Etiket Arsivi: sinema

Dumansız kahve mundar gider

Sevgili ciğerlerimin kedilere karşı geliştirdiği anlaşılmaz bir alerji kalkanı, annemin evine gidemez hale getirdi beni. Eğer gidip orada bir gece kalırsam sonraki 2-3 günümü nefes alabilmek için çabalayarak, ciğerlerimden gelen tuhaf hırıltıların Türkçe mealini anlamaya çalışarak ve masanın üzerinde duran sigara paketi & Zippo ikilisine hüzünlü gözlerle bakarak geçiriyorum.

Bakmayın siz resimdeki kedinin masumluğuna, sevimliliğine. Bizim Lokum da aynı bunun gibi ve sanırım bir kedi sever için en büyük lanet kedi alerjisine sahip olmak.
Devam

The Strangers

Korkup, gerim gerim gerileyim diye izledim The Strangers’ı. Afişi falan gayet iyiydi, “korkudan hoplatır” diye düşündüm. Eski bir film, yorum yapmak için çok geç artık. Filmin başında bu olayın gerçek bir hikayeden alındığını yazmışlar. Bryan Bertino, “gerçek” anlayışının, “gerçek”ten kastının olduğunu bana mutlaka anlatmalı. İki elim yakasında olur söylemezse. Bir insan evladı, eğer üç harfli bir mahluk değilse nasıl bir anda gözden kaybolabilir?
Devam

Einstein bize aptal demiş olabilir mi?

idiocracy kapak“21. yüzyıl ile birlikte, insanın evrim sürecinde bir kavşak noktasına gelindi. Doğal seleksiyon, yani en güçlünün, en akıllının ve en hızlının daha fazla üreme imkânı bulduğu ve insanın mükemmel niteliklerinin gözetildiği bu süreç, artık daha farklı nitelikleri öne çıkarmaya başladı.

Zamanın pek çok bilim kurgusu, daha modernize olmuş, zeki bir gelecek hayal eder. Ama zaman geçtikçe, olaylar tam aksi yönde gelişmeye başladı. Büyük bir zekâ gerilemesi.

Bu nasıl oldu?

Evrim muhakkak zeki olanı ödüllendirecek diye bir kaide yok. Fazlalıkları budayacak doğal bir avcı olmadığı için evrim süreci, en fazla üreyeni ödüllendirmeye başladı. Ve zeki olanları, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı.”

[Idiocracy, intro]

Sürekli film noir izlemekten sıkıldığını fark ettiğim ruhuma aslında şimdilik çok iyi gittiğimizi ispat edebilmek için distopya konulu filmlere ve kitaplara sardım bu sıralar. En azından bugün kötünün iyisini yaşadığımızı düşünüp mutlu olabiliyorum. Google henüz 1984′ün Big Brother’ı kadar güçlü değil. Güçlüyse de henüz bunu bize çaktırmıyor. Şimdilik motorlu taşıtlar üretmekle meşgul olan Ford, bir Brave New World hazırlamadı bize.

Neyse konumuz bunlar değil. Konu, Idiocracy. Mükemmel bir konunun son derece sıradan bir kurgu ve oyunculukla harcandığı, buna rağmen yerinde esprileriyle bir miktar eğlenceli olmayı ve izleyiciyi kısmen düşündürebilmeyi başarabilen bir distopik komedi filmi olmuş Idiocracy. Başarılı bir film demiyorum, ama hikâye çok başarılı. ABD’de geçiyor olsa da tarihten aldığı gücü bir kenara bırakıp dandik bir New York taklidi olmaya çalışan İstanbul için de son derece uygun.


Devam

Bir Sergio Leone vardı…

sergio leoneBugün usta yönetmenler dediğimiz Martin Scorsese, George Lucas, Steven Spielberg, Quentin Tarantino, Stanley Kubrick ve Robert Rodriguez gibi isimlerin saygıyla andığı ve tarzını takip ettiği bir isim vardır sinema dünyasında. Çektiği az sayıda filme rağmen sinemaya çok şey katan, son filmini çekmek için yıllarca bekleyen ve yukarıda saydıklarımın yanında daha birçok yönetmene ilham kaynağı olan bir efsane yönetmenin 19. ölüm yıldönümüydü 30 Nisan 2008.


Devam

Once Upon a Time Claudia Cardinale

claudia cardinaleClaudia Cardinale 27. Uluslararası Film Festivali’nin konuğu olarak İstanbul’a gelmiş. Görmeyi hem istedim hem istemedim. Filmlerini hayranlıkla izlediğim bir aktristi Türkiye’ye gelmişken görmeyi isterdim elbette, ama siyah beyaz günlerin o eşsiz güzelliği artık 70 yaşında bir teyze. Kozmetik teknolojisinin tüm nimetlerinden yararlanmaya çalışsa da, C’era una volta il West‘teki o şeker Jill değil artık kendisi.

Claudia Cardinale tüm ekran güzelleri gibi, sadece güzellik olarak kaldı aklımızda. Belki de o nedenle yalnız kalıyor yaşlanan güzeller. Ekranda hayranlıkla izlediği güzelliğin değiştiğini görmek istemez insanlar. Bodrum’un eski güzelliğini bilenlerin artık Bodrum’u görmek istememesi, Ağva’nın eski güzelliğini bilenlerin artık Ağva’ya adım atmaması gibi bir şey bu da… Çektiğiniz fotoğraflarla, beyninizin bir köşesine yerleşmiş hatıralarla yetinirsiniz. Görmek istemezsiniz o halini. Çünkü sizin için güzellik sözcüğünü karşılayandır o; değiştiğini görmek üzer.


Devam