<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; sinema</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/tag/sinema/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 18:49:34 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yahşi Batı ve Cem Wayne</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yahsi-bati-ve-cem-wayne.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yahsi-bati-ve-cem-wayne.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 23:54:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[cem yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[cem yılmaz filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı fragman]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı fragman izle]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı full izle]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı indir]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi batı izle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3251</guid>
		<description><![CDATA[Öyle bayıla bayıla komedi filmi izleyen bir adam değilim. Lisede okuldan kaçıp gittiklerimiz hariç, herhangi bir komedi filmi için sinemaya gittiğimi de hatırlamam.
Görevi espri yapmak olduğu için espri yapanları izlemek yerine, gayet ciddi bir işin, filmin ortasında ince espriler yapanları izlemeyi tercih ederim. Komedi filmi izleyip “hadi bi espri olsa da gülsek” diye beklemek yerine, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3256" title="Yahsi Bati" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/yahsi1.jpg" alt="Yahsi Bati" width="421" height="309" />Öyle bayıla bayıla komedi filmi izleyen bir adam değilim. Lisede okuldan kaçıp gittiklerimiz hariç, herhangi bir komedi filmi için sinemaya gittiğimi de hatırlamam.</p>
<p>Görevi espri yapmak olduğu için espri yapanları izlemek yerine, gayet ciddi bir işin, filmin ortasında ince espriler yapanları izlemeyi tercih ederim. Komedi filmi izleyip “hadi bi espri olsa da gülsek” diye beklemek yerine, Anatomy of a Murder’ı izlerken avukatın diğer avukata inceden dokundurmasını, kelime oyunları yapmasını izlemek daha hoş.</p>
<p>Haliyle, Cem Yılmaz’ın filmlerini de bayıla bayıla izlemiyorum. Ama komedi filmi yaptığını iddia ederek ortaya çıkanların arasında, en azından işine önem, filmlerine emek verdiğini görüyorum.</p>
<p>Cem Yılmaz aslında hayallerini gerçekleştiriyor. Bir nesil western filmlerini, uzay filmlerini izleyerek büyüdü, buna Cem Yılmaz da dahil. Ve hepimiz küçükken o ortamlarda bulunmanın hayalini kurduk. Kovboy çizmeleriyle, şapkalarıyla dolaştık, mantar tabancalarıyla düellolar yaptık.</p>
<p>Cem Yılmaz bizden şanslıydı. Çocukluğunu etkileyen, sevdiği şeylerle uğraşmayı kendine meslek edindi. Kara Şimşek temalı Opet reklamlarından tutun da, biraz önce izlediğim Yahşi Batı’ya kadar tüm işleri sevdiği o güzel filmlerin etkisiyle oldu. (O talihsiz kaza olmasa çekilmiş olan diğer reklamlar da yayınlanacak, belki bir yol filmi bile gelecekti arkasından, kim bilir.)</p>
<p><span id="more-3251"></span>Çocukluğunda görüp sevdiği dünyaları en azından film setlerinde yaşayarak mutlu oldu Cem Yılmaz. Sevdiği şeyi yaparak para kazanmak her insana nasip olmuyor.</p>
<p>Komedyen kimliği yüzünden önce komediyle girdiği sinemada, komediden de yavaş yavaş kopmaya başladı. İyi ekiplerle çalışıyor, filmlerine emek harcanıyor ve sinemada izlenecek kaliteye yaklaşıyor yazdığı filmler. Yahşi Batı’nın sonunda söylediği gibi, belki komediden başka filmler de yapmaya başlar yakında.</p>
<p>Cem Yılmaz, iyi veya kötü haliyle Türk sinemasında bir marka. Çektiği film ne olursa olsun O oynadığı için sinemaya gidip izleyen bir kitlesi var. Buna güvenerek risk almaya başlamasını, daha farklı filmler çekmesini bekliyorum. Markasına güvendiğinin de, kalite olarak her filmini bir öncekinin üstüne çıkarmaya çalıştığının da farkındayım. &#8220;Ben oynadığım için geliyorlar zaten, otuzbir çeksem izlerler&#8221; demek yerine iyi bir şeyler yapmaya çalışıyor. Devam ettikçe çıtayı yükselteceğine inanıyorum.</p>
<p>Yahşi Batı’ya gelirsek, gayet güzel olmuş. “Mükemmel bir film, mutlaka sinemaya gidip izlenmeli” falan demiyorum, hayranları öyle derse de sesimi çıkarmam. Yine de komedi filmi diye sunulan diğer zırvalardan çok daha kaliteli olduğu bir gerçek.</p>
<p>Mükemmel bir senaryo, çok kaliteli espriler falan beklemeyin. Ancak sahneler, dekorlar, kostümler bir Türk komedi filmi için çok üst seviyelerde.</p>
<p>Intronun kalitesi tartışılamaz, harika olmuş. Filmin başında Türkçeye geçerken yapılan dublaj esprisi, Guns N&#8217; Roses, Billy the Kid, Suzan’ın gazabından kurtulmak için Türk kültürünü özetledikleri sahne, 10 dakika araya geçiş gibi ilk aklıma gelen sahnelerle birlikte, birçok iyi düşünülmüş ayrıntı var filmde.</p>
<p>Küfür yok mu? Var. Küfürlü diyaloglar bazı yerlerde gereksizce abartılsa da, genel olarak orantılı kullanılmış. En azından mide bulandıracak seviyeye çıkarılmamış.</p>
<p>Marka göndermeleri yerinde olmuş. Dilli Kaşarlı’ya varana kadar saydılar, Islak Hamburger diye bir Kızılderilinin çıkmasını bile bekledim.</p>
<p>Western klişelerine yapılan göndermeler de harika. Filmden çıkarken, birinin yanındaki arkadaşına “suçluları şerife teslim etme sahnesini İyi Kötü Çirkin’den çalmışlar” dediğini duydum. Güzel kardeşim, filmin tamamı western göndermesi zaten, ne çalması? Eğer oturup düşünecek olursak neredeyse tüm sahneleri bir western filme bağlarız. Sanırım arkadaşın izlediği tek western İyi Kötü Çirkin (<a title="IMDB" href="http://www.imdb.com/title/tt0060196/" target="_blank">Il buono, il brutto, il cattivo</a>) olduğu için sadece o sahneyi tanıyabildi.</p>
<p>Yalnız filmden çıkarken şahit oldum ki, Türkiye’de sinema izleyicisi film izlemeyi hâlâ öğrenememiş. Yahu kardeşim, film boyunca oturmuşsun, üç dakika daha otursan ölür müsün?</p>
<p>Cem Yılmaz, ismini IMDB’nin Western kategorisinde filmlerini izleyerek büyüdüğü John Wayne, Clint Easwood gibi adamlarla aynı listede gördüğü için bile yeterince sevinmiştir. Aynı listede olmakla aynı kalitede olmak farklı şeyler tabi, o kadar büyütmüyorum.</p>
<p>Sonuç olarak, Yahşi Batı hiç fena bir film değil. DVD’si alınıp arşivlenecek bir film olmasa da, özellikle western severler için sinemada keyifle izlenip unutulacak türden bir film olmuş. Sinemada keyifle izlenecek Türk filmi de pek olmadığından, Yahşi Batı otomatik olarak üst sıralara tırmanıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/yahsi-bati-ve-cem-wayne.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/01/yahsi1.jpg' length ='39910'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>29 Ekim kutlu olsun!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/29-ekim-kutlu-olsun.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/29-ekim-kutlu-olsun.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 01:59:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ceyda Ryden</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[29 ekim]]></category>
		<category><![CDATA[winona ryder]]></category>
		<category><![CDATA[winona ryder doğum günü]]></category>
		<category><![CDATA[winona ryder filmleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2840</guid>
		<description><![CDATA[Bugün 29 Ekim. Sıradan bir gün değil.
Bugünü bizimle birlikte kutlayan o muhteşem kişinin ismi bile başka hiç kimse tarafından kullanılmadı.
Kısacık güzel saçlar, bakışları insanın içine işleyen yeşil gözler başka hiç kimsede bu kadar etkileyici duramazdı.
Başarılarını küçümsemek isteyenler 163 cm olan boyuyla dalga geçtiler. O’nun işlevi boyundan büyüktü!
Küçük bir kasabada doğmuştu. Çocukluğunu geçirdiği çiftlikte elektrik bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2845" title="fireworks" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/fireworks.jpg" alt="fireworks" width="420" height="410" />Bugün 29 Ekim. Sıradan bir gün değil.</p>
<p>Bugünü bizimle birlikte kutlayan o muhteşem kişinin ismi bile başka hiç kimse tarafından kullanılmadı.</p>
<p>Kısacık güzel saçlar, bakışları insanın içine işleyen yeşil gözler başka hiç kimsede bu kadar etkileyici duramazdı.</p>
<p>Başarılarını küçümsemek isteyenler 163 cm olan boyuyla dalga geçtiler. O’nun işlevi boyundan büyüktü!</p>
<p>Küçük bir kasabada doğmuştu. Çocukluğunu geçirdiği çiftlikte elektrik bile yoktu. O, bu fakirliği umursamadan hedefine yürüdü.</p>
<p><span id="more-2840"></span>Düşmanlarına ve yoluna çıkanlara büyük bir inançla göğüs gerdi.</p>
<p>Başarılarına gölge düşürmek için O&#8217;nu aşağılayanlar oldu. Hırsızlıkla bile suçladılar! Yılmadı ve yoluna devam etti.</p>
<p>Çok fazla sigara ve alkol içerek tek kötülüğü kendine yaptı.</p>
<p>Çapkınlığı ve müzisyenlere düşkünlüğüyle birçok müzisyeni mutlu etti.</p>
<p>Sıradan bir insan değil. Bizlere bıraktığı eserler, O&#8217;nu her zaman saygıyla anmamızı gerektirir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2852" title="Winona Ryder" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/winonaryder.jpg" alt="Winona Ryder" width="420" height="536" /></p>
<p>Doğum günün kutlu olsun Winona Ryder! Nice yıllara!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/29-ekim-kutlu-olsun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/fireworks-300x292.jpg' length ='40561'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Alexander the Gayreat!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buyuk-iskenderin-hayati-ve-filmi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buyuk-iskenderin-hayati-ve-filmi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 01:38:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[aeneid]]></category>
		<category><![CDATA[aeneis]]></category>
		<category><![CDATA[akhilleus]]></category>
		<category><![CDATA[alexander]]></category>
		<category><![CDATA[alexander the great]]></category>
		<category><![CDATA[alexander trilogy]]></category>
		<category><![CDATA[anabasis]]></category>
		<category><![CDATA[angelina jolie]]></category>
		<category><![CDATA[anthony hopkins]]></category>
		<category><![CDATA[aristotales]]></category>
		<category><![CDATA[büyük iskender]]></category>
		<category><![CDATA[büyük iskenderin hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[colin farrell]]></category>
		<category><![CDATA[darius]]></category>
		<category><![CDATA[dionysus]]></category>
		<category><![CDATA[epikürcü felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[epikuros]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[hephaestion]]></category>
		<category><![CDATA[jared leto]]></category>
		<category><![CDATA[küçük emrah]]></category>
		<category><![CDATA[kyros]]></category>
		<category><![CDATA[memnones]]></category>
		<category><![CDATA[monica bellucci]]></category>
		<category><![CDATA[olimpias]]></category>
		<category><![CDATA[oliver stone]]></category>
		<category><![CDATA[onbinlerin dönüşü]]></category>
		<category><![CDATA[pers kralı darius]]></category>
		<category><![CDATA[publius vergilius maro]]></category>
		<category><![CDATA[rosario dawson]]></category>
		<category><![CDATA[serious sam]]></category>
		<category><![CDATA[türkan şoray]]></category>
		<category><![CDATA[val kilmer]]></category>
		<category><![CDATA[valerio massimo manfredi]]></category>
		<category><![CDATA[vangelis]]></category>
		<category><![CDATA[xenophon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2632</guid>
		<description><![CDATA[Bir film düşünün. Oliver Stone çekmiş, Colin Farrell, Val Kilmer, Jared Leto gibi adamlar oynamış. Rosario Dawson bile var. Yetmez mi? Müziklerini de Vangelis yapmış!
Filmi açıyorsunuz, Vergilius&#8217;un Aeneid&#8217;den bir dizesi geliyor ekrana: Şans cesurun yanındadır. (Hastasıyım bu sözün)
Babil desenleriyle süslü intronun ardından, bir Babil sarayında ak sakallarıyla hikâye anlatan Anthony Hopkins çıkıyor karşınıza. Mekânlar güzel, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2649" title="alexander" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/alexander.jpg" alt="alexander" width="420" height="239" />Bir film düşünün. <strong>Oliver Stone</strong> çekmiş, <strong>Colin Farrell, Val Kilmer, Jared Leto</strong> gibi adamlar oynamış. <strong>Rosario Dawson</strong> bile var. Yetmez mi? Müziklerini de <strong>Vangelis</strong> yapmış!</p>
<p>Filmi açıyorsunuz, Vergilius&#8217;un Aeneid&#8217;den bir dizesi geliyor ekrana: Şans cesurun yanındadır. <em>(Hastasıyım bu sözün)</em></p>
<p>Babil desenleriyle süslü intronun ardından, bir Babil sarayında ak sakallarıyla hikâye anlatan <strong>Anthony Hopkins</strong> çıkıyor karşınıza. Mekânlar güzel, kostümler harika. Sonra <strong>Angelina Jolie</strong> geliyor, elinde yılanlarla çocuğuna sarılıp hikâyeler anlatıyor.</p>
<p>Üstelik filmin adı <strong>Alexander!</strong></p>
<p>Büyük İskender hakkında her bulduğunu okuyup az çok bir şeyler öğrenmiş biri olarak, &#8220;çok önyargılı davranmışım, harcamışım güzelim filmi,&#8221; diye düşünüp keyif moduna geçiyor ve izlemeye başlıyorum.</p>
<p><span id="more-2632"></span>Tüm keyfim birkaç dakikada yok oluyor, 175 dakikalık son derece yavan bir filmi başlamışken bitirmeye çalışıyorum.</p>
<p>Kabul ediyorum, Oliver Stone bu filmde İskender&#8217;in özel yaşamını kurcalamaya çalışmış, biraz farklı olması normal. Bu filmden Troia gibi, Lord of the Rings gibi aksiyon beklenmez. Belgesel niyetine izlenecek. O nedenle başarısız savaş sahnelerine bir sözüm yok. Hatta hiç olmasa daha iyiydi diyorum. Ama belgesel izliyorsam da bana bir şeyler vermeli, en önemli kişi ve olayları yüzeysel geçip en gereksiz sahne ve diyalogları lastik gibi uzatmak filmin en büyük eksisi.</p>
<p>Filmde iki ana tema var: İskender&#8217;in eşcinsel olması ve doğunun dayanılmaz cazibesi.</p>
<p>Aptal Amerikalıların (hepsinin değil dikkat et) kafasında kadınların sürekli dans ettiği, renkli haremler, sürmeli kadınlarla dolu, erkeklerin hayvanlardan kaba, insanların maymunlardan cahil olduğu bir doğu imgesi vardır. Hollywood filmlerinde göre göre kusacak hale geldiğimiz bu klişede boğulmuş Alexander.</p>
<p>Şimdi bu İskender Abi sadece eşcinsel ve tüm dünyayı fethetme hayaliyle yaşayıp bir seyyar imparatorluk kuran bir adam değildi. Başlıca özellikleri bunlar olsa da, İskender&#8217;in <strong>Dionysus</strong> aşığı manyak annesi <strong>Olimpias&#8217;</strong>ın da etkisiyle ciddi bir <strong>Akhilleus</strong> hayranı olduğunu biliyoruz. Hatta Asya Seferi&#8217;ne çıkarken Akhilleus&#8217;ın Troia&#8217;daki mezarına çiçek koyduğundan, tapınağın çevresinde çırılçıplak dans ettiğinden bahsediliyor.</p>
<p>Üstelik bu adam<strong> Aristotales&#8217;</strong>in iyi bir öğrencisiydi. Daha bacak kadar çocukken Aristotales&#8217;den felsefe ve tıp eğitimleri almış, doğuda talan ettiği şehirlerden (fethettiği diyemiyorum) Aristotales&#8217;e incelemesi için çeşitli hayvan ve bitkiler göndermiş.</p>
<p>Filmde sürekli kendini okşatan, her fırsatta göz süzen <strong>Hephaestion</strong> da sadece bir eşcinsel sevgili değil, bir general. Epikürcü felsefenin tavan yaptığı o dönemlerde bu adamların çoğunun biseksüel takıldığını, kadın erkek demeden zina &amp; livata kombosu yaptıklarını bilmeyen yoktur. Yani Hephaestion İskender&#8217;e sürmeli gözleriyle alık alık bakmaz. Sever, sevişir, işine bakar. İskender&#8217;in ordularının başında stratejiler üretir, savaşlara girer. Ama Oliver Stone filmde bu ikisini resmen <strong>Türkan Şoray &amp; Türkan Şoray çifti</strong> gibi göstermiş. <em>(Kadir İnanır bile yok, düşün artık)</em></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2651" title="alexander the emrah" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/alexandertheemrah.jpg" alt="alexander the emrah" width="420" height="272" />İskender rolündeki Colin Farrell tam <strong>Küçük Emrah</strong> olmuş zaten. <em>(Kaş açılarına dikkat) </em>Posta koyanlara, bağırıp çağıranlara bile kaşlarını Emrah gibi düşürüp, &#8220;git buradan ühüh!&#8221; diye zırlaması Büyük İskender gibi bir adamın yapacağı en son şey olurdu sanırım. Sen tut bu adamı ona buna veren, harem oğlanlarına göz süzen livata heveslisi pasif oğlan gibi göster, olacak iş değil. Colin Farrell iyi bir oyuncu ama İskender rolünde başarılı olabilecek bir adam değilmiş, bunu görmüş olduk.</p>
<p>Savaşlarda sadece <strong>Pers Kralı Darius&#8217;</strong>dan bahsedilmiş. Ama madem savaşlara değinildi, paralı asker olarak Pers ordularının başında bulunan ve İskender&#8217;i en çok zorlayan Yunan komutan <strong>Memnones&#8217;</strong>den de bahsedilmesi gerekirdi. Adı bile geçmiyor.</p>
<p>İskender&#8217;in doğuya doğru sefere çıkmasının altındaki en büyük etken, tarihçi <strong>Xenophon&#8217;</strong>un yazdıklarıdır. <strong>Kyros&#8217;</strong>un ordusuna paralı asker olarak katılan, on binlerce askerin ve Kyros&#8217;un ölümünden sonra ahı gitmiş vahı kalmış orduya önderlik edip geri getirmesinin ardından <strong>Anabasis&#8217;</strong>i yazan Xenophon, İskender&#8217;in doğuya doğru gazlamasının en büyük etkenlerinden biri aslında. Ama bundan da bahsedilmemiş.</p>
<p>İskender&#8217;in hayatındaki birçok önemli olay atlanarak yüzeysel bir epik hikâye oluşturulmaya çalışılmış ama en gereksiz detaylar lastik gibi uzatılmış. Roxane ile yataktaki kavgasından, Colin Farrell&#8217;in kıçından, Rosario Dawson&#8217;ın göğüslerinden bize ne kardeşim? <strong>Oynadığı filmde memeleri göstermezse ölecek hastalığı</strong>na <strong>Monica Bellucci&#8217;</strong>den sonra Rosario Dawson da mı yakalandı?</p>
<p>Filmde en çok değinilen konular Olimpias&#8217;ın taht sevdası, Hephaestion&#8217;un İskender&#8217;e vermek için çabalaması, dans eden doğu kızları, Roxane ve İskender&#8217;in kavgalarının sadece Hephaestion için olanları. Üstüne bir de can sıkan uzun diyaloglar ve başarısız savaş sahneleri, paramparça bir kurguyla bir araya getirilince son derece kötü bir film olmuş.</p>
<p>Kurgu o kadar kötü ki, konuyu toparlamak için hikâye anlatıcı olarak araya giren Anthony Hopkins&#8217;in anlattıkları bile Büyük İskender&#8217;in hayatı hakkında bilgisi olmayanlara hiçbir şey vermez. Neden saldırıyor, kime saldırıyor, Darius nasıl ölüyor, Dionysus kim&#8230; Her şey havada kalmış.</p>
<p>Filmin vurgulayabildiği tek nokta, İskender&#8217;in <strong>Epikuros&#8217;</strong>un felsefesini takip ettiği. Epikürcü felsefe o dönemin genel yaşam tarzıydı zaten.</p>
<p>Bir de politik yanı var filmin. İskender&#8217;in özellikle Hephaestion ile olan diyaloglarında sürekli aynı şeye vurgu yapılıyor: Biz Avrupalılar özgürüz ve doğulular özgürlük nedir bilmezler, hepsi kralın köleleri olmuşlar. <strong>Onlara özgürlük getirdik, adalet getirdik.</strong></p>
<p><em>(İskender Antik Yunan&#8217;da demokrasinin oluşmasına ön ayak olan isimlerden biri olsa da Babil&#8217;deki, Hindistan&#8217;daki konuşmaları bana Bush&#8217;u hatırlattı. Sonra o güzelim doğu topraklarının Amerikan askerlerinin postalları altında ezildiği, binlerce yıllık tarihin yok edildiği geldi aklıma, iyice bozuldu moralim.)</em></p>
<p>Görkemli, haşmetli Babil çok zorlama canlandırılmış filmde. &#8220;Selam bizi bilgisayarda yaptılar!&#8221; diye sesleniyor kuleler. <strong>Serious Sam&#8217;</strong>de bile daha güzel yapmışlardı valla. Sırf Babil&#8217;de dolaşmak için az oynamadım o oyunu.</p>
<p>Olimpias&#8217;ı canlandıran Angelina Jolie&#8217;nin İskender 8 yaşındayken de 28 yaşındayken de rujuyla farıyla değişmeden kalması Olimpias&#8217;ın başarısı değil, filmi çekenlerin düşüncesizliği. Ne yüzü kırıştı ne saçı değişti kadının, Olimpias bu kadar kokoş muydu lan? Tamam orgy delisi taş bi&#8217; hatunmuş ama Zeus&#8217;a vermiş olması yaşlanmasını engellemez.</p>
<p>Yönetmen Oliver Stone değil de bir başkası olsa şunu düşünürdüm: &#8220;Oryantalizm düşkünü ve rüyalarında Büyük İskender&#8217;le sevişecek kadar hastalıklı bir adam 150 milyon dolar bulmuş ve fantezilerini filme çekmiş.&#8221;</p>
<p>Fakat bu sıradan bir adam da değil. <strong>Platoon, JFK, U Turn</strong> gibi filmlere imza atmış bir yönetmen. Platoon gibi bir zirveden Alexander gibi bir zırvaya düşmek için 150 milyon dolar harcamak herkesin becereceği iş değil.</p>
<p>Filmin tek cümlelik özeti:<br />
<strong>Alexander the Great = George Bush the Gay.</strong></p>
<p>Filmden sonra aklımda kalanlar ise Vangelis&#8217;in eşsiz besteleri ve yeniden Aeneid. &#8220;Ulan bunu seyredeceğime kitap okusaydım keşke,&#8221; diyorum ama neye yarar, üç saat ziyan olmuş. Zeus çarpsın seni Oliver Stone!</p>
<p><em>Büyük İskender&#8217;in yaşamını merak edenler için en güzel kitaplardan biri <strong>Valerio Massimo Manfredi&#8217;</strong>nin yazdığı <strong>Alexander Trilogy.</strong> Üç kitap, mükemmel eser. Filmin senaryosu da bu kitaptan başarısızca araklanmış gibi geldi bana.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/buyuk-iskenderin-hayati-ve-filmi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/10/alexander-300x170.jpg' length ='24344'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Polis çocuk dövdü! Pis!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/polis-cocuk-dovdu-pis.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/polis-cocuk-dovdu-pis.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2009 16:38:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[dancing kid]]></category>
		<category><![CDATA[film noir]]></category>
		<category><![CDATA[johnny guitar]]></category>
		<category><![CDATA[nicholas ray]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[polis dayağı]]></category>
		<category><![CDATA[polis şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[polisin çocuk dövmesi]]></category>
		<category><![CDATA[spotnicks]]></category>
		<category><![CDATA[western]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1221</guid>
		<description><![CDATA[Johnny Guitar&#8216;ı hatırlayan var mı? Nicholas Ray&#8217;in 1954 yılında çevirdiği western &#38; film-noir tarzı güzel bir yapımdı. Hani şu &#8220;hayatta bir fincan kahve ve iyi bir sigaradan daha güzel bir şey yok,&#8221; diyen adamın gitar çaldığı film. Filmi hatırlayan pek olmasa da film sayesinde ünlenen Johnny Guitar şarkısını herkes hatırlar. Özellikle enstrümental Spotnicks versiyonunu.
Çok güzel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1224" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="johnny guitar dance" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/johnny_guitar_dance.jpg" alt="johnny guitar dance" width="410" height="304" /><a href="http://www.imdb.com/title/tt0047136/" target="_blank">Johnny Guitar</a>&#8216;ı hatırlayan var mı? Nicholas Ray&#8217;in 1954 yılında çevirdiği western &amp; film-noir tarzı güzel bir yapımdı. Hani şu &#8220;hayatta bir fincan kahve ve iyi bir sigaradan daha güzel bir şey yok,&#8221; diyen adamın gitar çaldığı film. Filmi hatırlayan pek olmasa da film sayesinde ünlenen Johnny Guitar şarkısını herkes hatırlar. Özellikle enstrümental <a href="http://www.youtube.com/watch?v=q4VKk4raEmE" target="_blank">Spotnicks</a> versiyonunu.</p>
<p>Çok güzel diyaloglar vardı filmde. Film-noir tutkumun bir nedeni de iğnelemelerle dolu bu diyaloglar zaten.</p>
<blockquote><p>Johnny: Kaç erkeği unuttun?</p>
<p>Vienna: Senin hatırladığın kadınlar kadar.<span id="more-1221"></span></p></blockquote>
<p>Filmi izleyenler bilirler, Dancin&#8217; Kid ve çetesi bir banka soyarlar, Nevriye Budak&#8217;ın vahşi batı şubesi Emma&#8217;nın hırs ve nefreti işe Vienna&#8217;yı da karıştırır, Johnny ortalığı toparlamaya çalışır falan. Johnny Guitar, <strong>adaletin takip etmesi gereken yolu </strong>ve <strong>takip ettiği yolu</strong> çok güzel irdeliyor.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1222" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="johnny guitar" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/johnny_guitar.jpg" alt="johnny guitar" width="410" height="304" />Çetede Turkey lakaplı 16-17 yaşlarında bir çocuk da vardı. Çocuk yaralanıp da Vienna&#8217;nın barına sığındığında, şerife teslim edip etmeme konusunda kararsız kalmıştı Vienna. Turkey yüzünde kanlarla, baygın vaziyette kucağında yatarken, Tom&#8217;la tartışıyorlardı.</p>
<blockquote><p>- Onu ne yapacaksın?<br />
- Onu burada tutamam.<br />
- Ama gidecek durumda değil ki?<br />
- O zaman onu teslim etmem gerekecek.<br />
- İyi de onu asarlar. O daha çocuk!<br />
<strong>- Silahla oynayan çocuklar, erkek gibi ölmeye hazır olmalı!</strong></p></blockquote>
<p>Vienna&#8217;nın cevabı, günümüzün insan hakları savunucularına pek doğru gelmeyecektir. Ancak henüz 16-17 yaşlarında olmasına rağmen adam vurup banka soyacak kadar ileri gidebilen bir çocuğa, çocuk gözüyle bakılamaz.</p>
<p>PKK sempatizanlarının yaptıkları eylemlerde ön saflarda koşturup da polise taşla, sopayla saldıran bücürükler için de aynı şey geçerli. Çocuktur, yapar deyip geçemezsiniz. Çocuklar yaramazlık yaparlar, fırlamalık yaparlar, serseriliğin her türlüsünü bekleyebilirsiniz çünkü tecrübelerinin yetersiz olduğunu düşünürsünüz.</p>
<p>Ancak çocuk dediğiniz canlı yasadışı bir grubun yaptığı eyleme elinde taşlarla dahil oluyorsa, buna çare bulmak sizin görevinizdir. Zamanında eğitemediyseniz, doğruyu yanlışı gösteremediyseniz, bunun acısını çekmeye mahkumdur. Ve bu durumda onu cezalandıranları suçlayamazsınız.</p>
<p>Medyanın sürekli eleştirip yerden yere vurduğu &#8220;polis şiddeti&#8221; tamamiyle haklı sayılabilecek bir konu. Evet, polis çoğu zaman haksız şiddet uyguluyor. Sivil kıyafetleriyle sıradan insanlar olan polislerden bazıları, üniformayı giydiklerinde mutasyon geçirerek şiddetin en vahşisini uygulayabilecek kapasiteye gelebiliyorlar. Özellikle eylem ve gösteri ortamlarında, tıpkı galeyana gelen gösteri grupları gibi, polisler de galeyana gelebiliyor. Ve bu polislerin arasında da insanlıktan nasibini almamış, hümanizmin varlığından habersiz yaratıklar mevcut. Toplumun genelinde olduğu gibi.</p>
<p>Diğer taraftan, devlet de görevlerini tam olarak yerine getirmediği için çocuğunu yetiştirmekten aciz ailelerin tavşanlar gibi çoğalmasına neden oluyor. Ailelerin, büyüklerin verdiği gazla, neye alet olduğunu bilmeyen çocuklar da eylemlerde cirit atıyorlar.</p>
<p>PKK&#8217;yı yönetenler, hepinizden daha zeki. Bu eylemlerde çocukların ön saflarda tutulmasının nelerle sonuçlanacağını biliyorlar ve istediklerine rahatça ulaşıyorlar. Kafası yarılan, yaralanan, ölen çocuklar o eylemleri düzenleyenlerin umrunda değil. Medyanın da umrunda değil. Onların ihtiyacı olan şey, çocukların eylemde polis şiddetine maruz kalması. Hatta bir çocuk ölse herkesten daha mutlu olacaklar. Medyanın nasıl saldıracağını ve halkı galeyana getireceğini biliyorlar çünkü. Ve bu bok kefallerinin en sevdiği ortam da bulanık sular.</p>
<p>Sonuç olarak, polisi eleştirmek için binlerce neden var. Ama eyleme katılan bir çocuğun, işler çığırından çıktığında bir polis copuyla yaralanması, polislerin eleştirileceği nedenlerden biri değil. Polisin, üzerine saldıran bir çocuğu durdurmak ve etkisiz hale getirmek için güç kullanması son derece normal. Yere yatırdığı ufacık çocuğa copla girişip kafasını gözünü yaran polis ise hayvanın önde gidenidir, o ayrı.</p>
<p>Demek ki neymiş? Çocuklarınıza sahip çıkın derken haklıymış birileri.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/polis-cocuk-dovdu-pis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/johnny_guitar-300x222.jpg' length ='13008'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Aşka aşık olanlar</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/1102.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/1102.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2009 02:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[cream]]></category>
		<category><![CDATA[dire straits]]></category>
		<category><![CDATA[francis ford coppola]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kirsten dunst]]></category>
		<category><![CDATA[life lessons]]></category>
		<category><![CDATA[life without zoe]]></category>
		<category><![CDATA[lionel dobie]]></category>
		<category><![CDATA[loft]]></category>
		<category><![CDATA[martin scorsese]]></category>
		<category><![CDATA[new york]]></category>
		<category><![CDATA[new york stories]]></category>
		<category><![CDATA[nick nolte]]></category>
		<category><![CDATA[oedipus wrecks]]></category>
		<category><![CDATA[procol harum]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[rosanna arquette]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[steve buscemi]]></category>
		<category><![CDATA[whiter shade of pale]]></category>
		<category><![CDATA[woody allen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1102</guid>
		<description><![CDATA[ Kapris No: #~Belirsiz~:
- Beni seviyor musun?
- Seviyor muyum? Seviyorum tabii ki, evet.
- Seni terk edersem ne yaparsın?
- Ne mi yaparım? Çatıya çıkıp vurulmuş bir köpek gibi bağırırım.
- Ama ben seni sevmiyorum.
Kapris No: #~Sonsuz~:
- Beni seviyor musun?
- Seviyorum tabii ki, evet.
- Benim için her şeyi yapar mısın?
- Ne yapayım? Söylemen yeterli.
- Şunları görüyor musun? Git [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1104" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="Lionel Dobie" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/nicknolte_as_lioneldobie.jpg" alt="Lionel Dobie" width="410" height="308" /> Kapris No: #~Belirsiz~:</p>
<p>- Beni seviyor musun?<br />
- Seviyor muyum? Seviyorum tabii ki, evet.<br />
- Seni terk edersem ne yaparsın?<br />
- Ne mi yaparım? Çatıya çıkıp vurulmuş bir köpek gibi bağırırım.<br />
- Ama ben seni sevmiyorum.</p>
<p>Kapris No: #~Sonsuz~:</p>
<p>- Beni seviyor musun?<br />
- Seviyorum tabii ki, evet.<br />
- Benim için her şeyi yapar mısın?<br />
- Ne yapayım? Söylemen yeterli.<br />
- Şunları görüyor musun? Git ve direksiyondakini dudaklarından öp, yeniden konuşalım. (Yağmurlu gecede, sokağın köşesinde beklemekte olan polis arabasını gösterir.)<br />
- Ne!?<br />
- Hadi, beni ne kadar sevdiğini göster.<br />
- Yapınca ne olacak ki?<br />
- Aşkının gerçek olduğunu anlayacağım. Yapmazsan Üçkağıtçıların Kralı&#8217;sın. Eşyalarımı toplar giderim.</p>
<p>Bu diyaloğu yaşasanız ne yapardınız? Hatta kızın dediğini yaptıktan sonra yine de sizi bırakıp giderse ne yapardınız?<span id="more-1102"></span></p>
<p>Bir kadına aşık olmak ve aşka aşık olmak arasında ciddi fark var. Lionel Dobie, sarışın Paulette&#8217;e aşık değil aslında, Paulette&#8217;in verdiği ızdıraba aşık. Bir başkasının &#8220;sikerim böyle aşkın ızdırabını,&#8221; diyerek bırakıp gideceği yerlerde, Lionel katlanarak artan bir tutkuyla koşuyor aşkın peşinden. Kızın onu terk ettiği gün yeni bir kızla başlaması da ayran gönüllü olduğunu değil, ihtiyacının aşk olduğunu gösteriyor. Bugün Paulette olur, yarın Sharon, sonra Kezban veya Nurcan&#8230; Kişiler önemli değil, birinin varlığı önemli bu tip insanların yaşamında. Eğer o yürek aşka değil de bir kadına bağlanırsa bir daha ne resim yapabilirler, ne de şiir yazabilirler.</p>
<p>Yaşamlarındaki her kadına aynı sevgiyi verirler, çünkü &#8220;o kadın&#8221; değil, &#8220;aşk&#8221;tır önemli olan. Her kadın onlarla mutludur, onlar da bir kadın oldukça mutludurlar. Ve yaşamlarındaki kadın kim olursa olsun, standartları değişmez.</p>
<p>Martin Scorsese, Francis Ford Coppola ve Woody Allen&#8217;in ortak çalışması olan New York Stories&#8217;i izleyenler genelde sevmezler ilk hikayeyi, varsa yoksa Woody Allen ve Oedipus Wrecks. Oysa ilk hikaye olan Life Lessons çok daha renklidir.</p>
<p>Üniversitede ömür çürütmüş doçent kılıklı Woody Allen yerine Nick Nolte var mesela. Veya uyuz ihtiyar Yahudi teyze yerine Rosanna Arquette var. İsyandan bunalıma uçarken psikologda soluklanan sorunlu bir karakter yerine kafayı aşkla bozmuş, boya sıçarcasına resim yapan daha sorunlu bir karakter var. Üstelik arka planda sürekli Procol Harum&#8217;dan Whiter Shade of Pale çalıyor. Hem tipsizler kralı Steve Buscemi de abuk bir &#8220;performans sanatçısı&#8221; rolüyle az da olsa görülebiliyor. Daha n&#8217;olsun kardeşim, izlenmez mi bu hikayecik?</p>
<p>Çevreden, insanlardan, piyasadan ve aptal gündemden bunaldığımda en güzel ilaç oluyor Life Lessons. Devasa loftunda bir yandan Procol Harum ve Cream dinleyip bir yandan basket oynayan, üç metrelik tuvale kilolarca boyayı sıvarken asistanına olan aşkı için her şeyi yapacağını iddia eden, iki cümlesinden biri seni seviyorum olan, ama yine de kızdan yüz bulamayan, temelli terk edildiği gün daha geceyi bulmadan yeni bir aşka yelken açan süper bir ressamın Nick Nolte tarafından canlandırılmasını izlemek insanı içinde bulunduğu sıkıntılı yaşamdan sakince uzaklaştırıyor.</p>
<p>Uzun zamandır olmadığı kadar karamsar bir haftasonuna girmenin arefesinde 2 kez üst üste Life Lessons izlemek yavaştan bir kopuş oldu yine benim için. Sanırım haftasonunun tamamı evde oturup Martin Scorsese eserlerini izlemekle, Procol Harum ve Dire Straits dinlemekle geçecek.</p>
<p>Karamsarlık sizi esir almaya çalıştığında direnmeyin, bırakın kendinizi ve unutun dünyanın kalanını. Kendinizi yerine koyabileceğiniz bir karakterin yer aldığı bir filmi izleyin, bir kitabı okuyun&#8230; Ben öyle yapıyorum ve çok güzel oluyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/1102.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/nicknolte_as_lionel-300x225.jpg' length ='22699'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>İçimde tutacak halim yok! -1-</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/icimde-tutacak-halim-yok-1.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/icimde-tutacak-halim-yok-1.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2009 11:34:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ayakta kal]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[sinem kobal]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=550</guid>
		<description><![CDATA[
*Küçükçekmecelilerin yerel bir oyunu olsa ya Küçükçekmece diye.
*Atatürk at yarışları için konuşmuş: &#8220;At yarışları modern toplumlar için sosyal bir ihtiyaçtır!&#8221;
*Atatürk, Antalya için de konuşmuş: &#8220;Hiç şüphe yok ki Antalya dünyanın en güzel yeridir!&#8221;
*Ayakta Kal diye film geliyor Cuma günü. Yine liseli gençlerden bahseden bir film. Bu tarz liseli filmlerinin vazgeçilmezi Sinem Kobal başrolde. Etekler yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2009/01/karikatur41.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-551" title="deli" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2009/01/karikatur41.jpg" alt="" width="410" height="281" /></a></strong></p>
<p><strong>*</strong>Küçükçekmecelilerin yerel bir oyunu olsa ya <strong>Küçükçekmece</strong> diye.</p>
<p><strong>*</strong>Atatürk at yarışları için konuşmuş: &#8220;At yarışları modern toplumlar için sosyal bir ihtiyaçtır!&#8221;</p>
<p><strong>*</strong>Atatürk, Antalya için de konuşmuş: &#8220;Hiç şüphe yok ki Antalya dünyanın en güzel yeridir!&#8221;<span id="more-550"></span></p>
<p><strong>*Ayakta Kal</strong> diye film geliyor Cuma günü. Yine liseli gençlerden bahseden bir film. Bu tarz liseli filmlerinin vazgeçilmezi Sinem Kobal başrolde. Etekler yine kaba etin baldırla birleştiği ince çizgide sallanıyor. <strong>Ayakta Al</strong> demeye getirmiş filmin isim babası.</p>
<p><strong>*</strong>Sevillalı Kanoute, Deportivo maçında attığı golden sonra formasının altına giydiği tişörtündeki &#8220;Filistin&#8221; yazısını gösterdi formayı çıkartarak. İspanya Futbol Federasyonu, ceza kesmiş Kanoute&#8217;a. İran da &#8220;Cezayı biz ödeyelim&#8221; diye teklifte bulunmuş. Aferin Kanoute, helal olsun İran!</p>
<p><strong>*</strong>Vasat Türk komedisinden bir film daha: <strong>Kadri&#8217;nin Götürdüğü Yere Git. </strong>Afişi tırt olmuş. Film hakkında ön yargıya mahkum ediyor bizi. Afişe göre konuşuyorum; <strong>Şafak Sezer yazık etme kendine!</strong></p>
<p><strong>*</strong>Biz üç kişiydik; Akay, Emir ve ben. Şimdi dört kişi olduk; hoşgeldin Cem.</p>
<p><strong>*</strong>Sözcü Gazetesi, Tuncay Güney için <strong>&#8220;Ne idiğü belirsiz eşcinsel&#8221;</strong> dedi. Sağcılardan birisi bir başkasına eşcinsel dese yobazlıkla suçlayacaklardı. Halbuki demokratik ve modern toplumlarda eşcinsellik de bir hak değil miydi? N&#8217;oldu sizin eşitlik, demokrasi, hak, hukuk, gak-guk?</p>
<p><strong>*</strong>Ergenekon çözülsün artık; sonunu merak ediyoruz!</p>
<p><strong>*</strong>Beşiktaş&#8217;ta Vişnezâde Camii&#8217;nde CHP&#8217;li Beşiktaş Belediyesi&#8217;nin görevlilerini gördüm. Temizlik yapıyorlardı. Hizmetse helal olsun, seçim yatırımıysa çok ayıp olsun.</p>
<p><strong>*</strong>Küçükken bir espri yapmıştım: <strong>Benetton sen etme!</strong></p>
<p><strong>*</strong>Kopya çekmeden<strong> Borussia Mönchengladbach</strong> yazabilmek ne güzel bir şeydir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/icimde-tutacak-halim-yok-1.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeriatla korkut, faşizmle yönet</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/seriatla-korkut-fasizmle-yonet.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/seriatla-korkut-fasizmle-yonet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2008 22:18:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[faşizm]]></category>
		<category><![CDATA[goran bregoviç]]></category>
		<category><![CDATA[hrant dink]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[turgut özakman]]></category>
		<category><![CDATA[warner bros]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlatmış. Çünkü Can Dündar, Mustafa filmiyle topluma çok kötü örnek olmuş, yüce önder Atatürk&#8217;ü olmaması gereken şekilde göstermiş.
Aslında böyle bir davanın açılmasını bekliyordum hatta bunca zaman açılmamış olmasına şaşırmıştım. &#8220;Geç olsun güç olmasın&#8221; demişler ve davayı açmışlar şimdi.
Suçlama bol:
Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Hakkındaki Kanun&#8217;a muhalefet. Şikayet dilekçesinde denmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlatmış. Çünkü Can Dündar, Mustafa filmiyle topluma çok kötü örnek olmuş, yüce önder Atatürk&#8217;ü olmaması gereken şekilde göstermiş.</p>
<p>Aslında böyle bir davanın açılmasını bekliyordum hatta bunca zaman açılmamış olmasına şaşırmıştım. &#8220;Geç olsun güç olmasın&#8221; demişler ve davayı açmışlar şimdi.</p>
<p>Suçlama bol:</p>
<p>Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Hakkındaki Kanun&#8217;a muhalefet. Şikayet dilekçesinde denmiş ki, &#8220;Filmde Atatürk&#8217;e pofur pofur sigara içirterek Türkiye tarihinin en büyük sigara reklamı yapılmaktadır. Gençlerin etkilenmemesi için film derhal gösterimden kaldırılmalı, yönetmeni cezalandırılmalıdır.&#8221;</p>
<p>Birileri Orhan Kural ve Ahmet Ercan&#8217;a (bu adamlar da yoldaki vatandaş değil ha, anlı şanlı İTÜ profesörleri) bu yapımın bir TV dizisi değil, bir sinema filmi olduğunu hatırlatmalı.<span id="more-501"></span></p>
<p>Bir belgesel, konuyu iyi ve kötü yönleriyle gösterdiği zaman belgesel olur. Atatürk sigara ve alkol kullanan bir adamdı ve hakkındaki belgeselde de bu sahnelerin yer alması kadar doğal bir şey olamaz. Sigara karşıtları sigarasına, alkol karşıtları alkolüne, frijitler cinselliğine hayır derse &#8220;altın sarısı saçları gök mavisi gözleri vardı&#8221; darlığından hiçbir zaman çıkamayız.</p>
<p>Ömrü boyunca sigara ve alkol kullanmış, ölümü bile alkolden kaynaklanan bir hastalıkla gerçekleşmiş olan bir insanı anlatan 114 dakikalık belgeselin 114 saniyesinde sigara göründü diye yönetmeni cezalandırmaya çalışmak nasıl bir komikliktir?</p>
<p>Bugüne kadar Atatürk hakkında hoşa gitmeyebilecek her şeyi tarihten silmeye çalıştığınız için, bazı gerçeklerle karşılaşmak fazla şaşırtıyor sizi. Sizden sonraki nesil büyüdüğünde yüzünüze karşı &#8220;yalancı&#8221; diyecekler, bu hiç mi zorunuza gitmiyor?</p>
<p>Suçlamalar devam ediyor:</p>
<p>Filmin müziklerini Ermeni asıllı Goran Bregoviç yapmış. Atatürk&#8217;ü anlatan bir filmin müzikleri, bir Ermeni tarafından yapılamazmış. 10. Yıl Marşı&#8217;ndan başka müzik bilmeyen bir kitle için son derece normal bir suçlama. Bir Ermeni, nasıl olur da bir Türk için müzik yapabilir! Bir Ermeni, nasıl olur da yaşamakta olduğu cumhuriyetin kurucusuna saygı gösterebilir! Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde bir Ermeni ile ne işimiz olur? Aynı adamlar Hrant Dink öldürüldüğünde Hepimiz Ermeniyiz diyenleri destekliyorlardı ama burada mesele üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.</p>
<p>Minik Mustafa&#8217;nın kargaları kovaladığı sahnede Mustafa&#8217;yı bir Yunanlı çocuk canlandırmış. İnanılmaz! Skandal! Milli düşman pis Yunan nasıl olur da bir filmde Atatürk&#8217;ün çocukluğunu canlandırabilir!?</p>
<p>Filmin dağıtımını Warner Bros. yapmış. İşte bu suçu işleyen asılmalı. YAY-SAT dururken Warner Bros&#8217;a mı kalmış Ata&#8217;mızın filmini dağıtmak?</p>
<p>Bu üç suç incelendiğinde, &#8220;ülkeyi parçalamak için yabancı destekli bir uluslararası planın parçası&#8221; olduğu sonucuna varılmış. Meğerse Can Dündar vatanı bölmek için dış mihraklarla işbirliği yapan hain mi hain, sinsi mi sinsi bi&#8217; adammış. Vay vay vay!</p>
<p>Turgut Özakman&#8217;ın, Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nin birinci sayfasından &#8220;Atatürk&#8217;e kadın düşkünü diyolaaar!&#8221; diye yaygara yapmasının arkasında danışman olarak seçilmemesinin acısı yok tabi ki. Hiç öyle şey yapar mı o?</p>
<p>Bunca zaman &#8220;şeriat gelecek ebemizi s.kecek&#8221; sloganlarıyla Marduk&#8217;tan kaçar gibi kaçtık şeriatten, ama şeriat geliyor derken faşizm öyle bir bastırdı ki, 1930&#8242;ların faşistlerine rahmet okur hale geldik. Bu ülke topraklarında yaşayan herkesin kardeş olmasından, bir vücut olmasından bahseden anlı şanlı yöneticiler, savcılar, siyasiler ve medya, kuyruk biraz sıkışınca o Ermeni, bu Yunan, şu zaten Kürt diye zevzeklik yapmaya başlamıyorlar mı, işte buna kıl oluyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/seriatla-korkut-fasizmle-yonet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Edebiyatçı değil masalcı: Mario Puzo</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/edebiyatci-degil-masalci-mario-puzo.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/edebiyatci-degil-masalci-mario-puzo.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 17:48:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[al pacino]]></category>
		<category><![CDATA[c'era una volta in america]]></category>
		<category><![CDATA[dark arena]]></category>
		<category><![CDATA[don corleone]]></category>
		<category><![CDATA[francis ford coppola]]></category>
		<category><![CDATA[gone with the wind]]></category>
		<category><![CDATA[ihanet]]></category>
		<category><![CDATA[italya]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık arena]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[mafya]]></category>
		<category><![CDATA[mario cleri]]></category>
		<category><![CDATA[mario puzo]]></category>
		<category><![CDATA[marlon brando]]></category>
		<category><![CDATA[michael corleone]]></category>
		<category><![CDATA[omerta]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>
		<category><![CDATA[robert de niro]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[şanslı yolcu]]></category>
		<category><![CDATA[sergio leone]]></category>
		<category><![CDATA[sicilya]]></category>
		<category><![CDATA[sicilyalı]]></category>
		<category><![CDATA[six graves to munich]]></category>
		<category><![CDATA[son baba]]></category>
		<category><![CDATA[sonny corleone]]></category>
		<category><![CDATA[superman]]></category>
		<category><![CDATA[the family]]></category>
		<category><![CDATA[the fortunate pilgrim]]></category>
		<category><![CDATA[the godfather]]></category>
		<category><![CDATA[the last don]]></category>
		<category><![CDATA[the runaway summer of davie shaw]]></category>
		<category><![CDATA[the sicilian]]></category>
		<category><![CDATA[vito corleone]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=474</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ben bir edebiyat adamı değil, sadece iyi bir hikaye anlatıcısıyım.&#8221;
Mario Puzo
15 Ekim 1920&#8242;de doğan Mario Puzo, İtalya&#8217;dan ABD&#8217;ye göç etmiş, son derece fakir bir ailenin çocuğudur. Aklı fikri kitaplarda olmasına rağmen ailesinin ekonomik durumu, yazabilmesine uzun süre engel olur. Fazla serseri ruhlu bir çocuk olduğundan, gençliğini kumar oynayarak geçirir. Otoriter annesinden çekindiği için gangster olamaz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignleft size-full wp-image-1383" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="mario puzo" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/12/mario_puzo.jpg" alt="mario puzo" width="410" height="292" />&#8220;Ben bir edebiyat adamı değil, sadece iyi bir hikaye anlatıcısıyım.&#8221;</em></p>
<p><em>Mario Puzo</em></p>
<p>15 Ekim 1920&#8242;de doğan Mario Puzo, İtalya&#8217;dan ABD&#8217;ye göç etmiş, son derece fakir bir ailenin çocuğudur. Aklı fikri kitaplarda olmasına rağmen ailesinin ekonomik durumu, yazabilmesine uzun süre engel olur. Fazla serseri ruhlu bir çocuk olduğundan, gençliğini kumar oynayarak geçirir. Otoriter annesinden çekindiği için gangster olamaz, kumarı bile gizli gizli oynar. Gençliği Manhattan&#8217;da, Hell&#8217;s Kitchen civarında geçen bir İtalyan göçmeni için sessiz sakin oturmak pek zordur. Sürekli gördüğü ve duyduğu Sicilya mafyasına özenir ancak aralarına girmeyi bir türlü başaramaz. Emir almayı sevmeyen biri olmasına rağmen <strong>kavgayı, adam öldürmeyi legal kabul eden tek kurum olan askeriyeye</strong> yazılarak içindeki özgür ruhu(!) burada açığa çıkarmayı dener.<span id="more-474"></span></p>
<p>Ancak gözlerindeki bozukluk nedeniyle geri görevde tutulan Puzo, ordu tarafından Almanya&#8217;da halkla ilişkiler üzerine görevlendirilir.</p>
<p>Savaş bittiğinde bir süre Almanya&#8217;da kalır ve Erica adında bir kadınla evlenir. İlk çocuğunun doğmasının ardından Erica ile birlikte ABD&#8217;ye döner. Klasik Sicilya aile yapısına dayanarak üst üste çocuk sahibi olur ve iki işte birden çalışmasına rağmen beş çocuklu ailesine para yetiştiremez duruma gelir.</p>
<p>Eskiden beri yaptığı en iyi şeyin yazmak olduğunu düşünmektedir. Bir fırsatını bulur ve <strong>New York Times</strong> için kitap eleştirileri yazmaya başlar. Bu esnada ilk kitabı <strong>Dark Arena&#8217;yı (Karanlık Arena)</strong> yazar (1955). Kitap savaştan dönen bir askerin hikayesi, kendi yaşamıdır. Ancak bu kitaptan para kazanamaz. (Kanımca Mario Puzo&#8217;nun en başarısız kitabıdır.)</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-477" style="float: left; margin: 10px;" title="the_fortunate_pilgrim" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/the_fortunate_pilgrim.gif" alt="" width="170" height="285" />10 yıl sonra ikinci kitabı <strong>The Fortunate Pilgrim&#8217;i (Şanslı Yolcu)</strong> yazar (1965). Daha sonra sinemaya aktarılan ve rekorlar kıran kitaplarına rağmen, en sevdiği kitabının Şanslı Yolcu olduğunu söyler Mario Puzo, çünkü bu kitapta annesini anlatmıştır. Edebiyat dünyasında bir miktar isminin duyulmasını sağlayan bu kitap, Puzo&#8217;ya para kazandırmaz. O bir edebiyatçı değil, hikaye anlatıcısıdır ve para kazanabilmek için yazmaktadır, bunu sık sık dile getirir.</p>
<p>1966 yılında bir deneme daha yaparak <strong>The Runaway Summer of Davie Shaw</strong> adında kısa bir macera kitabı yazar. (Okumadım, bilmiyorum.)</p>
<p>Kitaplarının okunmaması, hedeflediği parayı kazandırmaması Puzo&#8217;nun canını sıksa da vazgeçmez, bu kez <strong>Mario Cleri</strong> mahlasıyla, 1967 yılında <strong>Six Graves to Munich</strong> adında bir kitap daha yazar. Bu da tutmaz.</p>
<p>Kendisinin, annesinin, eşin dostun hikayelerini yazmanın kitap dünyasında pek ilgi çekmediğini anlayınca, Sicilya&#8217;dan ve ABD&#8217;deki Sicilya mafyasından gördüğü; iyi bildiği bir dünyayı yazmaya karar verir.</p>
<p>İşte bu esnada şans yüzüne güler. New York&#8217;un büyük ailelerinden birinin mensubu olan bir tetikçi, çıkarıldığı mahkemede <strong>omertayı</strong> hiçe saymakta, bütün ailelerin işlediği suçları ve çalışma yapılarını tek tek anlatmaktadır. Bunu gören Puzo, seri halinde yakalananların itiraflarını hükümetten ister ve bu bilgileri de kullanarak ilk mafya kitabının temellerini oluşturmaya başlar.</p>
<p>Onu fakirlikten kuraracak olan aile, kafasında tüm bireylerini tek tek oluşturduğu <strong>Corleone Ailesi</strong> olacaktır.</p>
<p>1965 yılında yazmaya başladığı <strong>The Godfather&#8217;ı (Baba)</strong>, 1968 yılında tamamlar. 1969 yılında satışa çıkan kitap, tam <strong>68 hafta satış listelerinde kalır, dünya çapında 20 milyondan fazla satılır.</strong></p>
<p>Pek tabiidir ki, böylesine başarılı bir mafya hikayesinin sinemaya uyarlanmaması hikayenin ziyan edilmesi anlamına gelir. Yapımcı firma <strong>Paramount Pictures</strong>, Mario Puzo ile anlaştıktan sonra önce <a href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/2008/05/09/bir-sergio-leone-vardi/" target="_self">Sergio Leone</a>&#8216;ye teklif götürür. Ancak o zamanlar yılan hikayesine dönen <a href="http://www.imdb.com/title/tt0087843/" target="_blank">C&#8217;era una volta in America</a> üzerinde çalışmakta olan Sergio Leone, &#8220;kendi mafya filmimi kendim çekiyorum, azmettim tamamlayacağım bu filmi,&#8221; diyerek teklifi reddeder.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-478" style="margin-top: 10px; float: left; margin-bottom: 10px;" title="The Godfather" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/the_godfather.jpg" alt="" width="410" height="308" />Bunun üzerine Francis Ford Coppola ile anlaşılır. Paramount&#8217;un isteksizliğine rağmen, Mario Puzo&#8217;nun ısrarlarıyla, <strong>Vito Corleone</strong> rolü için <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000008/" target="_blank">Marlon Brando</a> seçilir. Kimsenin umursamadığı <strong>Al Pacino</strong> ise <strong>Michael Corleone</strong> olacaktır.</p>
<p>(<a href="http://www.imdb.com/name/nm0000199/" target="_blank">Al Pacino</a> ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000134/" target="_blank">Robert De Niro</a> arasındaki rekabet bu film serileriyle başlar. İkisinin de yıldızı yakın dönemde vizyona giren ve ikisi de klasikler arasına giren mafya filmiyle parlamıştır ve aralarındaki rekabet o kadar ileri gider ki, aynı filmde oynadıkları zaman bile sette birbirlerini görmezler. <a href="http://www.imdb.com/title/tt0113277/" target="_blank">Heat</a> adlı filmde bir restoranda oturup kahve içen hırsız &#8211; polisi canlandırmalarına rağmen, bu sahne bile ayrı günlerde çekilerek montajlanmıştır.)</p>
<p>Galası 1972 yılında yapılan film, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0031381/" target="_blank">Gone with the Wind</a>&#8216;in 33 yıllık rekorunu kırarak 244 milyon dolar hasılata ulaşır. Oscar törenlerinde Marlon Brando en iyi oyuncu ödülünü havaya kaldırırken, en iyi senaryo ödülünü Mario Puzo&#8217;nun vekili alır, çünkü Puzo filmin ödül alacağına inanmadığından törenlere de gelmemiştir.</p>
<p>Bu başarının ardından, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0071562/" target="_blank">The Godfather: Part II</a> çekilir ve 1974 yılında vizyona girdiğinde, Oscar alan ilk devam filmi olarak tarihe geçer.</p>
<p>Mario Puzo bu esnada gelen senaryo tekliflerinden birini kabul eder ve 1 milyon dolar karşılığında <a href="http://www.imdb.com/title/tt0078346/" target="_blank">Superman</a>&#8216;in senaryosunu yazar (1978).</p>
<p>Artık her şey yoluna girmiştir. Bir yandan çocukluğundan beri bağımlı olduğu şekilde doya doya kumar oynarken, ismini unutturmamak için arada bir kitap daha yazar. 1978 satışa çıkan <strong>Fools Die (Aptallar Erken Ölür)</strong> yine eleştirmenlerden iyi notlar alan başarılı bir kitaptır. Gece hayatı, kumar ve kadınlardan bahseden bu kitapla, yine kendi hikayesini anlatmıştır.</p>
<p>Küçüklüğünden beri hayalini kurduğu paraya, zenginliğe ve şöhrete kavuşmuş, en büyük hastalığı olan kumarı istediği gibi oynar olmuştur ama hayat bir yandan verirken bir yandan alır ve karısı Erica&#8217;nın ölümüyle yıkılır.</p>
<p>Depresyona giren ve kendini toplarlaması yıllar süren Puzo, altı yıl aradan sonra, 1984 yılında <strong>The Sicilian&#8217;ı (Sicilyalı)</strong> yazar.</p>
<p>Ekonomik durumu yeniden bozulur ve ilk iki filmin kaymağını yemek isteyen yapımcıların teklifine evet diyerek <a href="http://www.imdb.com/title/tt0099674/" target="_blank">The Godfather: Part III</a>&#8216;ün çekilmesine yardımcı olur. Ancak film birçok eleştirmenden geçer not alamaz, zaten Puzo da bu filmi pek sevmemiştir.</p>
<p>Kumar bağımlısı olması nedeniyle milyonlarca dolarlık servetini yeniden tüketir ve parasız kalır. Üstüne bir de Las Vegas&#8217;ta kumar oynarken <strong>kalp krizi geçirip ölümden dönünce, kumara tövbe eder.</strong> Ancak hem The Godfather üçlemesi hem de Sergio Leone&#8217;nin &#8220;Bir zamanlar&#8221; üçlemesinden aldığı ilhamla, The Godfather&#8217;ı bir mafya üçlemesinin ilk kitabı yapmaya karar verir.</p>
<p>Bir yandan üçlemesine çalışırken bir yandan da benim <strong>vatana hizmet</strong> gibi kabul ettiğim <strong>The Fourth K (Dördüncü K)</strong> adlı kitabını yazar. (ABD Başkanı&#8217;nın kızını kaçıran bir terörist grubun hikayesini anlatan heyecanlı bir kitaptır bu da.)</p>
<p>1996&#8242;da serinin ikinci kitabı <strong>The Last Don&#8217;u (Son Baba)</strong> yazar. Eleştirmenlerden çok iyi notlar alan The Last Don, Puzo&#8217;ya yeniden para kazandırmıştır. Ancak serinin son kitabı Omerta&#8217;nın tamamlanmasından birkaç gün sonra yaşamına veda eder (2 Temmuz 1999).</p>
<p><strong>Omerta</strong> 2000 yılında, <strong>The Family (Aile)</strong> 2002 yılında yayınlanır ve sadece para kazanmak için kitap yazan Puzo, son iki kitabının yayınlandığını göremez.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-479" style="margin-top: 10px; float: left; margin-bottom: 10px;" title="Mario Puzo" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/mario_puzo_2.jpg" alt="" width="410" height="244" />Yaşadığı hayat tarzı ve yazdığı kitaplar nedeniyle sık sık mafya üyesi olmakla suçlanan Mario Puzo, bu iddialara her zaman &#8220;bir mafioso olsaydım yine kumar oynardım ama para kazanmak için yazmak zorunda kalmazdım&#8221; şeklinde yanıt vermiştir.</p>
<p>Bir edebiyat insanı olmadığını her zaman vurgulamış, sadece hikaye anlatmayı sevdiğini söylemiştir. Ve kitaplarında muhteşem hikayeler anlatmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/edebiyatci-degil-masalci-mario-puzo.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2008/12/mario_puzo-300x213.jpg' length ='13929'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Hangi düşman, neden düşman?</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/hangi-dusman-neden-dusman.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/hangi-dusman-neden-dusman.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2008 16:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[saving private ryan]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=444</guid>
		<description><![CDATA[Geçen gün Patricia ile eskilerden bir film izleyelim dedik. Kız tuttu Saving Private Ryan, dedi. &#8220;Tamam kardeşim güzel film de, gına geldi artık,&#8221; desem de dinletemedim. Bu Amerikalılara biraz film noir, biraz Fransız sineması tanıtmak lazım geldiğini düşündüm. Gerçi &#8220;Troia neden Türkiye&#8217;de çekilmedi, bana en iyi Türk filmi hangisi söyler misin, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın, İstanbul&#8217;un Fethi&#8217;nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-452" style="float: left; margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="Saving Private Ryan Cikarma Sahnesi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/cikarmasahnesi.jpg" alt="" width="410" height="224" />Geçen gün Patricia ile eskilerden bir film izleyelim dedik. Kız tuttu <a href="http://www.imdb.com/title/tt0120815/" target="_blank">Saving Private Ryan</a>, dedi. &#8220;Tamam kardeşim güzel film de, gına geldi artık,&#8221; desem de dinletemedim. Bu Amerikalılara biraz film noir, biraz Fransız sineması tanıtmak lazım geldiğini düşündüm. Gerçi &#8220;Troia neden Türkiye&#8217;de çekilmedi, bana en iyi Türk filmi hangisi söyler misin, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın, İstanbul&#8217;un Fethi&#8217;nin filmi var mı&#8221; gibi sorularına cevap yetiştirmek daha zordu; bir Amerikalı&#8217;nın yanında Hollywood&#8217;un -klişeleşmiş de olsa- kaliteli eserlerini eleştirmek zor durumda bırakıyormuş yurdum insanını, bunu da fark etmiş oldum. Özeleştiri bir yere kadar tamam, sinemamızı kendi aramızda eleştiriyoruz da, bir yabancının dalga geçme mahiyetinde olmadan, şaşkınlıkla sorduğu sorular insanı sinemadan soğutuyor emin olun.<span id="more-444"></span></p>
<p>Bu filmde bir sahne var, bir asker bir başka askerle boğuşuyor ve kavganın sonunda kasaturasını yavaşça diğerinin kalbine saplıyor. Çok soğukkanlı, gayet sakin. &#8220;Şşş sakin ol,&#8221; diyor fısıldayarak, &#8220;fazla uzun sürmeyecek.&#8221; İşte bu sahne çok düşündürdü bizi. Bu adamlar neden düşman, birbirlerini bu kadar soğukkanlı bir şekilde öldürmelerini kim emretti? Aynı ülkede doğmuş olsalar bu düşmanlık olacak mıydı aralarında? Veya birbirlerini savaştan önce tanımış olsalar ve arkadaşlık yapsalar? Hangi ideoloji onları bu kadar vahşice katliama itiyor?</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-450" style="float: left; margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="Kalbine sapla bicagi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/saving_private_ryan.jpg" alt="Kalbine sapla bicagi" width="410" height="273" />Asker dediğiniz, piyade dediğiniz, deniz kuvvetleri, hava kuvvetleri, Türk&#8217;ün gücü, Amerika&#8217;nın gururu, Sezar&#8217;ın orduları hey hey! dediğiniz kalabalıklar 18-28 yaş arasında gençlerden oluşuyor. Bu kalabalıklar binlerce yıldır birbirlerine en olmadık ölüm çeşitlerini, işkenceleri reva görüyorlar. Sadece bir neden var arkasında: Komutanları öyle emrediyor!</p>
<p>Ve savaş kazanıldığında, öldürdüğü bilmemkaç kişi yüzünden ödüllendirilmiyor bir asker veya cesedi savaş alanında çakallara yem olduğunda kimse anmıyor adını. Ama o asker gibi milyonlarca askeri savaşa sürenler binlerce yıl sonra bile <strong>askeri deha, taktik ustası, paşa, general, kahraman</strong> gibi sıfatlarla anılıyorlar.</p>
<p>Hitler sivilleri öldürdüğü için faşist diktatör, yüzyılın katili olarak kaldı adı, dünyanın her köşesinden küfür yemeyi başardı. Ama o kadar garip ki, sıradan bir insan üniforma giydiğinde ölmeyi hak edebiliyor. Ve ne bu üniforma giymiş sivili cepheye sürenler, ne de onu alev makinesiyle öldüren diğer insanlar katil olmuyorlar. Kahraman oluyorlar üstelik.</p>
<p>Bugün Irak&#8217;ta birbirini kesenler, bu filmde olduğu gibi birbirinin boğazına içinden taşan nefretle bıçak saplayan insanlar birbirlerini daha önceden tanıyor olsalar ne olur?</p>
<p>Arkadaşlarım var Yunanistan&#8217;da. Karşılıklı ticaret yaptığımız, birlikte tatile gittiğimiz, aynı konuları paylaşıp aynı şeylerden hoşlandığımız dürüst çocuklar. &#8220;Gerekirse 1.000 şehit daha verir Atina&#8217;yı alırız&#8221; derken burdaki kahramanlık meraklıları, bu arkadaşların hükümeti de aynı şeyi bizim için söylüyor, İstanbul&#8217;a yeniden sahip olmanın hayalini kuruyorlar.</p>
<p>Birgün bir savaş çıksa, seferberlik ilan edilse ve eli silah tutan herkes askere alınsa, onlarda da aynı şey olsa&#8230; Cephede karşılaştığımızda aynı nefretle onun boğazına saplayabilir miyim kasaturamı? Onun suçu Yunanistan&#8217;da doğmak, benim suçum Türkiye&#8217;de doğmak mı?</p>
<p>Ne onun, ne de benim karşılıklı hayallerimiz ve üstünlük planlarımız yok birbirimize karşı. O Atina&#8217;dan memnun, ben İstanbul&#8217;dan memnunum. Ama ikimiz de <strong>halk</strong> ve <strong>potansiyel asker</strong> olduğumuz için, birbirimize bu nefreti gütmemiz istenecek bizden. Aksi takdirde vatan haini oluyoruz, ne kadar ilginç.</p>
<p>Sonra birileri orduları savunuyor bana, askerliğin önemini, savaşların değerini&#8230; Tepedeki birkaç kişiyi tarih kahraman olarak ansın diye neden kendi arkadaşlarımı öldürmek zorundayım lan ben!? Kime düşman olup kimi arkadaş olarak seçeceğimi bana devlet mi söyleyecek? Sokarım öyle dünya düzenine.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/hangi-dusman-neden-dusman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Somali&#8217;nin kara belası ABD</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/somalinin-kara-belasi-abd.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/somalinin-kara-belasi-abd.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2008 15:31:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[aden körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[ak 47]]></category>
		<category><![CDATA[ak 74]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[berbera]]></category>
		<category><![CDATA[black hawk down]]></category>
		<category><![CDATA[bm]]></category>
		<category><![CDATA[boksit]]></category>
		<category><![CDATA[call of duty]]></category>
		<category><![CDATA[cibuti]]></category>
		<category><![CDATA[colt]]></category>
		<category><![CDATA[delta force]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[dış politika]]></category>
		<category><![CDATA[eritre]]></category>
		<category><![CDATA[etiyopya]]></category>
		<category><![CDATA[hint okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[imf]]></category>
		<category><![CDATA[kalay]]></category>
		<category><![CDATA[korsan]]></category>
		<category><![CDATA[m16]]></category>
		<category><![CDATA[m203]]></category>
		<category><![CDATA[m4]]></category>
		<category><![CDATA[medal of honor]]></category>
		<category><![CDATA[pc oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[somali]]></category>
		<category><![CDATA[uranyum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=434</guid>
		<description><![CDATA[Somalili korsanların patırtısı üzerine korsanlara ilgimiz arttı bu sıralar. Ama bugün konu başka. Hükümetlere bağlı çalışan korsanların arkasında belli bir güç olurdu eskiden. Somali korsanlarında o güç yok. Somali&#8217;nin hiçbir yanında dünyaya kafa tutacak bir güç yok.
Osmanlı&#8217;dan arta kalan topraklara mal bulmuş mağrıbi gibi yığılan Avrupalıların sayesinde, diğer Afrika toprakları gibi Somali de Avrupa ülkelerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-435" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px; float: left;" title="somali" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/somali.png" alt="" width="410" height="273" />Somalili korsanların patırtısı üzerine korsanlara ilgimiz arttı bu sıralar. Ama bugün konu başka. Hükümetlere bağlı çalışan korsanların arkasında belli bir güç olurdu eskiden. Somali korsanlarında o güç yok. Somali&#8217;nin hiçbir yanında dünyaya kafa tutacak bir güç yok.</p>
<p>Osmanlı&#8217;dan arta kalan topraklara mal bulmuş mağrıbi gibi yığılan Avrupalıların sayesinde, diğer Afrika toprakları gibi Somali de Avrupa ülkelerine peşkeş çekildi. Kuzeyi İngiliz Somalisi, güneyi İtalyan Somalisi olmak üzere iki parça olarak yönetilen ülke, 1960 yılında birleşerek Somali adını aldı.<span id="more-434"></span></p>
<p>Aslında tarım ve hayvancılık sayesinde gayet iyi gidiyorlar, kendilerine yetiyorlardı. Bir Afrika ülkesi için kendine yetebilmek, açlıktan ölmemek ne demektir, bunu Afrika&#8217;yı görmemiş olan anlayamaz. Somali ülke coğrafyasında sadece %2&#8242;lik bir yeri olan tarım alanlarını kullanarak üretebildiği tarım ürünlerini sadece iç ticaretinde kullanmakla kalmıyor, aynı zamanda gayet iyi ihracat yaparak gelen parayla sanayiye yatırım yapıyordu. Üstelik uranyum, petrol, boksit, demir, kalay gibi önemli madenleri de vardı Somali&#8217;nin.</p>
<p>Ancak özgür ve birleşik Somali, 1980&#8242;lerin başında ABD destekli Muhammed Siyad Barre iktidarıyla tanıştı. <strong>Uygulanan IMF politikalarıyla yeni gelişmekte olan sanayi yok edildi</strong>, kamu kurumlarının ABD şirketlerine satılması olarak yapılan özelleştirmeler serbest girişimi yavaşlattı ve tarım ürünlerini ihraç eden bir ülke, ithalatçı konumuna düştü. (Tanıdık geliyor mu bu kısım?)</p>
<p>Ülkede başlayan iç karışıklık ticareti ve iş dünyasını karmakarışık bir hale soktu, yerli sermaye canını kurtarmakla meşgulken piyasa sadece çok uluslu şirketlere kaldı. <strong>Yok olan tarımın yerine Avrupa ve ABD şirketlerinin ithalatı girdi ülkeye.</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-436" style="float: left; margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="blackhawkdown" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/blackhawkdown.jpg" alt="" width="410" height="270" />1991 yılında, kötü giden gidişi durdurmaya çabalayan Muhammed Farah Aidid bir darbe girişiminde bulundu, yönetimi ele geçirse de darbe başarılı olamadı ve ülkede büyük bir kaos başladı. BM&#8217;nin ağababası konumundaki ABD, 1992 yılında <strong>restore hope</strong> adlı operasyonla Siyad Barre&#8217;yi geri getirmek istedi ancak başaramadı ve ülkedeki kargaşa daha da büyüdü.</p>
<p>(Restore hope operasyonlar zinciri bir yıldan fazla sürdü. Hatta bu operasyonlar esnasında iki tane Black Hawk helikopterinin düşmesi ve 18 Amerikan askerinin kurtarılması için 1.000 Somalili&#8217;nin öldürülmesi 2002 yılında <strong>Black Hawk Down</strong> adlı filmle Hollywood tarafından pazarlanmıştır. Amerika&#8217;nın geri çekilmek suretiyle yenilgiyi kabullendiği son çatışma olarak kabul edilir. Ancak bu operasyon o kadar iyi pazarlandı ki, Somali&#8217;nin adını bile bilmeyen dünya gençliği bir yandan Black Hawk Down adlı filmi izledi, bir yandan da filmden aldığı gazla<strong> Delta Force: Black Hawk Down</strong> ile &#8220;teröristleri&#8221; öldürerek oyunda ilerlemeye çalıştı. [Ben de yaptım bunu, <strong>Call of Duty</strong> ve <strong>Medal of Honor</strong> ile 2. Dünya Savaşı'nda Almanlarla, <strong>Delta Force</strong> ile Irak, Afganistan ve Somali'de Müslümanlarla çarpıştım. Bu apayrı bir pazarlama stratejisidir, emperyalizm bunu gerektirir.])</p>
<p>Farah Aidid&#8217;in milislerine karşı mücadeleyi kaybeden ABD, Somali&#8217;den kısa süreli çekilerek sadece arka plandan iş yönetti, halkı birbirine düşürmeye devam etti.</p>
<p>Gariban ve çaresiz halkı yaşamak için ekmek bulamazken, Etiyopya&#8217;nın savaş ilanına aynı şekilde karşılık verdi Somali. Hıristiyan Etiyopya, Somali&#8217;deki laik hükümete destek veriyor ve bir İslam devleti kurulmasına karşı çıkıyordu. Etiyopya&#8217;nın özellikle Mogadişu ve çevresinde sivil &#8211; asker demeden (zaten resmi bir ordu bile yok, her yer cephe, herkes gerilla) her yeri bombaladığı ülkede; İslam adına savaştığını iddia eden gerillalar Mogadişu ve çevresinde etkiliyken, ülkenin bir başka kısmı ABD destekçilerinin, bir kısmı İtalya taraftarlarının, bir kısmı da demokrasi isteyenlerin elinde kaldı. Ve bu ülkede bir hükümet de vardı, insanlar birbirini canlı canlı keserken kime ne diyeceğini şaşıran ve polisine, askerine söz geçiremeyen, yapabildiği tek şey ABD ve İngiltere şirketlerine ihalelerde &#8220;yabancı sermaye desteği&#8221; sağlamak olan bir hükümet&#8230;</p>
<p>Yani görüntüde Hıristiyan &#8211; Müslüman çatışması var ortada, ancak biraz derine inildiğinde asıl kazancı konuyla resmi olarak hiçbir bağlantısı olmayanların elinde olduğunu görmek hiç zor değil. Somali halkı laik, demokratik veya seküler bir devlet peşinde değil, Somali halkı sadece karnını doyurmak istiyor. Ama birileri o kadar dayatıyor ki, ülke iki parça halinde İslam ve Hıristiyanlık adına birbirini parçalıyor. Elbette ki İsrail menşeli silah ve cephanelerle?</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-438" style="float: left; margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="icsavas" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/2008/12/icsavas.jpg" alt="" width="410" height="274" />Rusya&#8217;da üretimi durmasına rağmen Afrika&#8217;nın neredeyse tüm ülkelerinde üretilmeye devam eden AK-47, AK-74 gibi silahlarla birlikte, M4, M16, M203  gibi ünlü modelleri olan Amerikan <strong>Colt</strong> markasının envai çeşit üretimi yıllardır Somali&#8217;de kullanılmaya devam ediyor.</p>
<p>Etiyopya&#8217;nın Somali&#8217;ye savaş açması onu güçlü bir ülke gibi gösterse de, orası da Somali&#8217;den çok farklı değil. Halkı açlıktan kırılmakta olan <strong>Etiyopya&#8217;nın tek amacı ABD&#8217;nin gözüne girebilmekti.</strong></p>
<p>ABD 1960 yılından beri çabalamasına rağmen tam olarak kontrol altına alamadı Somali&#8217;yi. Çok farklı stratejiler denediler, son olarak da Etiyopya ile ortak bir denemeye giriştiler. Somali toprakları, Etiyopya&#8217;nın denize açılabilmesi için önemli. Kızıldeniz&#8217;e inişi Eritre ve Cibuti adlı iki ABD dostu ülke tarafından engellenen Etiyopya&#8217;nın tek çaresi Somali&#8217;den kurtulup Aden Körfezi&#8217;ne veya direk Hint Okyanusu&#8217;na açılmak. ABD&#8217;nin derdi ise bir Somali kenti olan <strong>Berbera&#8217;da (Aden Körfezi sahili) bir üs açarak Afrika&#8217;daki sesini yükseltmek.</strong></p>
<p>Yani ABD&#8217;nin Etiyopya&#8217;ya silah ve taktik yardımı yapması son derece anlamlı oluyor.</p>
<p>Somali&#8217;de on binlerce insan öldü, yüz binlerce insan evsiz kaldı. Her bölgede ayrı bir milis grubu hüküm sürdü, bir gün dost olanlar ertesi gün kanlı bıçaklı oldular. Kazanan her zamanki gibi ABD olacak derken&#8230;</p>
<p>2008 yılında ABD ve Etiyopya destekli hükümet yenilgiyi kabul etti. İslami milisler iktidara geldiler ve her ne kadar tam anlamıyla bir iktidar olmamış olsa da, 1 milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığı Somali&#8217;de ölümler, iç çatışmalar kısmen durdu.</p>
<p>1991&#8242;den beri adam gibi bir hükümetin olmadığı Somali&#8217;de, düzenin adı anarşi oldu. Devlet olmasa da ihtiyaçların karşılanmasının gerekliliği çeşitli milis kuvvetlerinin yurtdışından uçak alıp havaalanları yaparak 15&#8242;den fazla havayolu kurmasına, herkesin kendine göre okul, hastane vs. yapmasına sebep oldu.</p>
<p>2008&#8242;in başından beri hiç sesi çıkmayan, ABD belasından kurtulmuş olan Somali&#8217;ye ne oldu da dünya gündemine pat diye oturdu peki korsan hikayeleriyle?</p>
<p>Onu da daha sonra inceleyelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/somalinin-kara-belasi-abd.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
