Etiket Arsivi: savaş

Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije (2)

Harp Hiledir

Kanije’de durum gün geçtikçe vahimleşir ama Paşa’nın yüzünden tebessüm eksik olmaz. Herkese “kontrol bende” diye bakar, gümbürdeyen toplara aldırış etmez. Hatta duvarlarda gülleler parçalanırken kahvesini mangala sürer, umursamaz bir eda takınır. Erzaklar tükenmektedir ama ele geçirdikleri esirleri yağ ve balla beslerler. Kum dolu çuvalların üstünü un ve buğdayla doldururlar ki, esirler erzakımız kilerden taşıyor zannetsinler. Esirlerin kaçmaları için ‘özellikle’ bırakılan müsait yerler vardır. Küffar askerleri gözetimimiz altında kaçarlar. Birliklerine teslim oldukları zaman anlatacakları lehimize işleyecektir. Çünkü komutanlarına, “Yiyecek sıkıntısı çekmezler. Bizi bile kuş sütüyle beslediler” diyeceklerdir. Fakat kalede durum iç açıcı değildir. “Ya sabır” da bir yere kadar çekilir. Hasan Paşa, askerin moralinin bozulduğunu anladığı anda meydana çıkar ve “Sadrazamımıza yazdığımız mektubun cevabı geldi” der ve açıp okumaya başlar. Hesapta İstanbul’dan büyük bir ordu yola çıkmıştır ve kısa sürede Kanije önlerinde olacaktır. Bunu duyan askerin gözlerine yeniden fer gelir. Halbuki Hasan Paşa o mektubu bizzat kendisi kaleme almıştır. Aslına bakılırsa Sadrazam, Tiryaki Hasan Paşa’ya “Başınızın çaresine bakın” diyebilmiştir ancak. Zira o sırada daha müşkül meseleler vardır…


Devam

Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije (1)

Bugün (18 Kasım) şanlı Kanije Müdafaası’nın (1601) 407. yıl dönümü…

Tiryaki Hasan Paşa, Arnavut asıllıdır ama Enderun’da yetişir, tahsili iyidir. Gözü karadır, çok zekidir. Vakti, saati gelince Osmanlı’nın Peçoy sancağında görev yapmaya başlar. 50-60 kişilik bir kuvveti vardır, haklının yanında haksızın karşısında dururlar. Osmanlı adaletini Balkanlar’la birlikte Orta Avrupa’nın içlerine kadar yayarlar. Sayıları azdır ama gün geçtikçe kalabalıklaşırlar ve o bölgenin huzurunu temin ederler. Hasan Paşa oraların ağır abisidir, kendisinden habersiz kuş uçmaz. Haksızlık yapana hiç acımaz. Mesela esir satıp, Müslüman kanı döken Kosma adlı bir haydudu yakalayıp cezasını verir. Günün birinde oradaki kadılardan birinin kızını kaçırmışlardır. Kızcağızı bulmak için yıkmadık kale, bakmadık burç bırakmazlar. Fitne yuvalarını yıkmaktan hiç çekinmez, aleyhimize çalışanların çanına ot tıkarlar.


Devam

Nerelerden Nerelere Geldik

Sene bundan bayağı bir önce. Kurtuluş Savaşı dönemleri falan Maraş isimli şehrimiz Fransız askerlerinin çizmeleri altında eziliyor. Sadece Maraş da değil Anadolu?nun bir çok toprağı kan ağlıyor o sıralar. Maraş, Fransızların kaldırılmayacak fiillerine ?la havle? çekip cevap verdikçe Napolyon?un torunları azıtıyor. Erkeklere yaptıkları hareketler bir süre sonra yetmemeye başlıyor ve Maraş?ın kızlarına laf atıyorlar. Yerli halk yavaş yavaş galeyana geliyor ama ayaklandıkları zaman başlarına ne geleceğini iyi bildiklerinden eyleme geçemiyorlar. Ta ki, Maraş sokaklarında hanımlarımızdan birisinin başındaki örtüye el uzatan Fransız askerini görene kadar?


Devam

Yürü Be Koca Ertuğrul!

Sen ki ruhuna celp gelmiş cesur bir vatanseversin!

Sen ki üç kıtaya nam salmış Osmanlı’nın torunusun!

Sen ki Doğan Medya Filosu’nun amiral gemisinin kaptanısın!

Sen ki psikolojik harbin kitabını yazmış adamsın!

Sen ki şarabın en iyisinden anlarsın!

Kim tutar seni!!!


Devam

Bedeli neyse ödemeye hazırız!

Haydi gidelim savaşa. Kuşanın silahlarınızı.

Bedeli neyse ödemeye hazırız. Çünkü bedelinden haberimiz yok. Kuzey Irak dediğin nedir ki, 15 günde işi bitirip çıkarız. Bakmayın kendi sınırlarımız içindeki Gabar’dan eşkıyayı 30 yıldır temizleyemediğimize, geri dönerken onları da indiririz.

Ne? Bu sözleri yıllar önce Rus Çarı da mı söylemiş? 15 günde temizlemek niyetiyle girdiği yerden 200 yıldır çıkamamış mı? Boşverin canım, bizim gibi zekâ küpü Türk değil ki onlar, sadece beceriksiz Ruslar.


Devam