre’yi.</p>
<p>Üstelik zaman içinde internet yaygınlaşmış, her evde kullanılır olmuştu. Artık kimse mp3 almak için, oyun yüklemesi için bilgisayar getirmiyordu Emre’ye. Para kazandığı güzel günler geride kalmış, ağzının tadını kaybetmiş, tek başına oturduğu küçük dükkânında bilgisayarda oyun oynar hale gelmişti Bilgisayarcı Emre.<br />
Önce bilgisayar satmak için tuttuğu yan dükkânı bıraktı, ardından kendi dükkânını kapatarak bir firmada işe başladı.</p>
<p>Gülerek “internet bitirdi bizi be,” diyip anlatıyordu; “Ellerimle besledim bu puşt interneti, modem sattım herkese, sayemde bilgisayarı interneti tanıyınca beni unuttular,” diyordu. Bir yandan da büyük bilgisayar mağazalarına veryansın ediyordu, “küçük esnaftım abi ben, devlet korumalıydı bence!”</p>
<p>Devlet korumadı küçük esnafını, Bakkal İhsan’lar, Bilgisayarcı Emre’ler, Terzi Ali’ler dükkânları kapatmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Steinbeck, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cennetin_Do%C4%9Fusu_(roman)" target="_blank">Cennet’in Doğusu’</a>nda terzilik yapan <strong>Dessie Hamilton’</strong>dan bahsederken “bütün neşesi kaçmıştı Dessie’nin, dükkânına her gün gelen arkadaşları bile ondan alışveriş yapmaz olmuşlardı. Hazır giyinmek ayıp sayılmıyordu artık, üstelik daha ucuz ve pratikti,” diye anlatır. Dessie de dükkânını kapatıp kardeşinin çiftliğine yerleşmek zorunda kalmıştı.</p>
<p><strong>İnsanlar bazen devrin değiştiğine inanmıyorlar.</strong> Evrim sadece canlıların zaman içinde bulunduğu ortama ayak uydurmak için değişime uğraması değildir. Toplumlarda, meslek gruplarında sürekli bir yenilenme, güncellenme, değişim vardır. Zaten öyle olmasaydı hâlâ ateşin çevresinde oturup mızraklarımızı biliyor olurduk.</p>
<p>İnsanoğlu değiştikçe, geliştikçe yeni alanlar açıyor kendine. Yeni meslekler çıkarken eskileri yok ediyorlar. Bazı meslekler zirve noktasını yaşadıktan sonra az kazandırmaya başlıyor, bazıları da tarihten siliniyorlar.</p>
<p>Otomobiller nalbantları, fotoğraf çeken cep telefonları şipşak fotoğrafçıları, dijital fotoğraf makineleri film üreticilerini, marketler bakkalları, masaj salonları kaldırım orospularını, büyük mağazalar küçük esnafı bitirdi. Bu devinim devam edecek ve bugün gayet popüler olan ve iyi kazandıran birçok meslek 20 yıl sonra olmayacak. Bazen işsiz kalır insanlar, bazen ziyan olur tecrübeler, bazen boşa gider bazı ömürler. Ağlamak yok.</p>
<p>Anadolu’ya gittiğimizde veya Anadolu’yla ilgili televizyon programlarında denk geldiğimizde “vay be, neler varmış eskiden,” diyerek romantik gözlerle izlediğimiz <strong>süpürgeciler, nalbantlar, çömlekçiler, bakırcılar, kalaycılar</strong> artık yok. Mahallemizde dolaşıp <strong>elma şekeri, süt, yoğurt satanlar, bohçacı kadınlar</strong> işlerini bırakmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Çünkü insanoğlu alternatifler buldu. Bu alternatifler hem daha kolay ulaşılabilir, hem de daha ucuz olunca <strong>eski mesleklere ihtiyaç kalmadı.</strong></p>
<p>Kimisi uzun ömürlü, kimisi kısa bir moda şeklinde devam eden ve zaman içinde yok olan mesleklere, müzik yapımcılığı da eklenecek yakında. Karşı çıkanlar sadece aşağılanarak, dalga geçilerek hatırlanacaklar gelecekte.</p>
<p>Milli Eğitim size matbaaya karşı çıkanların &#8220;gâvur icadı!&#8221; diyerek karşı çıktığını öğretir. Avrupa&#8217;da matbaanın yayılmasına karşı çıkan <strong>papazlar da mı gâvur icadı dediler matbaaya?</strong> Asıl mesele yüzlerce yıllık kâtiplik mesleğinin yok olması, el yazmacıların işsiz kalmasıydı. Babadan kalma mesleğin yok olmasına gönülleri razı gelmedi, önce romantikleştiler, sonra isyan ettiler.</p>
<p>El yazmacıları yazarlardan daha çok kazanırlardı. Yazar kitaptan bir kez kazanır, yazmacılar yıllarca kazanırdı. Müzik dünyası farklı mı sizce?</p>
<p>Günümüzde dijital müziğe karşı yaygara yapan müzik yapımcıları da onların yolunu takip ediyorlar.</p>
<p>Demiryollarına karşı çıkanlar, matbaaya karşı çıkanlar gibi gerici kafalar nasıl aşağılanıyorsa bugün, dijital film ve müziğe karşı çıkanlar da aynı şekilde hatırlanacaklar.</p>
<p><strong>Ancak müzik bitmeyecek.</strong> Kaliteli olan bir şey, ne kadar eski olursa olsun değerlidir. Kayıt cihazlarının bile olmadığı bir dönemde müzik yapan <strong>Pachelbel, Händel</strong> gibi sanatçıların eserlerini bugün nasıl dinleyebiliyorsak, günümüzde kaliteli müzik yapan sanatçıları da müzik yapımcıları olsa da olmasa da dinleyeceğiz gelecekte.</p>
<p>İnternet müziğe değil, yapımcıların verip medyanın kutsadığı sanatçı kimliğiyle ortalıkta dolaşan, gerçekte hiçbir değeri olmayanlara zarar verecek. <strong>Zaman kaliteli olanı koruyacak.</strong></p>
<p>Diğerleri ağlamaya devam edecekler. Bakkal İhsan, Terzi Dessie veya Bilgisayarcı Emre gibi “devlet bizi korumalıydı,” diyecekler köylerine geri dönerken.</p>
<p>Müzik binlerce yıldır insanoğlunun hayatında. 100 yıl önce birileri müziğin kaydedilebileceğini keşfetti ve yepyeni bir meslek dalı doğdu. Önce taş plaklar çıktı, sonra kasetler, CD’ler derken <strong>müziği kaydedip satarak para kazanmak</strong> büyük bir endüstri haline geldi.</p>
<p>Satılan albümlerden en büyük parayı da sanatçılar yerine yapımcılar, dağıtıcılar, avukatlar, telif hakkı uzmanları, menajerler kazandılar. Müziğin gerçek sahibi olan besteciler ve o müziği insanların dinlemesini sağlayan şarkıcılar, aranjörler, ne kazandıysa onunla yetinmeye çalıştılar.</p>
<p>Bu dönem, sanat ve ticareti birbirine karıştırarak, müzikle ilgilenen herkesin sanatçı olarak anılmasına neden oldu. <strong>Sanat yıllarca aşağılandı,</strong> zanaat ile karıştırıldı, bir albümle piyasaya çıkıp tek şarkıyla ünlü olan şarkıcıların yanında, gerçek sanatçıların esamisi okunmadı.</p>
<p>Gençliğinde tablolarını yakarak ısınan <strong>Picasso,</strong> bir beste için aylarını veren <strong>Händel,</strong> kitaplarını akıl hastanesinde yazacak kadar düşen <strong>Marquis de Sade</strong> gibi adamlar “hmm, büyük sanatçı” olarak anılıp bir kalemde geçilirken, 100 yıl sonra kimsenin hatırlamayacağı <strong>Ajda Pekkan, Hande Yener, Lady GaGa, Britney Spears</strong> gibi şarkıcılar <strong>Malibu’da, Brentwood’da, Nişantaşı&#8217;</strong>nda en rahat hayatları sürdüler.</p>
<p>Händel’in menajeri, yapımcısı, pazarlamacısı, reklâmcısı yoktu. <strong>Sanat için müzik yaptı,</strong> hepimiz kullandık bu müziği. Hatta utanmadık, <strong>Mozart’</strong>ın bestelerinden kapı zili, <strong>Pachelbel’</strong>in eserlerinden kamyon kornası yaptık. Gerçek müziği yapan o büyük besteciler ağlayıp zırlamadılar, hakaret etmediler hiçbirimize.</p>
<p>Fakat Hande Yener gibilerinin birkaç şarkısı <a href="http://www.youtube.com" target="_blank">YouTube’</a>da yayınlandı diye, Hande Yener’den önce MÜ-YAP ortama atlayarak sitenin kapanmasına yönelik dava açtı. Müziğin orada yayınlanması Hande’den çok ona zarar veriyordu çünkü. <strong>Ömrünün sonuna gelmiş bir meslek grubunun</strong> son temsilcilerinden biri olması, Bakkal İhsan’la aynı kaderi paylaşmaktan korkmasına sebep oluyordu.</p>
<p>Gazetelere çarşaf çarşaf haberler girmeye başladılar. “Korsan müzik yüzünden batıyoruz, sanatçılar albüm yapamaz hale geldi, bu gidişle müzik olmayacak!” dediler. Sanatçı diye savundukları, önce milyonlarca lira kazanıp ömrünün sonunda sefillik çeken, her fırsatta “devlet bize yardım etsin,” diye mızmızlanan ihtiyarların torunlarıydı.</p>
<p>Hande Yener albüm satışlarından gelecek parayla İstinye’de yeni bir ev alamayacağını anladı. Lady GaGa Santa Monica’nın kuzeyine çıkamayacağını, İbrahim Erkal yeni bir araba alamayacağını anladı.</p>
<p>Yapımcılar daha fazla kazanamayacaklarını, çok paraları olmadığı için televizyonlara çıkıp bilirkişi edalarıyla caka satamayacaklarını anladılar.</p>
<p>Ondan bu kavga. “İnternette müzik olmasın, aç kalırız” demekte haklılar. Yapım firmaları, dağıtıcılar aç kalacak, sanatçı adıyla ortalıkta dolaşan gereksizler temizlenecek, gerçek müzik ve gerçek sanatçı ise hiçbir zaman kaybolmayacak.</p>
<p>Çok sayıda arkadaşım var müzik ve sanat dünyasında çalışan, üzgünüm onlar için. Müzik, olması gerektiği gibi, sanat başlığında yer alacaksa, bir ressamın, bir heykeltıraşın standartlarında yaşayacak şarkıcılar da.</p>
<p>Müziğin kaydedilebildiğinin keşfi, müzisyenleri diğer sanatçılardan ayırarak zenginlik getirdi bir süreliğine. Ama <strong>artık o dönem bitti.</strong> Kim bilir, belki bir gün ressamlara da çok para kazandıracak bir meslek çıkabilir, bir süredir herkesin şarkıcılığa heveslenmiş olması gibi, o zaman da herkes ressamlığa heveslenir.</p>
<p>Kimse masal anlatmasın. Sanat naiftir. Bu kadar kaba bir toplumda bu kadar fazla sanatçı olmaz. Elimizi sallasak sanatçıya değen bir toplumda yaşıyoruz, bakalım gerçekten o kadar sanatçı ruhlu muyuz?</p>
<p>Günümüzde şarkıcıların bu kadar fazla olmasının sebebi insanoğlunun çok gelişip sanatın değerini yükseltmesi mi, yoksa müzik endüstrisinde iyi para olması mı?</p>
<p>Bir sanat dalı ne kadar çok para kazandırırsa o kadar popülerleşir, zanaata döner, bir o kadar da özelliğini yitirir. Çok para kazandırıyor diye ortalığı şarkı çöplüğüne çeviren şarkıcılar, üzerinden büyük kâr elde edebildiği için en dandik şarkıları bile çok büyük marifetmiş gibi pazarlayan yapımcılar, menajerler Bakkal İhsan’ın memleketine gidebilirler.</p>
<p>Şimdilik Facebook’da <strong>FarmVille</strong> oynayarak başlayın antrenman yapmaya, birkaç yıla kadar gidersiniz.</p>
<p>Bunu istemiyor musunuz?</p>
<p>O zaman kendinize yeni bir iş bulun.</p>
<p>Onu da mı istemiyorsunuz?</p>
<p><strong>O zaman sevgili müzik insanları, şapkanızı önünüze koyup düşünün.</strong> Hızla gelişen dijital dünyaya düşman olmak yerine ayak uydurmaya bakın. <strong>Müzik demek albüm satmak değildir,</strong> onu sizden bir önceki jenerasyon buldu ve uzun yıllar kaymağını yediniz. Artık, mesleğinizin bittiğini kabul edin, yeni bir yöntem bulun.</p>
<p>Dijital dünyayla iyi geçinmeye bakın. Site yasaklatmak hiçbir işinize yaramaz, bunu öğrenin. Taksim’in ortasında cep telefonumu açsam, binlerce insanın telefonuna onlarca şarkıyı transfer ederim, <strong>cep telefonlarını da mı yasaklayacaksınız?</strong></p>
<p>Bu teknolojiye düşman olmak yerine bu teknolojiden para kazanmayı öğrenemezseniz, birkaç yıl içinde Bakkal İhsan’la birlikte süt sağmaya başlayacaksınız, haberiniz olsun.</p>
<p>Haydi kalın sağlıcakla.</p>
<p><em>Not: Sevgili müzik dünyası, size bir tüyo vereyim. Orijinal albüm alırım ben. Ama herkesin albümünü değil. Tanımadığım sanatçıları keşfetme konusunda en büyük desteği de internetten alırım. İsmini ilk kez duyduğum bir şarkıcının albümüne müzik markette para verip almam, bunu kimse yapmaz.</em></p>
<p><em>Herhangi bir şarkısına internette denk geldiğim grubun/şarkıcının birkaç mp3&#8242;ünü indirip dinlerim, eğer beğenir ve dinlemeye karar verirsem bazen CD alırım, bazen iTunes&#8217;dan alırım. Çünkü beğendiğim müziği yapan kişinin para kazanmasını isterim. Şarkılarını beğenmediğim kişilerin albümlerini ne bedava, ne de para vererek dinlerim. (Yani beni Hande Yener mp3&#8242;ü indirdim diye suçlamayın, potansiyel müşteriniz değilim. O kadının albümünü internet olmasa da almayacaktım ki&#8230;)<br />
</em></p>
<p><em>İnternet, müziğin yayılması için en büyük etkendir. Eğer internet olmasaydı, kimse bu kadar fazla şarkıcıyı, müzik türünü tanıyamazdı. En büyük reklâmdır internet, korkmayın. Ama asıl korkunuz alternatif sanatçıları keşfeden internet kullanıcılarının sizin kakaladıklarınıza yüz vermemesiyse, o zaman yine Bakkal İhsan&#8217;a gitmek zorunda kalırsınız.<br />
</em></p>
<p><em>İnternette müziğin yasaklanması demek, benim ve benim gibi milyonlarca insanın farklı müziklere ulaşmasını ve beğenip satın almasını engeller. O zaman hiçbir şey satamazsınız. Korsanla gerçekten mücadele etmek istiyorsanız potansiyel müşterilerinizle dalaşarak değil, sokaktaki korsan müzik dükkânlarına dur diyerek başlayın. Engellediğiniz siteye her şekilde, her zaman girerim. Ama bir korsan müzik dükkânını kapattırdığınızda siz görmeden kimse girmez o dükkâna. Anlayın ulan artık, salak mısınız?</em></p>
<p><em>(Delikanlı gibi çıkıp &#8220;interneti savunan yok, o yüzden yasaklatıyoruz ama sokaktaki korsan müzik mafyasıyla dalaşmayı götümüz yemiyor,&#8221; derseniz dalga geçmeyeceğim, söz.)</em></p>
<p><span style="color: #666699;"><em>Düt: Çok fazla Hande Yener demişim. Hande kızımız burada sadece bir örnektir, siz o ismi keyfinize göre değiştirip Kendi, Lady GaGa, Ajda Pekkan, </em><em>İbrahim Erkal, Demet Akalın, hatta Metallica (oha!) falan koyabilirsiniz. Zevkler tartışılmaz. </em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik-300x225.jpg' length ='18808'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bana Bukowski&#8217;yi anlat!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bana-bukowskiyi-anlat.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bana-bukowskiyi-anlat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 01:02:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[bob kaufman]]></category>
		<category><![CDATA[call of duty]]></category>
		<category><![CDATA[call of duty world at war]]></category>
		<category><![CDATA[charles bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[ekmek arası]]></category>
		<category><![CDATA[enemy at the gates]]></category>
		<category><![CDATA[jack kerouac]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kaptan yemeğe çıktı ve tayfalar gemiyi ele geçirdi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[los angeles]]></category>
		<category><![CDATA[pis moruğun notları]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[the thin red line]]></category>
		<category><![CDATA[william s. burroughs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2134</guid>
		<description><![CDATA[“Bana Bukowski’yi anlatır mısın?” dediğinde, en heyecanlı yerineydim oyunun. Sıkıcı bir günün akşamında kendimi 2. Dünya Savaşı’na vermiş, sonrasında The Thin Red Line veya Enemy at the Gates’i yeniden izlemek üzere Call of Duty World at War oynuyor, bir yandan alev makinesiyle insanları yakarken bir yandan da insanoğlunun daha ne kadar vahşileşebileceğini düşünüyordum. O da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2137" title="charles bukowski" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/charlesbukowski.jpg" alt="charles bukowski" width="420" height="381" />“Bana Bukowski’yi anlatır mısın?” dediğinde, en heyecanlı yerineydim oyunun. Sıkıcı bir günün akşamında kendimi 2. Dünya Savaşı’na vermiş, sonrasında <a href="http://www.imdb.com/title/tt0120863/" target="_blank">The Thin Red Line</a> veya <a href="http://www.imdb.com/title/tt0215750/" target="_blank">Enemy at the Gates</a>’i yeniden izlemek üzere <strong>Call of Duty World at War</strong> oynuyor, bir yandan alev makinesiyle insanları yakarken bir yandan da insanoğlunun daha ne kadar vahşileşebileceğini düşünüyordum.</p>
<p>O da karşımdaki masada oturmuş, internette birileriyle konuşuyor ve kimi zaman gülerek, kimi zaman garip sesler çıkararak okuduklarına tepki veriyordu. Durup dururken Bukowski’yi sorması içinde bulunduğumuz ortama bu nedenlerle pek uygun gelmemişti.</p>
<p>— Anlatırım bir ara, dedim. Hem nerden çıktı durup dururken? Sen kitap okumazsın ki?<span id="more-2134"></span></p>
<p>— Çok iyi bir yazar olduğunu duydum, sen okumaz mısın Bukowski?</p>
<p>— Şiir sevmem ben. Hem şu anda Berlin’e girmek üzereyim, Yoldaş Reznov’u yalnız bırakamam, daha sonra konuşuruz bunları.</p>
<p>— Biraz anlat be, kim abi bu adam? Süper yazar falan diyorlar, gerçekten merak ettim!</p>
<p>Eğer birkaç cümleyle başımdan savmazsam bana oyunu zehir edeceğini, iki dakikada bir Bukowski diye sayıklayacağını biliyordum. Oyunu durdurup biraz bahsettim.</p>
<p>Şiirlerinden pek hazzetmesem de öykülerini ve mektuplarını sevdiğimi, özellikle Ekmek Arası’nı, Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi’yi, Kadınlar’ı, Pis Moruğun Notları’nı ve bazı diğer kitaplarını anlattım; dünyanın en güzel kentlerinden biri olan Los Angeles’da dünyanın en berbat çocukluk hatıralarını yaşamasındaki ironiden, babasıyla olan kavgalarından, alkol, seks ve uyuşturucudan oluşan, düzenli hayatlar yaşayanlara çekici gelen ama içine girince hiç de çekici olmayan acılarla dolu yaşamından bahsettik. Hatta konu beate kaydı, Kerouac geldi, Burroughs geldi, Kaufman bizi ziyaret etti o gece.</p>
<p>“Film gibiymiş yaşadıkları,” diyerek klişe bir tepki verdi ve teşekkür edip bilgisayara gömdü kafasını yeniden. Ben de oyunumu oynadım, Yoldaş Reznov’la birlikte Berlin’e girdik, Chernov’un ölümünden sonra bayrağı devralarak hükümet binasının çatısına diktim.</p>
<p>Ertesi gün elinde bir Bukowski kitabıyla bir kız geldi şirkete ve Yavuz&#8217;u bulamayınca kitabı ona teslim etmem için bana emanet etmek istedi.</p>
<p>— Nedir bu, dedim şaşırarak.</p>
<p>— Yavuz Bey çok seviyormuş Bukowski’yi, dün gece internette saatlerce ondan konuştuk, diye yanıtladı.</p>
<p>İlk kez para, futbol ve kadın muhabbetinin dışına çıkmasının, kitaplardan konuşmak istemesinin sebebini böylece öğrenmiş oldum. Bukowski seven bir kızla tanışmış ve kendisinin de onu ne kadar sevip okuduğunu, kızla ne kadar fazla ortak noktaları olduğunu gösterebilmek için benden hızlandırılmış Bukowski dersi almaya çalışmıştı önceki gece.</p>
<p>Hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri, sıradan şeyleri bir hava atma aracı olarak kullanmaktır. Üstelik bunu edebiyatla yapmaya çalışmak, gölgesinden korkan bir adam olarak Bukowski gibi deli cesaretine sahip bir adamla kendini bütünleştirerek bir kızı “düşürmeye” çalışmak mide bulandırıcıydı.</p>
<p>Sık sık karşılaşıyoruz onun gibi adamlarla. Yeni tanıştığı bir kıza, öğretmenine, patronuna, komutanına, girmek istediği bir ortama yavşayabilmek ve “ben de sizin gibiyim aslında,” diyebilmek için kendini aslında sahip olmadığı donanımlara haizmiş gibi göstermeye çalışan insanlar bunlar.</p>
<p>Kusmak istiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bana-bukowskiyi-anlat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/charlesbukowski-300x272.jpg' length ='28929'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Şarabını kap gel okuyalım</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sarabini-kap-gel-okuyalim.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sarabini-kap-gel-okuyalim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2009 07:50:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[alperen ocakları]]></category>
		<category><![CDATA[bbp]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[faşizm]]></category>
		<category><![CDATA[idil biret]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1699</guid>
		<description><![CDATA[Milli virtüözümüz İdil Biret, Topkapı Sarayı’nda içkili konser verdi diye Alperen Ocakları’ndan büyük bir tepki gördü. BBP’li gençler konseri bastı, eşinin deyimiyle Cumhuriyetimizin simgesi İdil Hanım’ın posterlerini yaktı. Sonrasında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın açıklamaları geldi. Türkiye’deki bütün kutuplar olayı kendilerince değerlendirdiler, herkes kendisine göre haklı çıktı. Bu olayı çeşitli açılardan değerlendirmek lazım. Bana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/idilbiret.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1700" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="idilbiret" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/idilbiret.jpg" alt="idilbiret" width="410" height="375" /></a>Milli virtüözümüz İdil Biret, Topkapı Sarayı’nda içkili konser verdi diye Alperen Ocakları’ndan büyük bir tepki gördü. BBP’li gençler konseri bastı, eşinin deyimiyle <strong>Cumhuriyetimizin simgesi İdil Hanım’ın</strong> posterlerini yaktı. Sonrasında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın açıklamaları geldi. Türkiye’deki bütün kutuplar olayı kendilerince değerlendirdiler, herkes kendisine göre haklı çıktı.</p>
<p>Bu olayı çeşitli açılardan değerlendirmek lazım. Bana kalırsa Topkapı Sarayı’nda içkili bir konser vermek abesle iştigaldir. <strong>Çünkü İslami kesim için Topkapı Sarayı bir simgedir.</strong> Ayasofya’nın, Çankaya’nın, Ulus’taki ilk meclis binasının, Vatikan’ın, Fener Rum Patrikhanesi’nin, Bulgar Kilise’sinin simgesel gücü ne kadarsa Topkapı Sarayı’nınki de o kadardır, kimse kusura bakmasın. <strong>Bunların hepsi insan vücudundaki sinirler gibidir.</strong> Ufak bir dokunuş ani ve büyük tepkilere sebep olur. Dişinize dolgu yapmaya çalışan doktorun elinin ayarını kaçırması gelsin aklınıza. <strong>Sinirleriniz aşırı tahrip olursa felç olursunuz.</strong><span id="more-1699"></span></p>
<p>Topkapı Sarayı’nda içki içmenin çağdaş, laik, ilerici bir anlayışı yoktur ve olamaz. Bu tamamen sığ bir düşünceden ibarettir. Alperenlerin tepkisini ve konsere gelenlerin şaşkınlığını gayet iyi anlayabiliyorum. Her iki tarafa göre de iki tarafın yaptığı da saçmalıktır. Topkapı Sarayı, yüzyıllarca halifeliğin merkezi olmuş bir yer. İnançlı insanlar için evinden barkından daha önemli çünkü Kutsal Emanetler sergileniyor ve 24 saat Kur’an-ı Kerim okunuyor. İslamiyete göre ise içki içmek en büyük günahların başında geliyor. Yani o gün, siyahla beyaz yanyana getirilmeye çalışılmış. O renkler bir tek Beşiktaş formasında güzel duruyor, kusura bakmayın.</p>
<p>Konser için farklı bir yer seçilemez miydi? Seçilirdi tabii ki, bir sürü yer var. Peki cumhuriyetimizin simgesi olan İdil Hanım, yukarıdaki hususiyetleriyle bilinen Topkapı Sarayı’nda neden konser verdi. Büyük bir ihtimalle kendince yılların intikamını aldı ve kaleyi fethetti.</p>
<p>Yöneticilik başka bir iş. Kimse üzülmesin ama ben bu konsere izin veren herkese yazıklar olsun diyorum. Çünkü bile bile ülkeyi kaosa sürükleyecek hareketler bunlar.<strong> İkinci bir Madımak hadisesiyle karşılaşılabilirdi, direkten döndük.</strong> Çünkü harekete geçmiş bir kalabalığı olay esnasında provake etmek kadar kolay bir şey yok. Orada olsaydım sarayı bile yakardım bunu size ispatlayabilmek için. O kadar kolay yani. Ertuğrul Günay, millete “kendini bilmez densiz” diyeceğine kendisinin nasıl bir bakan olduğunu göz atsın. Emir’in <a href="http://www.delininkuyusu.com/?p=1622" target="_blank">En Süper Rejim</a> yazısında bahsettiği yönetici faciasıdır Ertuğrul Günay. Huzurlarınızda, Ertuğrul Günay’ın önünde eğilip kafam girsin diyorum.</p>
<p>Bir de tutmuşlar bu işi cumhuriyet’le laiklikle, ilericilikle süslüyorlar. Milleti tahrik etmenin neresi ilericilik olabilir. Medeniyet, toplumun bütün kesimlerine saygı göstermek, senden olmayana bile tahammül etmek değil midir? Hadi konseri basan adamlar gerici onlar hoşgörüden yoksun, kaldı ki zaten laik de değiller; senin hoşgörülü olman gerekmez mi? Ben Atatürk’ü çok sevdiğim için gidip Anıtkabir’de kendimce saygı gösterisi yapsam ve Atamın gıyabında cenaze namazı kılsam beni linç edersiniz. Nedeni basit, zira hassas duygulurınızla oynamış, Atatürk’e saygısızlık yapmış olurum sizin gözünüzde.</p>
<p>Şundan adım gibi eminim ki, yakında Topkapı Sarayı’nda orgy partisi bile düzenleyecek ve bunun adını da çağdaşlık koyacaksınız. Çünkü medeni insanlar istedikleri gibi sevişebilirler. Kişilerin özgürlüğü değil midir zaten mevzubahis.</p>
<p>Tekrar ediyorum; Topkapı Sarayı’ndaki tepki İdil Biret’in konserine değil, İslami çevre için büyük bir önem arzeden bir yerde içki içilmesidir. İnsanın gözünün içine baka baka saygısızlık yapılmasıdır. Ayrıca İdil Biret&#8217;in sanatına laf atana da çok pis şeyler söylerim, önce bir dinleyin kadını. Fazıl Say&#8217;la yanyana koyarsak Fazıl piyanisttir sadece.</p>
<p>Bir hatıramı anlatayım size ne durumda olduğumuzu oradan çıkartın.</p>
<p>Sultan Ahmet Camisi’ne gitmiştik bir gün. Kapıdaki görevliler, başı açık olan bayanlara başörtüsü veriyorlar. Çünkü cami bir ibadethane ve her ibadethanenin kendine göre kuralları var. Turistler seslerini çıkartmadan alıp takıyorlar. İşin açıkçası bu uygulamadan memnun oldum. Sonra sıra bir Türk aileye geldi. Kızcağız hamama gider gibi giyinmiş üzerinde askılı bir body ve altında mini mini şortuyla. Görevliler bu bayana da başörtüsünü uzattılar ama uzattıklarıyla kaldılar. Çünkü bu kızcağızın eşi olduğunu tahmin ettiğim arkadaş “Bunu takmak zorunda mıyız yaa!” diye konuşmaya başladı. Görevli istifini bozmadan elindeki başörtüsünü kadına fırlatınca olayın ciddiyetini anladılar.</p>
<p>Sonra aynı yere bizim Dominik Cumhuriyeti asıllı Amerikan vatandaşı arkadaşlarımızla gittik. Bizimkilere kimse başörtüsü falan uzatmadı, biz de “başınızı kapatın” demedik ama kendi şallarını çıkartıp başlarını örttüler. Teraziye koyun işte iki olayı.</p>
<p>Eğer askeriyede bile bazı kurallar varsa ve Başbakan’ın eşi, oğlunun yemin törenini izleyemiyorsa ibadethanelerin kurallarına uymak da boynumuzun borcu.</p>
<p>Millet olarak böyle bir noktadayız işte.</p>
<p>Gördüğüm kadarıyla çok laik, çağdaş ve aydın insanlarsınız ama empatiden yoksunsunuz. Siz kendinizi başkasının yerine koyamıyorsanız, ben zorla yapacağım bunu. 30 Şubat 2010 tarihinde Atatürk’ün Selanik’teki evinde, AKM’de, ilk mecliste, ilahi konseri tertip edeceğim. &#8220;Hepiniz davetlisiniz&#8221; demiyorum, zira siz de o konseri basmaya geleceksiniz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sarabini-kap-gel-okuyalim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>47</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/idilbiret-300x274.jpg' length ='24667'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Fazıl Say’a açık mektup</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/fazil-saya-acik-mektup.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/fazil-saya-acik-mektup.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 23:05:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[2009 yerel seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[deniz baykal]]></category>
		<category><![CDATA[deniz baykal'a mektup]]></category>
		<category><![CDATA[fazıl say]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1007</guid>
		<description><![CDATA[Fazıl Say sen manyak mısın ne istiyorsun her seçim sonrası bizden? Geçen “ülkeyi terk edeceğim” demiştin, şimdi de Deniz Baykal’a mektup yazmışsın. Hasta mısın? Fazıl Say nerede eğitim aldığını çok merak ediyorum. Senin Türkçe derslerine giren öğretmenin manav mıydı, var mı bunun cevabı? Fazıl Say, Deniz Baykal’a yazdığın mektubun her satırında üç nokta kullanmışsın. Cümleye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1008" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="fazilsay" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/8d8_fazil-say.jpg" alt="8d8_fazil-say" width="410" height="284" />Fazıl Say sen manyak mısın ne istiyorsun her seçim sonrası bizden?</p>
<p>Geçen “ülkeyi terk edeceğim” demiştin, şimdi de Deniz Baykal’a mektup yazmışsın. Hasta mısın?</p>
<p>Fazıl Say nerede eğitim aldığını çok merak ediyorum. Senin Türkçe derslerine giren öğretmenin manav mıydı, var mı bunun cevabı? Fazıl Say, Deniz Baykal’a yazdığın mektubun her satırında üç nokta kullanmışsın. Cümleye derin anlam katacak başka şeyler yok mu Fazıl Say? Bu mektubu bana bir başkası gösterseydi bir ilkokul çocuğu babasının gazıyla Deniz Baykal amcasına yazmıştır diye düşünürdüm. Fazıl Say hiç mi kitap okumuyorsun sen?</p>
<p>Fazıl Say seni “aydın” diye pazarladılar bize. Ülkesini çok seven bir insan ilk önce kendi dilini doğru kullanmaz mı? Kullanmazsa bunun adı çakma aydın olmaz mı Fazıl Say? Dostum, bir soru cümlesinde soru işareti bir kere kullanılır benim sana yazdığım bu mektupta olduğu gibi. Bunu da mı görmedin hiçbir yerde? Yazdığın diğer yazılardan da haberim var; hepsinde aynı hata! Farkında mısın Fazıl Say? Sen böyle hatalar yaparsan gazete sitelerindeki okuyucu yorumlarından ne farkı olur bunların? Millet onlarla taşak geçiyor Fazıl!<span id="more-1007"></span></p>
<p>Fazıl Say, 30 milyon 16 tane Estonya ederse, 42 milyon kaç tane Estonya eder hiç mi hesaplamadın bunu? Ailende matematik dehaları var, onlardan bir şey kapmadın mı bu yaşına kadar? Fazıl Say insan dert ettiği ülkeyi çok seviyorsa o ülkenin ilerlemesi, demokratikleşmesi için diğer seslere de saygı göstermez mi? Ben ülke sevgisi konusunu tartışabilen birisiyken buna saygı gösteriyorsam senden bunu beklemem abes mi?</p>
<p>Fazıl Say gördüğüm kadarıyla ömrünün çoğunu ülke dışında geçirdin. Ne ara ülkesi için parçalanan birisi oldun? Baykal’a yazdığın mektupta CHP’ye oy veren yüzde 24’ün zekasının çok büyük olduğunu söylemişsin. Eğer yazdığın bu mektupla onları temsil ediyorsan geri kalanların zekasının durumu hakkında ne düşünmemi bekliyorsun Fazıl Say?</p>
<p>Fazıl Say, CHP partizanlarının içinde Deniz Baykal’a adam gibi mektup yazacak kimse yok muydu da bu işe sen el attın? Yoksa reklamını yapmak mıydı amacın? Yazdığım işbu mektupla reklamına tuz da ben kattığım için bana da bir konserine bilet ayarlar mısın?</p>
<p>“Varoşlara inelim, halkla bütünleşelim&#8230;” demenin hemen öncesinde Atatürk’ün “Ben halkı niye dinleyeyim, halk beni dinlesin” demesini örnek vermişsin. Diktatörlük mü istiyorsun Fazıl Say? Yok amacın demokrasi ise bu nedir Fazıl Say? Bu nasıl bir kafa karışıklığıdır toparlak müzisyen!</p>
<p>Fazıl Say sen nasıl oluyor da kendini çok önemli bir insan olarak görüyorsun? Kaç kişi senin kim olduğunu biliyor, 70 milyon içinde kaç kişi seninle avunuyor tombik? “100 konserimin 80’ini yurtdışında veriyorum” diyen sen misin yoksa bizim hacı amca mı? Vatan sevgisi yurtdışına kapağı atmak mıdır konçertolarını yediğim?</p>
<p>Fazıl Say akıllı adamsın! Bu ülkede popüler olmanın yolunu bulmuşsun, helal olsun. Eğer işin müzikse, oradan beslenmeyi düşünüyorsan bu yaptıklarının samimiyetine nasıl inanayım Fazıl Say? Sen eğer böyle yaparsan; önündeki Muş Ovası’na bir tohum bile atmamasına rağmen “laik düzeni korumalıyız” diyen Ziraat Fakültesi Dekanı’ndan ne farkın kalır Fazıl Say? Fazıl Say, Shakespeare’in “Dostum siz şemsiye yapınız, sadece şemsiye yapınız, yalnızca şemsiye yapınız,” diye biten hikayesini hiç mi duymadın? Duyduysan da hiç mi ibret almadın?</p>
<p>Siyasete bu kadar meraklıysan ne diye hala piyano başında kafanı sallıyorsun oynar başlı müzisyen?</p>
<p>Fazıl Say!<br />
Yeter lan sayma artık!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/fazil-saya-acik-mektup.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/8d8_fazil-say-300x207.jpg' length ='17746'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Açılım açılım üstüne, gel açıl sandığın üstüne</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/acilim-acilim-ustune-gel-acil-sandigin-ustune.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/acilim-acilim-ustune-gel-acil-sandigin-ustune.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 22:01:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[nazım hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=535</guid>
		<description><![CDATA[Türk siyasetinde açılım modası aldı başını gidiyor sevgili kuyu ahalisi. AKP ve CHP daha birkaç mühür fazla basılsın diye her şeyi yapacak duruma geldiler. Alevi açılımı, Kürt açılımı, çarşaflı açılımı derken son açılım Rusya&#8217;ya kadar uzandı. Doğuyu DTP&#8217;nin elinden kapabilmek için Alevi ve Kürt açılımıyla iki gol atan AKP&#8217;ye, çarşaf açılımıyla yanıt verdi CHP. Biz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-541" style="margin-top: 10px; float: left; margin-bottom: 10px;" title="secim_sandigi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2009/01/secim_sandigi.jpg" alt="Secim Sandigi" width="410" height="312" />Türk siyasetinde açılım modası aldı başını gidiyor sevgili kuyu ahalisi. AKP ve CHP daha birkaç mühür fazla basılsın diye her şeyi yapacak duruma geldiler. Alevi açılımı, Kürt açılımı, çarşaflı açılımı derken son açılım Rusya&#8217;ya kadar uzandı.</p>
<p>Doğuyu DTP&#8217;nin elinden kapabilmek için Alevi ve Kürt açılımıyla iki gol atan AKP&#8217;ye, çarşaf açılımıyla yanıt verdi CHP. Biz CHP&#8217;den bir hamle daha beklerken AKP bu kez Ege&#8217;yi ve sosyalistleri hedefleyen yeni bir açılıma girişti.</p>
<p>Adalet Bakanı Cemil Çiçek&#8217;in açıklamasına göre, Nazım Hikmet&#8217;e Türk vatandaşlığı iade edilecekmiş.</p>
<p><span id="more-535"></span>Yıllar önce ölen bir şairi oy kapma yarışında yem olarak kullanmak mide bulandırıcı. Tıpkı diğer mide bulandırıcı <strong>açılımlar</strong> gibi.</p>
<p>Siz bu adama vatandaşlığını iade etseniz ne olur, etmeseniz ne olur? Hayyam&#8217;ın yaşadığı ülkenin adını hatırlayan var mı bugün? O şiirlerini yazarken ülkeyi yöneten idarecilerin ismini kimler hatırlıyor?</p>
<p>Nazım&#8217;ı Türk vatandaşlığından çıkaranların adı unutuldu, iktidarı elde tutabilmek için ona vatandaşlığını iade edenlerin isimleri de hatırlanmayacak 50 yıl sonra&#8230;</p>
<p>Ama onun ismi kalacak. 100 yıl sonra insanlar yazboz tahtasına dönen saçma sapan kanun dizilerini değil, bu şairlerin dizelerini hatırlayacaklar.</p>
<p>Bir sanatçının hangi devletin sınırları içinde yaşadığı veya kimin nüfus cüzdanını taşıdığı değil önemli olan, arkasında bıraktığı eserler.</p>
<p>Siyasi görüşü ilgilendirmez beni; saçma olan şey, yaşarken üzerinde yaşayamadığı topraklara öldükten sonra dönüş izni çıkarmak.</p>
<p>Bu açılımları yutup da oy vereceği partiyi değiştirenin aklına sıçayım ben. Siz bu yalanlara inandıkça bu adamlar hepimizi aptal yerine koymaya devam edecekler.</p>
<p>Vasiyetini ne zaman gerçekleştirecekler acaba, merak ediyorum.</p>
<p><strong>Vasiyet</strong></p>
<p>Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,<br />
Ölürsem kurtuluştan önce yani,<br />
Alıp götürün<br />
Anadolu&#8217;da bir köy mezarlığına gömün beni.</p>
<p>Hasan Bey&#8217;in vurdurduğu<br />
Irgat Osman yatsın bir yanımda<br />
Ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp<br />
Kırkı çıkmadan ölen Şehit Ayşe öbür yanımda.</p>
<p>Traktörlerle türküler geçsin alt başından mezarlığın,<br />
Seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,<br />
Tarlalar orta malı, kanallarda su,<br />
Ne kuraklık, ne candarma korkusu.</p>
<p>Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,<br />
Toprağın altında yatar upuzun,<br />
Çürür kara dallar gibi ölüler,<br />
Toprağın altında sağır, kör, dilsiz.</p>
<p>Ama bu türküleri söylemişim ben<br />
Daha onlar düzülmeden,<br />
Duymuşum yanık benzin kokusunu<br />
Traktörlerin resmi bile çizilmeden.</p>
<p>Benim sessiz komşulara gelince,<br />
Şehit Ayşe&#8217;yle Irgat Osman<br />
Çektiler büyük hasreti sağlıklarında<br />
Belki de farkında bile olmadan.</p>
<p>Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,<br />
- Öyle gibi de görünüyor -<br />
Anadolu&#8217;da bir köy mezarlığına gömün beni<br />
Ve de uyarına gelirse,<br />
Tepemde bir de çınar olursa<br />
Taş maş da istemez hani&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/acilim-acilim-ustune-gel-acil-sandigin-ustune.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eurovision hadisesi</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/eurovision-hadisesi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/eurovision-hadisesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2009 01:32:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[athena]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[eurovision]]></category>
		<category><![CDATA[hadise]]></category>
		<category><![CDATA[hadisenin eurovision şarkısı]]></category>
		<category><![CDATA[helena paparizou]]></category>
		<category><![CDATA[kenan sofuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[lordi]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[mor ve ötesi]]></category>
		<category><![CDATA[naim süleymanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ruslana]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sertab erener]]></category>
		<category><![CDATA[sinan şamil sam]]></category>
		<category><![CDATA[turgut özal]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=534</guid>
		<description><![CDATA[Ovvv kelime oyunlu başlık yaptım, Star Gazetesi&#8217;nin spor servisinde yerimi hazırlayın. Magazin de olur. Avrupa&#8217;nın en köfte şarkılarının seksi kızlar tarafından seslendirilerek izleyicilere sunulduğu, halkın en tırıvırı kesiminin de heyecanla izleyip oy verdiği Eurovision yarışması yine geldi çattı. Avrupa Birliği&#8217;ne girmek üzere olan, medeniyetin zirvesinde gezen bir ülke olduğumuzdan, pek bir önem veriyoruz bu yarışmaya. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-540" style="margin-top: 10px; float: left; margin-bottom: 10px;" title="hadise1" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2009/01/hadise1.jpg" alt="Hadise" width="410" height="308" />Ovvv kelime oyunlu başlık yaptım, Star Gazetesi&#8217;nin spor servisinde yerimi hazırlayın. Magazin de olur.</p>
<p>Avrupa&#8217;nın en köfte şarkılarının seksi kızlar tarafından seslendirilerek izleyicilere sunulduğu, halkın en tırıvırı kesiminin de heyecanla izleyip oy verdiği Eurovision yarışması yine geldi çattı. Avrupa Birliği&#8217;ne girmek üzere olan, medeniyetin zirvesinde gezen bir ülke olduğumuzdan, pek bir önem veriyoruz bu yarışmaya.</p>
<p>Aslında hepsi Sertab Erener&#8217;in suçu. Ne güzel unutmuştuk, kimsenin umrunda değildi Eurovision falan. Ama nasıl olduysa artık, bu hanım abla tutup birinci olunca yeniden değer kazandı Eurovision.</p>
<p><span id="more-534"></span>Bu yıl da Hadise ile deneyecekmişiz şansımızı. Acaip milletiz ha. Kendimiz kimseyi yetiştiremeyiz ama yabancı ülkede yetişen bir Türk biraz başarı kazanınca hemen sahiplenip kullanmaya başlarız. Turgut Özal&#8217;ın Naim Süleymanoğlu&#8217;nu ithal etmesiyle başladı sanırım bu moda. Veya benim hatırladığım en eski isim o. Boksta Sinan Şamil Sam, futbolda Hamit Altıntop gibi isimler gelip temsil eder bizi, diğer sporlarda da vardır eminim. Kenan Sofuoğlu&#8217;nun başarılarından da kendimize pay çıkarmaya çalışmadık mı?</p>
<p>Şimdi de Hadise ile Eurovision denemesi yapıyoruz. Daha önceki birincilere bakıyorum. 2005 birincisi Helena Paparizou, 2004 birincisi Ruslana falan Hadise&#8217;nin şarkısından pek de farklı olmayan popidik şarkılarla derece aldılar. 2006&#8242;da Lordi &#8220;rööaarh&#8221; diye ortaya çıkınca metal müziğin yükselişi fark edildi. Bu kez de Athena ile, Mor ve Ötesi ile gereksiz denemelerde bulunduk.</p>
<p>Ama Hadise öyle olmaz. Sanat, müzik falan değil Eurovision&#8217;ın olayı, milliyetçilik ve görsel şovlar. Yani kimse kimsenin şarkısına sanat yönünden oy vermiyor. Sonra da oturup konuşuyor Türk medyası, &#8220;Ermenistan&#8217;a biz oy verdik ama onlar bize vermedi, Türk&#8217;ün Türk&#8217;ten başka dostu yok hacı!&#8221; Kim oy versin lan Harun Tekin&#8217;in dudaklarına?</p>
<p>Hadise&#8217;nin şarkısı da tırt bi&#8217; şarkı ama Eurovision için yeterli standartlarda. Hatta Hadise düzgün bir koreografi ile desteklerse o alımlı kalçaları, ilk 5 garanti. O seksi danslara Ermenistan abazanları bile oy verir, unuturlar soykırımı falan.</p>
<p>Dünyanın En Sikindirik Kahramanı Fethi gibiyiz ha, en gereksiz işlerde lider olabilmek için canla başla mücadele ediyoruz. Ama hepsi o kadar. Belçika&#8217;da yetişmiş, İngilizce şarkı söyleyen seksi bir kız Türkiye&#8217;yi temsil ediyor, vay anasını sayın seyirciler.</p>
<p>Hadi bakalım bilirkişi olarak Hadise&#8217;ye ilk 5 garantisi verdim; bol bol sevinin artık. Ne anlamı olacaksa&#8230;</p>
<p>Aşağıdaki videoyu izleyebiliyorsanız sansürcülükte dünya liderliğini henüz Çin&#8217;in elinden alamadık demektir. (Hadise var olm videoda, seksi danslar falan&#8230; Can you feel the rhythm in her heart? The beats goin&#8217; düm tek tek, yeah aşağıdan olmazsa <a href="http://www.vtunnel.com" target="_blank">vtunnel</a> yap.)</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/MVM7PFHWVCw&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/MVM7PFHWVCw&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Sözlerini de yazayım tam olsun&#8230;</p>
<p>Baby you&#8217;re perfect for me<br />
You are my gift from heaven<br />
This is the greatest story of all times<br />
We met in like in a movie<br />
So meant to last forever<br />
And what you&#8217;re doing to me<br />
Feels so fine</p>
<p>Angel I wake up<br />
And live my dreams<br />
Endlessly<br />
Crazy for you</p>
<p>Can you feel the rhythm in my heart<br />
The beat is going Düm Tek Tek<br />
Always out it like there&#8217;s no minute<br />
Feels like there&#8217;s no way back<br />
Can you feel the rhythm in my heart<br />
The beat is going Düm Tek Tek<br />
Always out it like there&#8217;s no minute<br />
Feels like there&#8217;s no way back</p>
<p>Baby I read all answers<br />
In your exotic movements<br />
You are the greatest dancer of all times<br />
You make me feel so special<br />
No one can kiss like you do<br />
As it is your profession<br />
Feel so fine</p>
<p>Angel I wake up<br />
And live my dreams<br />
Endlessly<br />
Crazy for you</p>
<p>Can you feel the rhythm in my heart<br />
The beat is going Düm Tek Tek<br />
Always out it like there&#8217;s no minute<br />
Feels like there&#8217;s no way back<br />
Can you feel the rhythm in my heart<br />
The beat is going Düm Tek Tek<br />
Always out it like there&#8217;s no minute<br />
Feels like there&#8217;s no way back</p>
<p>Can you feel the rhythm in my heart</p>
<p>Can you feel the rhythm in my heart<br />
The beat is going Düm Tek Tek<br />
Always out it like there&#8217;s no minute<br />
Feels like there&#8217;s no way back<br />
Can you feel the rhythm in my heart<br />
The beat is going Düm Tek Tek<br />
Always out it like there&#8217;s no minute<br />
Feels like there&#8217;s no way back</p>
<p>Always out it like it there&#8217;s no minute<br />
Feels like there&#8217;s no way back<br />
Always out it like there&#8217;s no minute<br />
Feels like Düm Tek Tek</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/eurovision-hadisesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Edebiyatçı değil masalcı: Mario Puzo</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/edebiyatci-degil-masalci-mario-puzo.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/edebiyatci-degil-masalci-mario-puzo.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 17:48:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[al pacino]]></category>
		<category><![CDATA[c'era una volta in america]]></category>
		<category><![CDATA[dark arena]]></category>
		<category><![CDATA[don corleone]]></category>
		<category><![CDATA[francis ford coppola]]></category>
		<category><![CDATA[gone with the wind]]></category>
		<category><![CDATA[ihanet]]></category>
		<category><![CDATA[italya]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık arena]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[mafya]]></category>
		<category><![CDATA[mario cleri]]></category>
		<category><![CDATA[mario puzo]]></category>
		<category><![CDATA[marlon brando]]></category>
		<category><![CDATA[michael corleone]]></category>
		<category><![CDATA[omerta]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>
		<category><![CDATA[robert de niro]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[şanslı yolcu]]></category>
		<category><![CDATA[sergio leone]]></category>
		<category><![CDATA[sicilya]]></category>
		<category><![CDATA[sicilyalı]]></category>
		<category><![CDATA[six graves to munich]]></category>
		<category><![CDATA[son baba]]></category>
		<category><![CDATA[sonny corleone]]></category>
		<category><![CDATA[superman]]></category>
		<category><![CDATA[the family]]></category>
		<category><![CDATA[the fortunate pilgrim]]></category>
		<category><![CDATA[the godfather]]></category>
		<category><![CDATA[the last don]]></category>
		<category><![CDATA[the runaway summer of davie shaw]]></category>
		<category><![CDATA[the sicilian]]></category>
		<category><![CDATA[vito corleone]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=474</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ben bir edebiyat adamı değil, sadece iyi bir hikaye anlatıcısıyım.&#8221; Mario Puzo 15 Ekim 1920&#8242;de doğan Mario Puzo, İtalya&#8217;dan ABD&#8217;ye göç etmiş, son derece fakir bir ailenin çocuğudur. Aklı fikri kitaplarda olmasına rağmen ailesinin ekonomik durumu, yazabilmesine uzun süre engel olur. Fazla serseri ruhlu bir çocuk olduğundan, gençliğini kumar oynayarak geçirir. Otoriter annesinden çekindiği için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignleft size-full wp-image-1383" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="mario puzo" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/12/mario_puzo.jpg" alt="mario puzo" width="410" height="292" />&#8220;Ben bir edebiyat adamı değil, sadece iyi bir hikaye anlatıcısıyım.&#8221;</em></p>
<p><em>Mario Puzo</em></p>
<p>15 Ekim 1920&#8242;de doğan Mario Puzo, İtalya&#8217;dan ABD&#8217;ye göç etmiş, son derece fakir bir ailenin çocuğudur. Aklı fikri kitaplarda olmasına rağmen ailesinin ekonomik durumu, yazabilmesine uzun süre engel olur. Fazla serseri ruhlu bir çocuk olduğundan, gençliğini kumar oynayarak geçirir. Otoriter annesinden çekindiği için gangster olamaz, kumarı bile gizli gizli oynar. Gençliği Manhattan&#8217;da, Hell&#8217;s Kitchen civarında geçen bir İtalyan göçmeni için sessiz sakin oturmak pek zordur. Sürekli gördüğü ve duyduğu Sicilya mafyasına özenir ancak aralarına girmeyi bir türlü başaramaz. Emir almayı sevmeyen biri olmasına rağmen <strong>kavgayı, adam öldürmeyi legal kabul eden tek kurum olan askeriyeye</strong> yazılarak içindeki özgür ruhu(!) burada açığa çıkarmayı dener.<span id="more-474"></span></p>
<p>Ancak gözlerindeki bozukluk nedeniyle geri görevde tutulan Puzo, ordu tarafından Almanya&#8217;da halkla ilişkiler üzerine görevlendirilir.</p>
<p>Savaş bittiğinde bir süre Almanya&#8217;da kalır ve Erica adında bir kadınla evlenir. İlk çocuğunun doğmasının ardından Erica ile birlikte ABD&#8217;ye döner. Klasik Sicilya aile yapısına dayanarak üst üste çocuk sahibi olur ve iki işte birden çalışmasına rağmen beş çocuklu ailesine para yetiştiremez duruma gelir.</p>
<p>Eskiden beri yaptığı en iyi şeyin yazmak olduğunu düşünmektedir. Bir fırsatını bulur ve <strong>New York Times</strong> için kitap eleştirileri yazmaya başlar. Bu esnada ilk kitabı <strong>Dark Arena&#8217;yı (Karanlık Arena)</strong> yazar (1955). Kitap savaştan dönen bir askerin hikayesi, kendi yaşamıdır. Ancak bu kitaptan para kazanamaz. (Kanımca Mario Puzo&#8217;nun en başarısız kitabıdır.)</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-477" style="float: left; margin: 10px;" title="the_fortunate_pilgrim" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/the_fortunate_pilgrim.gif" alt="" width="170" height="285" />10 yıl sonra ikinci kitabı <strong>The Fortunate Pilgrim&#8217;i (Şanslı Yolcu)</strong> yazar (1965). Daha sonra sinemaya aktarılan ve rekorlar kıran kitaplarına rağmen, en sevdiği kitabının Şanslı Yolcu olduğunu söyler Mario Puzo, çünkü bu kitapta annesini anlatmıştır. Edebiyat dünyasında bir miktar isminin duyulmasını sağlayan bu kitap, Puzo&#8217;ya para kazandırmaz. O bir edebiyatçı değil, hikaye anlatıcısıdır ve para kazanabilmek için yazmaktadır, bunu sık sık dile getirir.</p>
<p>1966 yılında bir deneme daha yaparak <strong>The Runaway Summer of Davie Shaw</strong> adında kısa bir macera kitabı yazar. (Okumadım, bilmiyorum.)</p>
<p>Kitaplarının okunmaması, hedeflediği parayı kazandırmaması Puzo&#8217;nun canını sıksa da vazgeçmez, bu kez <strong>Mario Cleri</strong> mahlasıyla, 1967 yılında <strong>Six Graves to Munich</strong> adında bir kitap daha yazar. Bu da tutmaz.</p>
<p>Kendisinin, annesinin, eşin dostun hikayelerini yazmanın kitap dünyasında pek ilgi çekmediğini anlayınca, Sicilya&#8217;dan ve ABD&#8217;deki Sicilya mafyasından gördüğü; iyi bildiği bir dünyayı yazmaya karar verir.</p>
<p>İşte bu esnada şans yüzüne güler. New York&#8217;un büyük ailelerinden birinin mensubu olan bir tetikçi, çıkarıldığı mahkemede <strong>omertayı</strong> hiçe saymakta, bütün ailelerin işlediği suçları ve çalışma yapılarını tek tek anlatmaktadır. Bunu gören Puzo, seri halinde yakalananların itiraflarını hükümetten ister ve bu bilgileri de kullanarak ilk mafya kitabının temellerini oluşturmaya başlar.</p>
<p>Onu fakirlikten kuraracak olan aile, kafasında tüm bireylerini tek tek oluşturduğu <strong>Corleone Ailesi</strong> olacaktır.</p>
<p>1965 yılında yazmaya başladığı <strong>The Godfather&#8217;ı (Baba)</strong>, 1968 yılında tamamlar. 1969 yılında satışa çıkan kitap, tam <strong>68 hafta satış listelerinde kalır, dünya çapında 20 milyondan fazla satılır.</strong></p>
<p>Pek tabiidir ki, böylesine başarılı bir mafya hikayesinin sinemaya uyarlanmaması hikayenin ziyan edilmesi anlamına gelir. Yapımcı firma <strong>Paramount Pictures</strong>, Mario Puzo ile anlaştıktan sonra önce <a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/2008/05/09/bir-sergio-leone-vardi/" target="_self">Sergio Leone</a>&#8216;ye teklif götürür. Ancak o zamanlar yılan hikayesine dönen <a href="http://www.imdb.com/title/tt0087843/" target="_blank">C&#8217;era una volta in America</a> üzerinde çalışmakta olan Sergio Leone, &#8220;kendi mafya filmimi kendim çekiyorum, azmettim tamamlayacağım bu filmi,&#8221; diyerek teklifi reddeder.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-478" style="margin-top: 10px; float: left; margin-bottom: 10px;" title="The Godfather" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/the_godfather.jpg" alt="" width="410" height="308" />Bunun üzerine Francis Ford Coppola ile anlaşılır. Paramount&#8217;un isteksizliğine rağmen, Mario Puzo&#8217;nun ısrarlarıyla, <strong>Vito Corleone</strong> rolü için <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000008/" target="_blank">Marlon Brando</a> seçilir. Kimsenin umursamadığı <strong>Al Pacino</strong> ise <strong>Michael Corleone</strong> olacaktır.</p>
<p>(<a href="http://www.imdb.com/name/nm0000199/" target="_blank">Al Pacino</a> ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000134/" target="_blank">Robert De Niro</a> arasındaki rekabet bu film serileriyle başlar. İkisinin de yıldızı yakın dönemde vizyona giren ve ikisi de klasikler arasına giren mafya filmiyle parlamıştır ve aralarındaki rekabet o kadar ileri gider ki, aynı filmde oynadıkları zaman bile sette birbirlerini görmezler. <a href="http://www.imdb.com/title/tt0113277/" target="_blank">Heat</a> adlı filmde bir restoranda oturup kahve içen hırsız &#8211; polisi canlandırmalarına rağmen, bu sahne bile ayrı günlerde çekilerek montajlanmıştır.)</p>
<p>Galası 1972 yılında yapılan film, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0031381/" target="_blank">Gone with the Wind</a>&#8216;in 33 yıllık rekorunu kırarak 244 milyon dolar hasılata ulaşır. Oscar törenlerinde Marlon Brando en iyi oyuncu ödülünü havaya kaldırırken, en iyi senaryo ödülünü Mario Puzo&#8217;nun vekili alır, çünkü Puzo filmin ödül alacağına inanmadığından törenlere de gelmemiştir.</p>
<p>Bu başarının ardından, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0071562/" target="_blank">The Godfather: Part II</a> çekilir ve 1974 yılında vizyona girdiğinde, Oscar alan ilk devam filmi olarak tarihe geçer.</p>
<p>Mario Puzo bu esnada gelen senaryo tekliflerinden birini kabul eder ve 1 milyon dolar karşılığında <a href="http://www.imdb.com/title/tt0078346/" target="_blank">Superman</a>&#8216;in senaryosunu yazar (1978).</p>
<p>Artık her şey yoluna girmiştir. Bir yandan çocukluğundan beri bağımlı olduğu şekilde doya doya kumar oynarken, ismini unutturmamak için arada bir kitap daha yazar. 1978 satışa çıkan <strong>Fools Die (Aptallar Erken Ölür)</strong> yine eleştirmenlerden iyi notlar alan başarılı bir kitaptır. Gece hayatı, kumar ve kadınlardan bahseden bu kitapla, yine kendi hikayesini anlatmıştır.</p>
<p>Küçüklüğünden beri hayalini kurduğu paraya, zenginliğe ve şöhrete kavuşmuş, en büyük hastalığı olan kumarı istediği gibi oynar olmuştur ama hayat bir yandan verirken bir yandan alır ve karısı Erica&#8217;nın ölümüyle yıkılır.</p>
<p>Depresyona giren ve kendini toplarlaması yıllar süren Puzo, altı yıl aradan sonra, 1984 yılında <strong>The Sicilian&#8217;ı (Sicilyalı)</strong> yazar.</p>
<p>Ekonomik durumu yeniden bozulur ve ilk iki filmin kaymağını yemek isteyen yapımcıların teklifine evet diyerek <a href="http://www.imdb.com/title/tt0099674/" target="_blank">The Godfather: Part III</a>&#8216;ün çekilmesine yardımcı olur. Ancak film birçok eleştirmenden geçer not alamaz, zaten Puzo da bu filmi pek sevmemiştir.</p>
<p>Kumar bağımlısı olması nedeniyle milyonlarca dolarlık servetini yeniden tüketir ve parasız kalır. Üstüne bir de Las Vegas&#8217;ta kumar oynarken <strong>kalp krizi geçirip ölümden dönünce, kumara tövbe eder.</strong> Ancak hem The Godfather üçlemesi hem de Sergio Leone&#8217;nin &#8220;Bir zamanlar&#8221; üçlemesinden aldığı ilhamla, The Godfather&#8217;ı bir mafya üçlemesinin ilk kitabı yapmaya karar verir.</p>
<p>Bir yandan üçlemesine çalışırken bir yandan da benim <strong>vatana hizmet</strong> gibi kabul ettiğim <strong>The Fourth K (Dördüncü K)</strong> adlı kitabını yazar. (ABD Başkanı&#8217;nın kızını kaçıran bir terörist grubun hikayesini anlatan heyecanlı bir kitaptır bu da.)</p>
<p>1996&#8242;da serinin ikinci kitabı <strong>The Last Don&#8217;u (Son Baba)</strong> yazar. Eleştirmenlerden çok iyi notlar alan The Last Don, Puzo&#8217;ya yeniden para kazandırmıştır. Ancak serinin son kitabı Omerta&#8217;nın tamamlanmasından birkaç gün sonra yaşamına veda eder (2 Temmuz 1999).</p>
<p><strong>Omerta</strong> 2000 yılında, <strong>The Family (Aile)</strong> 2002 yılında yayınlanır ve sadece para kazanmak için kitap yazan Puzo, son iki kitabının yayınlandığını göremez.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-479" style="margin-top: 10px; float: left; margin-bottom: 10px;" title="Mario Puzo" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/mario_puzo_2.jpg" alt="" width="410" height="244" />Yaşadığı hayat tarzı ve yazdığı kitaplar nedeniyle sık sık mafya üyesi olmakla suçlanan Mario Puzo, bu iddialara her zaman &#8220;bir mafioso olsaydım yine kumar oynardım ama para kazanmak için yazmak zorunda kalmazdım&#8221; şeklinde yanıt vermiştir.</p>
<p>Bir edebiyat insanı olmadığını her zaman vurgulamış, sadece hikaye anlatmayı sevdiğini söylemiştir. Ve kitaplarında muhteşem hikayeler anlatmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/edebiyatci-degil-masalci-mario-puzo.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/12/mario_puzo-300x213.jpg' length ='13929'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bir Sergio Leone vardı&#8230;</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bir-sergio-leone-vardi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bir-sergio-leone-vardi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 May 2008 21:01:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[c'era una volta il west]]></category>
		<category><![CDATA[c'era una volta in america]]></category>
		<category><![CDATA[claudia cardinale]]></category>
		<category><![CDATA[clint eastwood]]></category>
		<category><![CDATA[eli wallach]]></category>
		<category><![CDATA[ennio morricone]]></category>
		<category><![CDATA[giu' la testa]]></category>
		<category><![CDATA[henry fonda]]></category>
		<category><![CDATA[il buono il brutto il cattivo]]></category>
		<category><![CDATA[james coburn]]></category>
		<category><![CDATA[james woods]]></category>
		<category><![CDATA[jennifer connelly]]></category>
		<category><![CDATA[joe pesci]]></category>
		<category><![CDATA[per qualche dollaro in piu]]></category>
		<category><![CDATA[per un pugno di dollari]]></category>
		<category><![CDATA[robert de niro]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sergio leone]]></category>
		<category><![CDATA[spaghetti western]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=284</guid>
		<description><![CDATA[Bugün usta yönetmenler dediğimiz Martin Scorsese, George Lucas, Steven Spielberg, Quentin Tarantino, Stanley Kubrick ve Robert Rodriguez gibi isimlerin saygıyla andığı ve tarzını takip ettiği bir isim vardır sinema dünyasında. Çektiği az sayıda filme rağmen sinemaya çok şey katan, son filmini çekmek için yıllarca bekleyen ve yukarıda saydıklarımın yanında daha birçok yönetmene ilham kaynağı olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1385" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="sergio leone" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/05/sergio_leone.jpg" alt="sergio leone" width="410" height="526" />Bugün <strong>usta yönetmenler</strong> dediğimiz Martin Scorsese, George Lucas, Steven Spielberg, Quentin Tarantino, Stanley Kubrick ve Robert Rodriguez gibi isimlerin saygıyla andığı ve tarzını takip ettiği bir isim vardır sinema dünyasında. Çektiği az sayıda filme rağmen sinemaya çok şey katan, son filmini çekmek için yıllarca bekleyen ve yukarıda saydıklarımın yanında daha birçok yönetmene ilham kaynağı olan bir efsane yönetmenin 19. ölüm yıldönümüydü 30 Nisan 2008.</p>
<p><span id="more-284"></span>Roberto Roberti olarak da bilinen sessiz film yönetmeni Vincenzo Leone ve İtalya&#8217;dan başka yerde pek bilinmeyen aktris Bice Waleran&#8217;ın (ismini ben de yeni öğrendim) çocuğu olan Sergio Leone, 3 Ocak 1929&#8242;da Roma&#8217;da dünyaya gelir. Hayatı sette geçen bir çiftin çocuğu olması onu ya sinemaya düşman edecek, ya da bu işe aşık olmasını sağlayacaktır ki, Sergio ikisinin arası bir yol tutturur ve ne çok sever ne de nefret eder. Her çocuk gibi o da senaryo karalar, kendi kendine oyunculuk bile yapar. Çocukluk geride kalıp da üniversiteye adım atınca, bir yandan hukuk eğitimi alırken bir yandan da ilk ciddi senaryo denemelerini yazmaya ve kamera arkasına geçmeye başlar.</p>
<p><img title="Ladri di biciclette" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/05/ladri_di_biciclette.jpg" alt="Ladri di biciclette" hspace="5" vspace="5" width="200" height="289" align="left" />Kamera arkasına geçtiğinde aradığı işin bu olduğunu çözmekte gecikmez. Yaşının küçüklüğüne ve tecrübesizliğine rağmen kalitesini konuşturmaya başlar. Henüz çocuk yaştayken, Quo Vadis ve Ben-Hur&#8217;un da aralarında bulunduğu birçok filmde görev alır. Vittorio de Sica&#8217;nın dünyaca ünlü eseri Ladri di Biciclette&#8217;in (Bisiklet Hırsızları) yönetmen yardımcılığına soyunduğunda henüz 17 yaşındadır. Hatta Gli Ultimi Giorni di Pompei&#8217;yi (Pompei&#8217;nin Son Günleri) çekmekte olan yönetmen Mario Bonnard&#8217;ın rahatsızlanması onun için bir fırsat olur ve filmi kendisi tamamlar. Aynı dönemde Il cambio della guardia&#8217;nın da yönetmen yardımcılığını yapar ve ardından kendi filmlerinin planını yapmaya başlar.</p>
<p>Kendi tarzını oluşturması uzun sürmez. 1964&#8242;te son derece kısıtlı bütçeyle Per un pugno di dollari&#8217;yi (Bir avuç dolar için) çekerek spaghetti western akımını başlatır. Hiç ara vermeden, 1965 yılında serinin ikinci filmi Per qualche dollaro in più (Birkaç dolar için) ile yoluna devam eder. İki filmin su götürmez kalitesine rağmen son olarak gelecekte efsaneler arasına girecek olan filmi Il Buono, il Brutto, il Cattivo&#8217;yu (İyi, Kötü ve Çirkin) çeker ve The Man with No Name ismini verdiği üçlemesini tamamlar. (Dolar üçlemesi de diyebiliriz.)</p>
<p>Eserlerine; yaptığı film müziklerinde klasik İtalyan operasını temel alan Ennio Morricone&#8217;un gücünü de katarak klasik westernde zaten varolan şiddeti yoğunlaştırır, yükseltir; kendi tarzındaki barok anlatımıyla, uzun planlardaki görkemli karakterleri ve sürekli birbirinin yerine geçen yakın plan sahneleriyle, görkemli ve törensel sahneleriyle birer opera havası verir, deyim yerindeyse operayı sinemaya taşır.</p>
<p>O spaghetti western der, ben western operası diyorum. Sergio Leone daha ilk filminde klasik western türünü eleştirerek başlamıştır işine. Klasik westernlerde sığır çobanları Amerika kıtasına kaliteyi ve ahlakı getiren, alçak Kızılderililere karşı yeni edindikleri toprakları cesaretle savunan ve bir yandan da onlara medeniyeti öğreten kovboylar olarak gösterilirken, Leone filmlerinin baş kahramanları bile hırslı, para için her şeyi yapan, şiddeti kanıksamış karakterlerdir. Filmlerinde &#8220;iyi&#8221; ve &#8220;kötü&#8221; arasında net bir çizgi yoktur, belki &#8220;antikahraman&#8221; diye sınıflandırabileceğimiz ana karakterler vardır.</p>
<p>Spaghetti western üçlemesini tamamladıktan sonra hayalindeki mafya filmini çekmeye karar verir. Ancak çektiği westernlerin tadı hayranlarının ve yapımcıların damağında kalınca sürekli yeni western istekleri gelir ve yeni bir üçlemeye başlar. Bu üçlemeye başlaması, çekmeye karar verdiği mafya filminin tam 16 yıl gecikmesine neden olacaktır. 1968&#8242;de üçlemenin ilk filmi C&#8217;era una volta il West (Bir Zamanlar Batıda) ile spaghetti western tarzından mafya tarzına yapacağı geçişin temelini atar, 1971&#8242;de ikinci film Giu&#8217; la Testa (Bela Arayan Adam) ile devrimi sorgular.</p>
<p>Ve üçlemesinin son filmi için tam 13 yıl bekler. Bu esnada The Godfather&#8217;ın yönetmeni olması için Paramount tarafından yapılan teklifi &#8220;kendi mafya filmimi kendim çekeceğim&#8221; diyerek reddeder ve Harry Grey&#8217;in The Hoods (Serseriler) adlı kitabından apardığı kendi senaryosunu kurgulamaya devam eder. Yıllar boyunca senaryoyu düşünen, 10 kelimelik cümle için aylarca bekleyen Leone, belki bu uzun hazırlık safhasından dolayı filmi bir türlü kısaltamaz. Toplamda 3 saat 40 dakika süren film 1984 yılında tamamlanıp Avrupa&#8217;da vizyona girdiğinde çok beğenilir ancak yapımcıların tembel Amerikalılar&#8217;ın bu kadar uzun bir filmden sıkılacağını düşünerek Amerika&#8217;da vizyona girmeden önce orasını burasını kesip kuşa çevirmeleri nedeniyle Amerika&#8217;da en kötü filmlerden biri seçilir. Fakat sonradan değeri anlaşılır ve C&#8217;era una volta in America (Bir Zamanlar Amerika&#8217;da) en iyi filmler listelerinde sürekli yukarı tırmanır ve yıllar boyu aşağı inmez.</p>
<p><img title="Bir zamanlar amerikada" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/05/cera_una_volta_in_america.jpg" alt="Bir zamanlar amerikada" hspace="5" vspace="5" width="200" height="269" align="left" />Sergio Leone ve Ennio Morricone ortaklığının doruk noktası olan filmde müzikler panflüt ustası Gheorghe Zamfir&#8217;in ustalığıyla şenlenmiş, Jennifer Connelly sinemaya adım atmış, Robert de Niro bir adım daha ilerlemiş olur. Klasik western türünü kendi üçlemesiyle eleştiren ve değiştirip yenileyen Sergio Leone, bu filmiyle de mafya/gangster dünyasını kendi açısından gösterir, alışılmış gangster filmlerinin tamamen dışına çıkar. New York&#8217;ta o zamanlar varolan İtalyan ve İrlanda mafyası yerine ufak tefek işler yapan Yahudi mafyasının temel alınması bile filmin amacının bir mafya filminin anlatmak istediğinden farklı olduğunu gösterir.</p>
<p>Uzun sessizlikler ve kanlı düelloların, kısa replikler arasına gizlenmiş detaylı mesajların, aksiyon ve dinginliğin aynı anda yer aldığı filmleriyle Sergio Leone, bugün &#8220;bizim teknolojimiz yetersizdi, o yüzden çok dandik filmler çektik&#8221; bahanesinin arkasına saklanan Türk filmi yönetmenlerine ders verir gibi, bugünkü teknolojilerle bile çekilemeyecek kalitede eserler bırakmıştır arkasında.</p>
<p>Leningrad&#8217;ın (St. Petersburg) 2. Dünya Savaşı&#8217;ndaki halini konu alacak olan filminin henüz yazılı hale bile getirmediği senaryosunu sadece anlatarak Rusya&#8217;dan destek almayı başarmış ve ilk çalışmalarına başlamışken 1984 yılında kalp krizinden ölür.</p>
<p>Sinemada kalitenin sadece teknolojiyle değil, aynı zamanda hayal gücüyle, özgürce düşünebilmekle yakalanabileceğini hala anlamamış olan ve kendilerini teknoloji ve bütçe bahaneleriyle savunan yönetmenlerimize tekrar ve tekrar tavsiye ediyorum Sergio Leone filmlerini.</p>
<p>Gerçi malzeme yetersizliği konusunda onlar da pek haksız sayılmazlar. Hadi Sergio Leone gibi biri çıktı diyelim, müzikler için Ennio Morricone veya Zamfir gibi adamları nasıl bulalım? Peki ya Claudia Cardinale, Henry Fonda, Clint Eastwood, Eli Wallach, James Coburn, Robert De Niro, James Woods, Joe Pesci, Jennifer Connelly?</p>
<p>Biz daha Hülya Avşar, Bülent Ersoy sendromunu aşamadık ki oralara gelelim&#8230;</p>
<p>Neyse biz de Hababam Sınıfı Batıda, Bir Zamanlar Hababam, Hababam Debabam Hala Hababam gibi filmler çekerek kendi tarzımızı yansıtmaya devam ederiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bir-sergio-leone-vardi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/05/sergio_leone-233x300.jpg' length ='12661'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Condom Yoksa Vermem</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/condom-yoksa-vermem.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/condom-yoksa-vermem.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2008 23:09:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[aids]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[condom]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[tuğba ekinci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=276</guid>
		<description><![CDATA[Pop müziğin parlayan yıldızı, sanat dünyamızın bel kemiği, sosyal mesaj meraklısı, AIDS&#8217;in bir numaralı düşmanı, askerlik çağındaki gençliğin banyo öncesi son içtimasını fotoğraflarına verdiği yüce sanatçı Tuğba Ekinci, yeni albümüyle müzik dünyasını sallamış: Condom! Tuğba Ekinci&#8217;nin ruhundaki &#8220;uygun adım, arş!&#8221; temposu onu ilk gördüğüm günden beri dikkatimi çekiyor. Duruşu, yüz ifadesi, konuşmaları Her Türk Asker [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img title="Emret Komtanim" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/04/emretkomtanim.jpg" alt="Emret Komtanim" hspace="5" vspace="5" width="200" height="310" align="left" />Pop müziğin parlayan yıldızı, sanat dünyamızın bel kemiği, sosyal mesaj meraklısı, AIDS&#8217;in bir numaralı düşmanı, askerlik çağındaki gençliğin banyo öncesi son içtimasını fotoğraflarına verdiği yüce sanatçı Tuğba Ekinci, yeni albümüyle müzik dünyasını sallamış: Condom!</p>
<p>Tuğba Ekinci&#8217;nin ruhundaki &#8220;uygun adım, arş!&#8221; temposu onu ilk gördüğüm günden beri dikkatimi çekiyor. Duruşu, yüz ifadesi, konuşmaları <strong>Her Türk Asker Doğar</strong> sözünü kanıtlar nitelikte oldu benim için her zaman. Selam vermeyi beceremese de var bi&#8217; şeyler.</p>
<p>Çıkış parçası olan <strong>O Şimdi Asker,</strong> 2 önemli özelliğe sahipti. Türk milletinin çok sevdiği, ifa etmek üzere dünyaya geldiği kutsal askerlik görevi ve askerlik yapmakta olan cevval Türk gencinin en büyük özlemi olan şehvet kokulu aşkların bileşimiydi şarkının sözleri. Ve klipte Tuğba Ekinci&#8217;nin yüzünden çok görünen kalça baldır kombosu da her yıl en çok aranan kelime olan &#8220;seks&#8221;le Google&#8217;da rekorlar kıran bir ülke için son derece yeterli bir görsel düzenlemeydi.</p>
<p><span id="more-276"></span>Bu stratejiyi Tuğba Ekinci&#8217;nin kendisinden beklemem ama artık menajeri midir danışmanı mıdır, her kimse Türkiye&#8217;nin pop dinleyicisini ne kadar iyi tanıdığını çok iyi ispatlayarak, bu kadını kendisinin bile hayal edemeyeceği bir noktaya taşıdığı için tebriği hak ediyor. Burada kadın vücudunu ticari meta olarak kullanmanın etik değerlerine girmek istemiyorum, sonuçta işin içindekiler bunu gayet doğal karşılıyorlar. Tuğba Ekinci de bu ahval ve şerait içinde kendine has stratejiler kullanarak Petek Dinçöz, Nez, Demet Akalın, Eylem gibi <strong>seksi sanatçılar </strong>kervanında ön sıralara oynamayı başarabiliyor. Toplum olarak geldiğimiz nokta bu işte, sanatçıyı seksapeliyle sıfatlandırıyoruz. (Vangelis saçı sakalı saldığı için asla seksi sanatçı olamaz mesela, homeless kılıklı pis adam, ıyk)</p>
<p><img title="Condom tanitimi boyle olur tugbacik" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/04/condomdefile.jpg" alt="Condom tanitimi boyle olur tugbacik" hspace="5" vspace="5" width="200" height="296" align="left" /></p>
<p>İlk albümünde hedef kitlesinin zayıf noktası olan askerliği ve cinselliği bir arada kullanarak başarıya ulaşan Tuğba Ekinci, ikinci albümünde cinselliği bir sosyal sorumluluk projesi olarak ele almış. Başarılı. Albümünün tanıtımını Çırağan Sarayı&#8217;nda yapan <strong>seksi sanatçı</strong>, alana helikopterle gelmiş ve izleyicilerin üzerine havadan kondom dağıtmış. Albüm lansmanı için daha detaylı bir araştırma yapsaydı konuyla daha yakından ilgili bir kostüm de seçebilirdi kendine. Soldaki fotoğrafı aldığım defileden esinleneceği kostümü de konserlerinde giyer artık. Hatta elindeki mikrofona da bir kondom geçirsin, daha seksi bir hava yakalasın. Oh beybi! Pardon konumuz cinsellik değil sosyal sorumluluktu, neden başka yere çekiyorum ki?</p>
<p>&#8220;Kendisini AIDS ile savaşa adayan Tuğba Ekinci, Kondom isimli parçasıyla vatandaşı bu hastalığa karşı uyarıyor&#8221;muş. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ve Sağlık Bakanlığı da kendisine bu başarılı projesinden dolayı destek veriyormuş.</p>
<p>İşte buna gülüyorum! Bu ülkede evinizin bahçesinde uçak üretseniz lisanssız uçuş yaptınız diye tutuklanırsınız. Otomobil üretseniz vergisini isterler. Bio-yakıt üretseniz evinize hücre evi muamelesi reva görülür. Web sitesi projeleri yapsanız, onu zaten &#8220;bizim yeğen de yapar&#8221;.</p>
<p>Devletten destek almak istiyorsanız <strong>Kondom Yoksa Vermem</strong> gibi albümler yapın, piyasaya sürerken de AIDS ile mücadele ettiğinizi söyleyin, ama bunun için de afedersiniz sağlam göt lazım. Her popo Tuğba&#8217;nınki gibi seksi olamaz sallanınca. Seksi olmayan poponun da reytingi düşük olur.</p>
<p>Albümdeki parçaların dizilişine bakarsanız, Tuğba Ekinci&#8217;nin ruhundaki &#8220;uygun adım, arş!&#8221; temposunun bu dizilişi de etkilediğini göreceksiniz:</p>
<p>1-2-3-4:<br />
Kondom! Kondom! Yoksa! Vermem!<br />
Kondom! Kondom! Yoksa! Vermem!<br />
1-2:<br />
Kondom Kondom Yoksa Vermem!<br />
Kondom Kondom Yoksa Vermem!</p>
<p>Farkettiyseniz Pim Çek Bomba At&#8217;tan hiç farkı yok. Aynı tempoyla saymayı deneyin. Fırlama çavuşların diline düşerse acemi askerlerin bu şarkıdan çekeceği var.</p>
<p>Kısacası, Tuğba Ekinci&#8217;nin son albümü ve albümün çıkış şarkısı Condom, devlet desteğiyle verdiği sosyal mesajlar ve akrostiş desteğiyle verdiği gizli mesajlarla önümüzdeki yaz sezonuna damgasını vurmaya aday. (Böyle miydi bu cümlenin klişesi?)</p>
<p>Buyrun bu da parça listesi:</p>
<p><strong>1. Condom<br />
2. Yoksa<br />
3. Vermem<br />
4. Dert Olsun</strong><br />
5. Ayna Ayna<br />
6. Ben Güzelim Ya<br />
7. Sarışınım<br />
8. Prensimdin<br />
9. Condom (Club mix)</p>
<p>Bu şarkıların dizilişi tesadüfse ben de trenim. Yok tesadüf değilse diyecek başka şey bulamıyorum. Valla dert oldu, nerden bulurum ben bu saatte kondomu?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/condom-yoksa-vermem.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Once Upon a Time Claudia Cardinale</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/once-upon-a-time-claudia-cardinale.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/once-upon-a-time-claudia-cardinale.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 23:52:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[ajda pekkan]]></category>
		<category><![CDATA[c'era una volta il west]]></category>
		<category><![CDATA[c'era una volta in america]]></category>
		<category><![CDATA[claudia cardinale]]></category>
		<category><![CDATA[deniz akkaya]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[il gattopardo]]></category>
		<category><![CDATA[jennifer connelly]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kozmetik]]></category>
		<category><![CDATA[liv tyler]]></category>
		<category><![CDATA[luchino visconti]]></category>
		<category><![CDATA[marilyn monroe]]></category>
		<category><![CDATA[müjde ar]]></category>
		<category><![CDATA[polisan]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[richard brooks]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sergio leone]]></category>
		<category><![CDATA[sophia loren]]></category>
		<category><![CDATA[spaghetti western]]></category>
		<category><![CDATA[the professionals]]></category>
		<category><![CDATA[ursula andress]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[Claudia Cardinale 27. Uluslararası Film Festivali&#8217;nin konuğu olarak İstanbul&#8217;a gelmiş. Görmeyi hem istedim hem istemedim. Filmlerini hayranlıkla izlediğim bir aktristi Türkiye&#8217;ye gelmişken görmeyi isterdim elbette, ama siyah beyaz günlerin o eşsiz güzelliği artık 70 yaşında bir teyze. Kozmetik teknolojisinin tüm nimetlerinden yararlanmaya çalışsa da, C&#8217;era una volta il West&#8216;teki o şeker Jill değil artık kendisi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1387" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="claudia cardinale" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/04/claudia_cardinale.jpg" alt="claudia cardinale" width="420" height="515" /><strong>Claudia Cardinale</strong> 27. Uluslararası Film Festivali&#8217;nin konuğu olarak İstanbul&#8217;a gelmiş. Görmeyi hem istedim hem istemedim. Filmlerini hayranlıkla izlediğim bir aktristi Türkiye&#8217;ye gelmişken görmeyi isterdim elbette, ama siyah beyaz günlerin o eşsiz güzelliği artık 70 yaşında bir teyze. Kozmetik teknolojisinin tüm nimetlerinden yararlanmaya çalışsa da, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0064116/" target="_blank">C&#8217;era una volta il West</a>&#8216;teki o şeker Jill değil artık kendisi.</p>
<p>Claudia Cardinale tüm ekran güzelleri gibi, sadece güzellik olarak kaldı aklımızda. Belki de o nedenle yalnız kalıyor yaşlanan güzeller. Ekranda hayranlıkla izlediği güzelliğin değiştiğini görmek istemez insanlar. Bodrum&#8217;un eski güzelliğini bilenlerin artık Bodrum&#8217;u görmek istememesi, Ağva&#8217;nın eski güzelliğini bilenlerin artık Ağva&#8217;ya adım atmaması gibi bir şey bu da&#8230; Çektiğiniz fotoğraflarla, beyninizin bir köşesine yerleşmiş hatıralarla yetinirsiniz. Görmek istemezsiniz o halini. Çünkü sizin için güzellik sözcüğünü karşılayandır o; değiştiğini görmek üzer.</p>
<p><span id="more-271"></span>Dünyanın doğası gereğidir bu değişim. Eski güzellikler kaybolur, yerine yenileri gelir ama gelen gideni her zaman aratır. Yavaş değişimlere alışır insanoğlu ama bir nesilde gerçekleşen hızlı değişimlere alışmak zor olur. Prost&#8217;un yakıp parçalayarak caddelerle doldurduğu İstanbul&#8217;un eski halini bilmediğiniz için yeni halini kabullenebilirsiniz, ama Acarlar&#8217;ın ormanları yakarak villa tarlasına çevirdiği Kavacık tepelerini görmek içinizi acıtır.</p>
<p>Karşı çıkmayın buna, çabalamayın. Tıpkı Claudia Cardinale&#8217;nin doğanın kanunlarına karşı çıkamayarak 70&#8242;lik teyze haline gelmesi gibi, Acarlar&#8217;ın önderliğinde yok edilen Kavacık&#8217;tan sonra Çavuşbaşı da bir başkasının elinde yok olur, topluca katlettiğimiz Bodrum&#8217;dan sonra MNG&#8217;nin önderliğinde Milas da yok olur. Doğmak, yaşamak, yaşlanmak ve ölmek değil mi bu evrenin kaderi, kendisinden en küçük üyesine kadar?</p>
<p>Keşke doğal güzelliklerin de Claudia Cardinale gibi kendi kendine yaşlanmasını bekleyebilseydik. Ama yaşlanmayı hızlandıran virüsler gibi, insanoğlu da dünyanın yaşlanmasını ve bozulmasını görev edinmiş bir virüs türü olarak, sadece görevini yerine getiriyor.</p>
<p><strong>Sophia Loren, Ursula Andress</strong> gibi yıldızların döneminden kalan en parlak isimdir benim için Claudia Cardinale. Güzelliğinden ziyade, oynadığı kült olmuş filmler ve bendeki <strong>spaghetti western</strong> sevgisi ondan bu kadar etkilenmemi sağladı. (<strong>Kült filmler</strong> açısından bakınca, ilk olarak <a href="http://www.imdb.com/title/tt0087843/" target="_blank">Once Upon a Time in America</a>&#8216;da  daha bacak kadar kızken kamera karşısına geçen ve daha sonra oynadığı birçok film kült olan<strong> Jennifer Connelly</strong>&#8216;nin de onun yolunu takip ettiğini görüyorum. [Benim ülkemin aktristi Müjde Ar onun makyajını taklit etmekle övünür, başkası da tarzını kopyalarak başarıya ulaşır. Adamlarla aramızdaki fark bu kadar açık işte. {O değil de bizim anlı şanlı ünlülerimiz de hep taklit ha, aklıma geldi şimdi bak. Zamanının en popüler mankenlerinden biri olan Deniz Akkaya da Liv Tyler taklidi değil miydi?}])</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1390" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="claudia cardinale " src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/04/claudia_cardinale2.jpg" alt="claudia cardinale " width="420" height="481" />Arşivimdeki en önemli filmlere bakıyorum da; Luchino Visconti <a href="http://www.imdb.com/title/tt0057091/" target="_blank">Il Gattopardo</a>&#8216;yu, Sergio Leone <a href="http://www.imdb.com/title/tt0064116/" target="_blank">C&#8217;era una volta il West</a>&#8216;i, Federico Fellini <a href="http://www.imdb.com/title/tt0056801/" target="_blank">Otto e Mezo</a>&#8216;yu, Richard Brooks <a href="http://www.imdb.com/title/tt0060862/" target="_blank">The Professionals</a>&#8216;ı hep onunla &#8220;renklendirmişler&#8221;.  Bugün de kozmetik teknolojisi onu renklendirmeye çalışıyor. <strong>Eski günlerine geri dönüp baktığında neler düşünüyor acaba</strong>, çok merak ediyorum. Doyabildi mi bu dünyaya? Hayranlarına, güzelliğine, şöhrete, başarıya? Bugün aynaya baktığında 30 yıl önceki halini hatırlayıp da içleniyor mudur? &#8220;Gurur duyuyorum yaptıklarımla, rahatça ölebilirim&#8221; mi diyordur, &#8220;bu yaşlı halime bile razıyım, güzelliğim geride kaldı ama yine de ölmek istemiyorum&#8221; mu diyordur, yoksa geçen yıllara lanet okuyup eski günlerini özleyerek bunalımdan bunalıma mı koşuyordur?</p>
<p>Merak&#8230; Güzelliği nedeniyle el üstünde tutulan bir kadın güzelliğinden uzaklaştıkça neler düşünür? Kozmetik ve estetik teknolojisinin yetersiz kaldığı Ajda Pekkan son çare olarak <strong>duvar boyası</strong> üreten Polisan&#8217;a tutundu mesela, Polisan da yetersiz kalınca nereye tutunur bu insanlar? <strong>Dünyaya ve güzelliğine doyabilen kimse var mı Marilyn Monroe&#8217;dan başka?</strong></p>
<p>Yaşlılığı kabullenmek neden bu kadar zor?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/once-upon-a-time-claudia-cardinale.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/04/claudia_cardinale-244x300.jpg' length ='28583'  type='image/jpg' />	</item>
	</channel>
</rss>

