<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Delinin Kuyusu &#187; ticaret</title>
	<atom:link href="http://www.delininkuyusu.com/index.php/tag/ticaret/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.delininkuyusu.com</link>
	<description>Bir deli, kuyuya bir akıllı atar ve olaylar gelişir!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Aug 2011 01:36:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Ben demiştim!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ben-demistim-2.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ben-demistim-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 18:12:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3497</guid>
		<description><![CDATA[Gelişmiş kabul edilen ülkeler, geri kalmış ülkeler için &#8220;gelişmekte olan ülke&#8221; tabirini kullanmazlar. Bu, geri kalmış ülkelerin vatandaşlarının kendilerine geri kalmış dememek için uydurduğu bir tabirdir. Yabancılar bunu sadece o ülke vatandaşlarına hitap ederken, avutma mahiyetinde kullanırlar. Steve Jobs bugün Türkiye&#8217;ye gitse ve herhangi bir konuda medyaya açıklama yapmak zorunda kalsa, Türkiye için geri kalmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3508 alignleft" title="ben demistim" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/bendemistim.jpg" alt="" width="421" height="316" />Gelişmiş kabul edilen ülkeler, geri kalmış ülkeler için &#8220;gelişmekte olan ülke&#8221; tabirini kullanmazlar. Bu, geri kalmış ülkelerin vatandaşlarının kendilerine geri kalmış dememek için uydurduğu bir tabirdir. Yabancılar bunu sadece o ülke vatandaşlarına hitap ederken, avutma mahiyetinde kullanırlar. Steve Jobs bugün Türkiye&#8217;ye gitse ve herhangi bir konuda medyaya açıklama yapmak zorunda kalsa, Türkiye için geri kalmış ülke değil, &#8220;gelişmekte olan, Ortadoğu&#8217;nun lideri olan ülke&#8221; gibi cümleler kullanır, Türkler de &#8220;yaşasın gelişiyoruz,&#8221; diye sevinirler.</p>
<p>Oysa görünen köy kılavuz istemez, Türkiye geri kalmış bir ülke. Biz bu geri kalmışlığın sorumluluğunu genellikle ülkenin başındakilere atarız. Bir yandan en iyi yönetim biçiminin demokrasi olduğunu iddia eder, bir yandan da 85 yıldır iktidara gelenlerin hepsini kötüleriz.</p>
<p>Birçok nedeni olan bu geri kalmışlığın en büyük nedenlerinden biri de, Türkiye insanının yeniliklere her zaman kapalı olmasıdır. Türkiye&#8217;ye sunulan herhangi bir yenilik, her ne konuda olursa olsun önce büyük tepkiler alır. Kurallarına, alışkanlıklarına, bildiklerine körü körüne bağlı ülkelerden biridir Türkiye.</p>
<p><span id="more-3497"></span>Yeniliklerin Türkiye&#8217;de kabul görebilmesi için Türklerin gelişmiş kabul ettiği ülkelerde daha önce kabul görmüş olması gerekir. Yepyeni bir ürün olan iPhone ilk kez Türkiye&#8217;de üretilip piyasaya sürülseydi bırakın satış rekorları kırmayı, eleştiriden nefes alamazdı. Türkiye&#8217;nin dünyadaki teknolojik gelişmeleri 10 yıl geriden takip etmesinin en büyük nedeni budur. Diğer ülkeler dener, kullanır, kabullenir, Türkiye&#8217;ye sonradan sıra gelir. Yeniliklerden öcü gibi korkan bir ülkenin de dünya piyasasına herhangi bir yenilik sunma ihtimali sıfıra yakındır.</p>
<p>Gelişmiş sayılan ülkeler sürüden ayrılmayı, inovasyon yapmayı, daralan pazarları yeni ürünlerle ferahlatmayı hedeflerken, Türk insanı &#8220;eski köye yeni adet getirme, başımıza icat çıkarma, sürüden ayrılanı kurt kapar&#8221; gibi özlü sözlerle yetiştirilir. Alışılmışın dışında iş yapanlar gelişmiş ülkelerde alkışlanır ve dikkatle takip edilirken, Türkiye&#8217;de aforoz edilir, aşağılanırlar. Hele ki bu girişim başarısızlıkla sonuçlanırsa, söylenecek söz kesin ve nettir: &#8220;Ben demiştim, öyle iş olmaz. Doğru bir iş olsaydı herkes yapardı. 70 milyonun içinde en akıllı adam sen misin?&#8221;</p>
<p>Türkiye&#8217;de neredeyse hiç kimse 70 milyonun içinde en akıllı adam olduğunu kabullenmek istemediği için, hatada yarışmakta ısrar ederler. O nedenle dünya çapında başarıya imza atan Türklerin neredeyse hiçbiri Türkiye&#8217;den çıkmamıştır. Sporda olsun, iş dünyasında olsun, sağlık sektöründe olsun, dünya genelinde başarılı sayılan Türklerin hepsinde bir ABD veya Avrupa geçmişi vardır.</p>
<p>Bu durum, sadece eğitim sisteminin başarısızlığıyla açıklanamaz. Evet, Türkiye&#8217;nin eğitim sistemi çok başarısız ve bu eğitim sisteminin yetiştirdiği insanlar da sistemi daha kötüye götürmekten başka bir şey yapamazlar. Ancak tek sorumlu eğitim sistemi değildir.</p>
<p>Resmî eğitim sistemindeki başarısızlıkların yanında, toplumun alışkanlıklarından ve bildiklerinden vazgeçme korkusu da bu durumun sebeplerinden biridir. Bu ülkenin insanları üretmeyi değil, eleştirmeyi sever. Her alanda dışa bağımlı olan bir ülke olan Türkiye, hiçbir teknolojik ürünü kendi başına üretemez ama dışarıda üretilenleri eleştirmekten de geri durmaz.</p>
<p>Tito manyağı yüzünden bin türlü ızdırap yaşayan sosyalist Yugoslavya&#8217;da bile Zastava Yugo&#8217;ları üretirken, Türkiye yerinde sayıyordu. Yugo dünyanın en tehlikeli otomobili seçilmişti ama bir deneme yapmışlardı en azından. Türk insanı Yugoslavya&#8217;nın artık tedavülden kalkmış olan Yugo&#8217;larını, Çin&#8217;in Chery&#8217;sini, İran&#8217;ın Samand&#8217;ını eleştirir, yerden yere vurur. BMW ve Mercedes markalarının taraftarları birbirlerine diğer markaları kötüler, Adidas ve Nike taraftarları kendi kullandıkları markaları övüp diğerini eleştirmeye çalışırlar.</p>
<p>Bu markaların taraftarlarına &#8220;bu adamları eleştiriyorsun da, sen ne yaptın?&#8221; diye sorduğunuzda, Türklerin çok yüce bir millet olduğunu ama ülkenin başındakiler yüzünden uluslar arası platformda yer alamadıklarını söylerler. Sanırsınız ki meclisteki 550 kişi oraya Kamboçya&#8217;dan ithal edilmiştir.</p>
<p>Alınabilecek yeni bir ürünün veya denenebilecek yeni bir şeyin çıktığını öğrenip, denemek istediğinizi arkadaşlarınıza söylediğinizde, &#8220;sen dene bakalım, güzel bir şeyse ben de alayım&#8221; cümlesini ne kadar az duyuyorsanız o kadar şanslısınız. Çünkü o arkadaşınızın aklından geçen &#8220;Akay bunu denesin, kalitesini anlar,&#8221; değil, &#8220;Akay bunu denesin, başına bir şey gelmezse ben de denerim&#8221; düşüncesidir. Deneyip de memnun kalmadığınızda veya başarısız olduğunuzda size söyleyeceği cümle de zaten hazırdır: &#8220;Ben demiştim!&#8221;</p>
<p>Bu tepkiler, devlet kademelerinden sokaktaki vatandaşa kadar cümle yapısı olarak farklılık gösterse de temelde aynıdır. Yeni bir buluş yaptığınızda devletten ruhsat almakta zorlanabilirsiniz. Avrupa&#8217;da kullanılan ve Türkiye&#8217;de olmayan bir ürünü piyasaya sürmeye çalışmanın ızdırabı daha gümrükte başlar. Devlet babanın, getirdiğiniz ürünü hangi sınıfta değerlendireceğine karar vermeye çalışması size aylar kaybettirebilir. Yani vergisini verebilmek için bile sıkıntı çekebilirsiniz.</p>
<p>Türkiye&#8217;de medyayı da sanayici ve ithalatçılar yönlendirdiği için, piyasaların bu tip sıkıntılarını vatandaş pek görmez. Türkiye&#8217;nin otomotiv ihracatçısı bir ülke olduğunu düşünenler bile vardır. Oysa yapılan işlem bazı Japon ve Avrupa otomobil markalarının üretimini, onların siparişleri doğrultusunda üretmekten ibarettir. Bunu sadece otomotiv olarak düşünmeyip, tekstilden beyaz eşyaya kadar birçok sektöre yayabilirsiniz. Yani sanayimizin Çin&#8217;den pek de farkı yok.</p>
<p>İşte bu nedenlerle Türklerden sadece asker olur ve tarih boyunca da böyle olmuştur. Çünkü askerlik mesleği küçük değişiklikler dışında binlerce yıl aynı zihniyette yaşayabilecek bir meslektir. Türklerden sadece asker olur dediysem, teknolojik anlamda değil, tutuculuk ve statükoculuk anlamında onlara askerlik yakışır anlamında dedim. Yoksa yeni askeri teknolojiler üretmek Türklerin harcı değildir. Öyle olsaydı, ABD&#8217;de egzoz emisyon değerleri yüzünden trafiğe çıkması bile yasaklanan Land Rover Defender&#8217;lar TSK&#8217;nın en önemli taşıtlarından biri olmazdı.</p>
<p>&#8220;Her Türk asker doğar&#8221; iddiası, bu nedenlerle doğrudur. Asıl neden kahramanlık sevdasından ziyade çok yüksek zekâ veya girişimcilik ruhu gerektirmeyen meslekler olan askerlik ve memurluk gibi mesleklere yeten statükocu kafadır.</p>
<p>İtiraf etmeliyim ki bu durum, bir ithalatçı olarak işime geliyor. Eğer Türk insanı &#8220;aptal Amerikalılar&#8221; gibi yeniliğe açık bir karaktere sahip olsaydı, piyasada çok fazla ithalatçı olur, ABD&#8217;deki tüm yenilikler aynı anda Türkiye&#8217;ye de girerdi. Fakat bizim insanımız yeniliklerden köşe bucak kaçtığı ve yeni buluşları eleştirmeye bayıldığı için onları ithal edip Türkiye piyasasına sürmek akıllarına bile gelmiyor. Piyasa da farklı düşünebilen az miktarda insanın eline kalıyor.</p>
<p>Evet bu ithalatçılar getirecek yenilikleri Türkiye&#8217;ye. Ve Türk insanı hopursa da bopursa da, işin başında alay edip &#8220;kendini uyanık sanan kişilerin para tuzağı&#8221; olarak ilan etse de piyasaya yeni çıkan ürünleri, bir süre sonra öğrenip kullanmaya, sevmeye başlayacaklar.</p>
<p>Bu kafa yapısı değişmedikçe tüm teknolojik yenilikleri gelişmiş ülkelerin birkaç yıl gerisinden takip etmeye devam edecek Türkiye.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/ben-demistim-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/03/bendemistim.jpg' length ='23480'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Koşun koşun altın bulmuşlar!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kosun-kosun-altin-bulmuslar.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kosun-kosun-altin-bulmuslar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 23:33:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[amerika tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[amerikada altın arayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[amerikada altın göçü]]></category>
		<category><![CDATA[california]]></category>
		<category><![CDATA[california altın göçü]]></category>
		<category><![CDATA[california state indian museum]]></category>
		<category><![CDATA[californiada altın arayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ghirardelli çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[gold rush]]></category>
		<category><![CDATA[james w marshall]]></category>
		<category><![CDATA[joaquin miller]]></category>
		<category><![CDATA[john a sutter]]></category>
		<category><![CDATA[john augustus sutter]]></category>
		<category><![CDATA[john sutter]]></category>
		<category><![CDATA[levis]]></category>
		<category><![CDATA[los angeles]]></category>
		<category><![CDATA[mark twain]]></category>
		<category><![CDATA[meksika]]></category>
		<category><![CDATA[meksika amerika savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[new helvetia]]></category>
		<category><![CDATA[sacramento]]></category>
		<category><![CDATA[san francisco]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[spreckels şeker]]></category>
		<category><![CDATA[stanford üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sutters fort]]></category>
		<category><![CDATA[sutters mill]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[yerba buena]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3393</guid>
		<description><![CDATA[California&#8217;da altın aramaya davet eden afişlerden biri. 1803&#8242;de Almanya&#8217;nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba&#8230; O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi. Amerika&#8217;ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3410" title="Kosun kosun altin bulmuslar!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/goldrushreklam.jpg" alt="Kosun kosun altin bulmuslar!" width="421" height="262" /><em>California&#8217;da altın aramaya davet eden afişlerden biri.</em></p>
<p>1803&#8242;de Almanya&#8217;nın Kandern kasabasında doğan John Augustus Sutter, doğduğu yerden çok uzaklarda, alabildiğine vahşi girişimlerle bir dünya kurulmasına önayak olacağını biliyor muydu acaba&#8230; O sadece bir köylü çocuğuydu ve kendini kurtarabilmenin, para kazanmanın derdindeydi.</p>
<p>Amerika&#8217;ya gitmenin hayaliyle büyüdü, sadece hayal kurmakla kalmayıp orada lazım olabilecek şeyleri de daha Almanya&#8217;dayken öğrendi. New York&#8217;a indiğinde İspanyolca ve İngilizceyi gayet akıcı konuşabiliyordu.</p>
<p>Askerliğini İsviçre ordusunda yaptıktan sonra bulduğu ilk fırsatta gemiye atlayarak 1834 yılında yeni dünya Amerika&#8217;ya indi. Çatışmalar, kavga gürültüler arasında kendini kurtarıp ülke kurmaya çalışan Amerikalıların arasına o da katıldı. New York&#8217;daki çeşitli maceralarının ardından 1839 yılında asıl hedefi olan Meksika&#8217;nın Yerba Buena (California ABD&#8217;ye katılınca Yerba Buena&#8217;nın ismi San Francisco olarak değişecekti) kentine ulaşmayı başardı.</p>
<p><span id="more-3393"></span>San Francisco&#8217;nun bereketli toprakları, Sutter karaya çıktığında sadece 30.000 Amerikan yerlisi ve 1.000 civarında Avrupa göçmenini besliyordu. California&#8217;ya vardığında cebinde doğru düzgün parası bile olmayan Sutter&#8217;ın toprak macerası, Alta California&#8217;da tarımı geliştirmek için uğraşan vali tarafından Meksika vatandaşı olması şartıyla bağışlanan ve merkezi bugün Coloma sınırlarında kalan 200 km² araziyle başladı.</p>
<p>Geniş arazisine çiftliğini kuran Sutter, valinin yüzünü kara çıkarmadı; Avrupa göçmenlerinin yanında Miwok ve Maidu kabilelerinden işçi olarak tuttuğu yerlilerle de iyi geçinerek kısa sürede zenginleşti. Yeni topraklarına kurduğu devasa çiftliğine New Helvetia ismini vermişti; Yeni İsviçre.</p>
<p>Sutter için hayat harika gidiyordu. Meksika &#8211; Amerika savaşına bile aldırmamış, zamanında kendisine toprak veren valiyi, parasının ve adamlarının gücü sayesinde küçük görecek hale gelmişti. Ancak dünyayı zengin edecek olan metaller onun çiftliğinde ortaya çıkınca her şey tersine dönüverdi.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3408" title="Sutter's Mill" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/suttersmill.jpg" alt="Sutter's Mill" width="421" height="311" /><em>California&#8217;yı birbirine katan altın John Sutter&#8217;ın Coloma&#8217;daki bıçkıhanesi Sutter&#8217;s Mill&#8217;de bulunmuştu.</em></p>
<p>Sutter&#8217;ın topraklarından akan American River üzerinde, Sutter&#8217;s Mill ismiyle anılacak olan bıçkıhanenin inşaatına başlayan adamlarından James W. Marshall, 24 Ocak 1848&#8242;de toprağın içinde sarı metaller bulduğunu söyleyerek Sutter&#8217;a haber verdi. O güne kadar altının toprakta nasıl göründüğünü bile bilmeyen Sutter ve Marshall, buldukları metalin değerli bir şey olduğunu düşünerek ansiklopediler kurcaladılar ve altın bulduklarına öyle emin oldular.</p>
<p>Sutter bu işe hiç sevinmemişti. Çünkü o Amerika’ya altın aramaya değil, Yeni İsviçre’yi kurmaya gelmişti ve çiftliğinde altın bulunması kurmayı planladığı şehrin inşaatlarını aksatacaktı.</p>
<p>Kimseye söylemedi topraklarından altın çıktığını. Ancak Marshall çenesini tutamadı ve Sutter’s Mill’de altın bulduğunu Samuel Brannan adında bir gazeteciye söyleyiverdi. Gazeteciliğin yanında, California&#8217;ya ilk İspanyol göçünden beri usul usul devam eden altın arama işleri için malzeme de satan Brannan’ın şehre döner dönmez gazetesinde yayınladığı haber Amerika’ya bir anda yayıldı ve Amerika’nın gold rush ismiyle anılacak olan en büyük akını 1849 sonbaharında başladı.</p>
<p>Bu öyle bir akındı ki, çocuklar evlerinden, askerler kışlalarından kaçıyor, ülke genelinde dükkânlarını kapatan esnaf altın aramak için Sutter’ın arazisine hücum ediyorlardı. Birkaç ayda binlerce altın arayıcısı Sutter’ın arazisini işgal etmiş, çiftliğini yağmalamış, hatta topraklarını alıp satmaya başlamışlardı.</p>
<p>California&#8217;ya düzenlenen altın göçü, 1848 &#8211; 1855 arasında sürekli yükseldi ve 1855&#8242;de azalmaya başladı. 1849&#8242;da gelen ilk göçün üyeleri, &#8220;forty-niners&#8221; olarak anılıyorlardı ve gold rushın en büyük kaymağını da onlar yediler. Forty-niners, ağırlıklı olarak California çevresindeki Amerikalılardan oluşuyordu. Zamanla haberler Amerika&#8217;nın diğer bölgelerine ve dünyaya yayılmaya başlayınca, dünyanın her tarafından göçler gelmeye başladı. Avrupa ülkelerinden, Çin&#8217;den, Osmanlı&#8217;dan, Rusya&#8217;dan onbinlerce insan yeni bir yaşam kurma hayaliyle gemilere doluşup California&#8217;ya geliyorlardı.</p>
<p>Elbette herkes altın için gelmiyor, birçok insan da hızla büyüyen San Francisco&#8217;da ticaret yapmak için geliyordu. Altın arayıcılarına mal satmaya gelen bazı tüccarlar da, gelecekte dünyanın en ünlü markaları olacak olan şirketlerinin temellerini atıyorlardı. Levi Strauss (Levi&#8217;s Jeans), Domingo Ghirardelli (Ghirardelli Chocolate Company), James McClatchy (The McClatchy Company), Claus Spreckels (Spreckels Sugar Company), Leland Stanford (Stanford Üniversitesi&#8217;nin kurucusu), gibi adamların yanında, Mark Twain, Joaquin Miller gibi edebiyatçılar da bu göçün insanlarındandı.</p>
<p>Kaptanlar altın avcısı getirdikleri gemilerini San Francisco açıklarında terk edip altın aramaya koşuyor, terk edilmiş gemileri de altın arayıcılarına hizmete gelen tüccarlar depo niyetine, orospular genelev niyetine kullanıyorlardı. Hatta California&#8217;nın fuhuş ve porno sektörünün önemli merkezlerinden biri olmasının temellerini de bu kadınlar atmıştır diyebiliriz.</p>
<p>Gelinen yol ve hızla büyüyen şehirlerin yapısı o kadar kanunsuz, o kadar karmaşıktı ki, onbinlerce insan yollarda, ormanlarda, bataklıklarda öldüler, binlercesi de kolera salgınlarına kurban oldu. Buna rağmen, göçten en çok etkilenen San Francisco kasabası bir metropol oldu, boş arazilere sıfırdan şehirler kuruldu. Özellikle nehir kenarları hızla şehirleşti, Sacramento gibi birçok şehir altın arayıcılarının derme çatma çadırlarından, terk edilmiş gemilerden sökülen tahtalarla yapılan barakalardan yükseldi.</p>
<p>1849&#8242;daki nüfusu 35.000&#8242;i zor bulan San Francisco&#8217;nun nüfusu, iki yılda katledilen 120.000 yerliye rağmen 1855&#8242;de 400.000&#8242;e yaklaşmıştı. Sırf ayak işlerini yapması için gelen Çinli göçmen sayısı bile 40.000’in üzerindeydi. Öyle ki, San Francisco limanında kaderine terk edilen gemilerin sayısı 700’ü geçmişti. Meksika ve ABD arasında kalıp, otoriter bir yönetime de sahip olamayan California kanunlarının gücü, bu insanları durdurmaya yetmiyordu.</p>
<p>Her şeyini üst üste kaybetmeye başlayan Sutter, Eylül 1848’de İsviçre’den gelip kendisine katılan oğluyla birlikte topraklarını savunmaya çalıştı. Fakat oğlunun amacı New Helvetia şehrini geliştirmek değil, Sacramento Nehri kıyısına Sacramento ismini verdiği bir şehir kurmaktı. Baba Sutter buna her ne kadar kızsa da oğlu Sacramento’nun ismini verip temellerini attıktan sonra altın arayıcıların istilasından bıkarak Meksika’ya taşındı.</p>
<p>Sutter, California 1850 yılında ABD’ye katılıncaya kadar toprakları için savaştı. California bir eyalet olarak Birleşik Devletler’e katıldığında yeni kanunlar Sutter’ın toprak sahipliğini reddetti ve bütün toprakları devlet arazisi oldu.</p>
<p>Topraklarının, kurmaya çalıştığı şehrin ve hayallerinin sırf arazisinde altın bulunduğu için yağmalanmasını seyretmek zorunda kalan Sutter, devletin bağladığı 250 dolar harçlıkla Washington’da bir pansiyonda kalmaya başladı. ABD aleyhine açtığı tazminat davası 16 Haziran 1880’de sonuçlandı, 50 milyon dolar tazminat almaya hak kazandı ama sadece iki gün sonra, 18 Haziran’da kaldığı otelde öldü.</p>
<p>Bu yağmalama sadece Sutter’a zarar vermekle kalmadı, altın arayışının kontrolsüzce devam ettiği 1848 – 1850 yılları arasında Miwok ve Maidu kabilelerinden 120.000 yerlinin de öldürülmesine neden oldu.</p>
<p>Yerba Buena&#8217;nın ismi, California ABD’ye katılınca San Francisco olarak değiştirildi. John Sutter&#8217;ın New Helvetia adını verdiği topraklar, oğlunun kurduğu Sacramento şehrinin doğu sınırında kalıyor.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-3406" title="Sutter's Fort" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/suttersfort.jpg" alt="Sutter's Fort" width="421" height="260" /><em>Sacramento&#8217;nun temelleri bu evde atılmıştı.</em></p>
<p>Sutter’ın çiftliğinin temellerini attığı yer olan Sutter’s Fort ise bugün California State Indian Museum ile birlikte Sacramento&#8217;da, şehrin ortasında kalıyor. Altın uğruna katledilen 120.000 yerlinin hatırasını yaşatmak için, her şeyini kaybeden adamın çiftliğine Indian Museum diye müze yapmak da garip bir af dileme yöntemi olsa gerek. Pazarlama başarısı da denebilir.</p>
<p>San Francisco şehir merkezindeki Sutter Street, San Francisco’nun çeşitli yerlerindeki Sutter’s Mill School, Sutterville Road gibi, hatta Amador Country’deki Sutter’s Creek gibi yerlere Sutter’ın ismi verilse de bu, altın uğruna toprakları ve yaşamı yağmalanan bir adama karşı günah çıkarma eyleminden başka bir şey değildir.</p>
<p>San Francisco ve Sacramento’yu kuran adamın bir otelde sefalet içinde ölmesi ibret verici.</p>
<p>Arazide altın bulunduğunu gazeteciye yetiştiren James W. Marshall’a ne oldu derseniz, ortak olduğu altın madenlerine yaptığı yatırımlar hep başarısız oldu. California’da yeni bir çağ başlattığı için verilen devlet nişanıyla birlikte, kendi üzüm bağındaki bir kulübede, yalnız başına öldü. Öldüğünde üzerinde bir dolar bile yoktu.</p>
<p>Bir gün Oakland Museum of California’yı ziyaret etme imkânınız olursa, kendini kurtarmaya çalışırken California’nın temellerini atanları ve California’nın gerçek sahipleri olan yerlileri daha yakından tanıyabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kosun-kosun-altin-bulmuslar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2010/02/suttersfort.jpg' length ='99458'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Esnaf samimiyeti</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/esnaf-samimiyeti.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/esnaf-samimiyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 00:46:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[esnaf ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[esnaflık]]></category>
		<category><![CDATA[küçük esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[marka oluşturmak]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=3240</guid>
		<description><![CDATA[Karikatür: Selçuk Erdem Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Türkiye birçok konuda gelişmiş ülkelerle aşık atacak seviyede değil, o seviyeye ulaşmasına da çok vakit var. Yine de Türkiye ile gelişmiş ülkeleri birbirinden ayıran en önemli olgulardan biri, Türk insanının samimiyeti ve bu samimiyetin ticarete yansıması diye düşünüyorum. Esnaflık güzeldir Türkiye’de. Küçük esnaflığın birçok detayında Ahilik etkilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-3244" title="Esnaflik herkesin harci degil" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/esnaf.jpg" alt="Esnaflik herkesin harci degil" width="421" height="506" /><em>Karikatür: Selçuk Erdem</em></p>
<p>Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Türkiye birçok konuda gelişmiş ülkelerle aşık atacak seviyede değil, o seviyeye ulaşmasına da çok vakit var. Yine de Türkiye ile gelişmiş ülkeleri birbirinden ayıran en önemli olgulardan biri, Türk insanının samimiyeti ve bu samimiyetin ticarete yansıması diye düşünüyorum.</p>
<p>Esnaflık güzeldir Türkiye’de. Küçük esnaflığın birçok detayında Ahilik etkilerini görebilirsiniz. Alışverişlerdeki samimiyette, müşteriye gösterilen alâkada, bulunulan ikramlarda hâlâ önce insan diyen ve kârı ikinci planda tutan Ahiliğin izleri bulunur.</p>
<p>Zaten olması gereken bu tip detaylar, günümüzde marketing derslerinde okutulur, üzerine tezler yazılır; müşterisinin güvenini kazanmak isteyen büyük markalar bu gelenekleri çok yeni bir şeymiş gibi sunup, yararlanmaya çalışırlar.</p>
<p>Ne kadar samimi görünürlerse görünsünler, işin arkasında “karşıdaki dükkân henüz siftah etmedi, kalan alışverişinizi oradan tamamlayın” diyen eski esnafların değil, “rakip markanın iflas etmesi için neler yapabilirim” diye düşünen kâr odaklı şirketlerin mantalitesi olduğu için, yapmacık olur bu ilişkiler.</p>
<p><span id="more-3240"></span>Cep telefonunuza bankanızdan aynı dakikada iki SMS düşebilir. İlk SMS’de “doğum gününüz kutlu olsun, sizi çok seviyoruz, birlikte nice yıllara :)” yazarken, ikinci SMS’de “ödesene lan borcunu, icraya veririm bak” yazabilir.</p>
<p>Kurum kimliğindeki o sıcaklığın, samimiyetin arkasında bir makine olduğunu bilirsiniz.</p>
<p>Elbette ki bunlar olacak. Günümüzün ekonomik gereksinimleri bu yönde. Çünkü siz “karşıdaki dükkân siftah etsin,” diye müşterinizi oraya yolladığınızda, karşıdaki dükkân “bana vergi cezası kestiniz, ona da kesin,” diyecek ve size vergi memurlarını yollayacaktır.</p>
<p>İnsanlar ne kadar bilinçli tüketici rollerine bürünseler de, sizin atacağınız tüm yemleri yutarlar. Müşterinizin doğum gününde atacağınız bir SMS, onun size üç müşteriyle birlikte dönmesini sağlar.</p>
<p>Çok fazla şişirildiğini düşündüğüm sosyal medya ortamlarında birkaç kişiye ürünlerinizden birkaçını hediye ederseniz, ne kadar üçkâğıtçı bir firma olursanız olun, hakkınızda methiyeler düzülür.</p>
<p>Evimin yakınlarında büfe/bakkal karışımı üç dükkân var. Her sabah çıkarken mutlaka sigara alırım, ama sadece birini tercih ederim. Nedeni çok basit.</p>
<p>Buraya taşındığımda diğer iki dükkânı da denedim. Birini ihtiyar bir kadın, diğerini iki genç adam işletiyor. İhtiyar kadın sigara sorduğumda televizyona bakmaktan benimle ilgilenmeye fırsat bulamazdı. Gençler ise daha ikinci günde içeri giren müşteriye aldırmadan akşamki maçı tartışmaya devam edip, beni de tartışmaya dahil etmeye çalıştıkları için kendilerinden de dükkânlarından da tiksindirdiler. İkisini de birer hafta süreyle denedim, olmadı.</p>
<p>Üçüncü hafta, halen alışveriş yapmakta olduğum dükkânı denedim. İki gün üst üste sigara aldım, üçüncü gün dükkâna girdiğimde ben daha bir şey söylemeden raftan sigaramı alıp önüme koydu adam. O zamandan beri, dükkâna her girdiğimde gülümseyip “hoş geldin abi” diyerek verir sigaramı. Ben de sadece sigarayı değil, diğer iki dükkânda belki daha ucuz olabilecek ihtiyaçlarımı bile ondan alırım. Kazıklanmış mı oldum?</p>
<p>Ne kadar basit değil mi? Sadece müşteriyi hatırlamak, güler yüz göstermek ve “hoş geldin” demek yetti beni müşteri olarak garantilemesine.</p>
<p>Bunu büyük marketlerle, iş dünyasıyla karşılaştırıp, “nedir yani Trader Joe’s sana hoş geldin diyor mu, Vons sana sigara mı ikram etti” gibi sorular sormayın. Büyük marketlerde bunu beklemiyoruz zaten.</p>
<p>Ben diğer dükkânlarda daha ucuza bulabileceğim ihtiyaçlarımı bu dükkândan alıyorsam, şu gerizekâlı marketin reklam teması olarak kullandığı öküzlerden biri mi oluyorum? Hani tüm outdoor alanlarını reklamlarıyla kaplamışlardı ya, “burada daha ucuzu varken başka yerden alacak kadar inek miyim?” diye soruyorlardı.</p>
<p>Değilim, bilakis “bizden alışveriş yapmayan öküzdür,” diyecek kadar alçalan, en laubali dille reklam yapan bir firmadan alışveriş yapmayarak doğru yolda gittiğimi biliyorum.</p>
<p>Eski gelenekler, olması gereken şeyler bugün inovasyon diye, müşteri memnuniyeti diye sunuluyor, bilinçli müşteri olmakla övünen “modern” şehir insanı da bunları yiyor ya, en çok ona acıyorum.</p>
<p>Son kullanıcıyla muhatap olmayan bir ithalatçıyım sadece, ama getirdiğim ürünlerin bile kendini büyük marka olarak lanse eden firmaların elinde rezil edildiğini gördükçe kendimden utanıyorum.</p>
<p>Samimiyet ve laubalilik birbirinden çok farklı şeyler. Firma ismi vermeyecektim ama örnek için söylüyorum, samimi olmaya çalışırken kendinden tiksindiren Atlas Jet, Media Markt, Avea gibi firmalardan olmayın. Aradaki farkı koruyun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/esnaf-samimiyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/12/esnaf-416x500.jpg' length ='85904'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Kulak temizlemede inovasyon fikirleri</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 11:55:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[aspiratör yöntemiyle kulak temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kul-tem kulak temizleme mumları]]></category>
		<category><![CDATA[kulak mumu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme çubuğu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizleme mumu]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizletme]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2961</guid>
		<description><![CDATA[Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler? Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım. Ta ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2972" title="Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak.jpg" alt="Kulak temizleme çocuklar için işkencedir!" width="420" height="315" />Küçükken annelerimiz nasıl temizlerdi kulaklarımızı? Ucu ıslatılmış havluyla kulağı mıncıklananlar kimler?</p>
<p>Şahsen en nefret ettiğim şey kulak temizliğiydi küçükken. Küçük çocuklar genelde banyodan kaçar ama ben banyoyu sever, banyo sonrası kulak temizleme seansına gelindiğinde yaygarayı basardım. Evin içindeki uzun kovalamacanın ardından güdümlü anne terliğiyle durdurulur, kulaklarıma giren ıslak havlunun acısına katlanmak zorunda kalırdım.</p>
<p>Ta ki dedemin taktiğini annem de uygulamaya başlayana kadar. Dedem kulağına bir şey sokmazdı çünkü. Kâğıttan huni yapıp ucunu yakar, kulağına dikerdi. Kâğıdın ucu yandıkça oluşan vakum, kulağındaki bütün kirleri o huninin içine çekerdi. Bunu yaparken sık sık görmüştüm dedemi. Hatta arkadaşlarına falan da yapardı aynı işlemi. Sonradan öğrendim ki dedemin fikri değilmiş, yüzyıllardır kullanılan bir yöntemmiş.</p>
<p><span id="more-2961"></span>Zaten beni kulak temizleme ızdırabından kurtaran da dedem oldu. Biraz geç kalsa da, taktiğini anneme öğretti ve kulağımda yanan ateşle mutlu mesut dakikalar geçirdim.</p>
<p>Her kâğıtla olmazdı bu işlem. Gazete kâğıdı olursa hemen biter, kalın bir kâğıt olursa hemen söner. Kasaplarda bunun için yağlı kâğıt satılırdı, kulağa dikince uzun uzun yanardı.</p>
<p>Aslında teknik olarak çok iyi bir fikir. Kulak temizliği önemli bir olay. Ama biz kulaklarımızı temizlediğimizi düşünürken, aslında kendimize zarar veriyoruz. Nasıl temizleriz kulaklarımızı? Duş sonrası kulak temizleme çubuğunu kulağımıza sokup kurcalarız, sonra da pamuğa yapışanları görünce &#8220;vayyy ne pis adammışım lan ben,&#8221; falan deriz. Kulağımızı temizlediğimizi düşünürüz.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2975" title="Kulak cubugu zari delebilir." src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulakzar.jpg" alt="Kulak cubugu zari delebilir." width="420" height="398" /><em>Kulakları temizleme çubuğuyla kurcalamak zarın delinmesine ve sağırlığa yol açabilir! Üstteki şekilde zarı bir ok gibi delip geçen temizleme çubuğu var.</em></p>
<p>Oysa temizlediğimiz falan yok. Yaptığımız işlem biriken kirleri kulağın derinliklerine ittirmekten başka bir şeye yaramıyor. Kulaklarımızı temizlediğimizi düşünüp psikolojik olarak rahatlıyoruz ama dipte birikenler yüzünden gelecekteki sağlık sorunlarına da davetiye çıkarıyoruz. Üstelik üstteki şekilde olduğu gibi, kulak zarını delme tehlikesi de cabası.</p>
<p>Bu kadar uzun uzun neden yazdım? Çünkü süper bir şey keşfettim ben.</p>
<p>Eskisi gibi kasaplardan yağlı kâğıt almakla uğraşmayacağımız bir devirde yaşadığımızın farkına varan bir firma, bu işin mumunu üretmiş. Evet, kulak temizleme mumu!</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2977" title="Kulak temizleme mumu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak1.jpg" alt="Kulak temizleme mumu" width="420" height="315" />İnce boru şeklinde, 22 cm uzunluğunda bir mum düşünün. Ucunu yakıp kulağınıza dikiyorsunuz, oluşan vakum etkisi kulakta ne var ne yok çekiyor. Üstelik kasaptan kâğıt alarak elle yaptığınız bir dalgamatik olmadığı için sağa sola külü dökülmüyor, yakmıyor, tertemiz görüyorsunuz işinizi.</p>
<p>Söylediklerimi kafada canlandırmak için bu mumlardan bir tane alın ve kullanın. Hatta önce kulaklarınızı iyice temizleyin, temiz olduğuna inandığınız kulaklarınızda deneyin. Ben öyle yaptım. Elde ettiğim sonucu burada paylaşırsam dalga geçersiniz, o yüzden herkes kendi evinde yapıp kendisiyle dalga geçsin.</p>
<p>Ben işte böyle firmaları seviyorum. &#8220;Amanin kriz var ühüh&#8221; diye ağlayanları veya yenilik ayağına taşı boyayıp satmaya çalışanları değil, insanlara gerçekten faydalı olabilecek ürünleri bulup ortaya çıkaranları&#8230;</p>
<p><a href="http://www.kulaktemizleme.com/" target="_blank">Kul-Tem Kulak Temizleme Mumları&#8217;</a>nın üreticisi Armoni Medikal&#8217;i o nedenle tebrik etmek istiyorum.</p>
<p>Ricamı kırmayıp İstanbul&#8217;dan Los Angeles&#8217;a gönderim yaptıkları için ayrıca bir de teşekkür ederim.</p>
<p>Kulak mumlarının kullanımını tarif eden videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.</p>
<div><object width="420" height="339" data="http://www.dailymotion.com/swf/xb62s4" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xb62s4" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object> Mankenleri de hoş kızmış ayrıca, Allah bağışlasın.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/kulak-temizlemede-inovasyon-fikirleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/11/kulak-300x225.jpg' length ='15944'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Bazen meslekler de ölür</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 14:21:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Alem]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[korsan müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2257</guid>
		<description><![CDATA[“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu. “Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2266" title="korsan muzik zararli mi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik.jpg" alt="korsan muzik zararli mi" width="420" height="315" />“Büyük marketler bizi bitirdi abi,” diyordu dükkânı kapatırken. 24 yıldır bakkallık yaptığı mahallenin hemen yakınına açılan hipermarkete sitem ediyordu.</p>
<p>“Müşteri sadece ekmek, sigara, gazete almak için buraya uğrar oldu, bir de akşamları kapının önünde bira muhabbeti yapmak için. Kapı komşum bile her şeyi marketlerden alıyor, elinde market poşetleriyle geçiyor buradan. O da haklı, ucuza alıyor marketten. Ben ucuz satamam ki, market şu domatesi tarladan alıyor, ben halden bile alamıyorum.”</p>
<p>“Ne yapacaksın peki?” diye sordum. Mesleği tedavülden kalkıyordu <strong>Bakkal İhsan’</strong>ın.<span id="more-2257"></span></p>
<p>“Yıllarca bakkallık yaptım, başka iş gelmez elimden, memlekete giderim herhalde. Bu yaştan sonra emir altında çalışmak kolay olmaz bana, çoluk çocuk büyüdü hem, ekmek tutuyor elleri.”</p>
<p>Son konuşmamızdı bizim. Birkaç ay sonra Türkiye’ye yeniden uğradığımda CD dükkânı gördüm yerinde.</p>
<p>Bakkal İhsan’ın mesleği uzun ömürlüydü, açtığı dükkânda yıllarca para kazanmış, üç de çocuk büyütmüştü. Onun sattığı ekmeklerle büyüyen Emre’nin açtığı bilgisayar dükkânı o kadar uzun ömürlü olmadı.</p>
<p><strong>Emre,</strong> liseyi bitirince heveslenmişti bilgisayar işine. 90’ların sonunda patlayan bilgisayar ve teknik servis işi, bilgisayardan anlayan her gencin heves ettiği bir meslek dalı oluvermişti.</p>
<p>İhsan Bakkal’ın dört dükkân üstüne bir &#8220;bilgisayarcı&#8221; açtı Emre. Mahallelinin, esnafın, hatta birkaç büyük şirketin de bilgisayar teknik servis işlerine koşar, network kurar, sadece Windows ile ilgilenmez, az çok Linux’tan da anlardı. Yeni çıkan oyunlar, yeni müzik albümlerinin mp3 versiyonları hep Emre’den sorulurdu.</p>
<p>Bilgisayardan da iyi anlardı kerata, beceremediği şey yoktu. Birçok bilgisayar dergisine abone olmuş, kitaplar almıştı kendine. İşinin olmadığı vakitlerde yaşıtları gibi boş boş gezmek yerine kendini geliştirmiş, çevredeki esnafın, şirketlerin en sevdiği “bilgisayarcı” haline gelmişti.</p>
<p>Yeterince para kazandıktan sonra yan dükkânı da kiralayıp güzel bir vitrin yaptı, bilgisayar satmaya başladı. &#8220;Toplama bilgisayar&#8221; satar, marka bilgisayarların zararından, upgrade sorunlarından bahsederek esnafı bilgilendirirdi.</p>
<p>Birkaç yıl sonra mahallenin dışındaki büyük iş merkezinin altına Vatan Bilgisayar bir şube açtı. Emre başlarda pek ilgilenmedi Vatan Bilgisayar’la ama bir süre sonra müşterileri kesilmeye başladı. Onu en seven esnaf arkadaşları bile “dostum haklısın ama Vatan’da senin sattığının yarı fiyatına satılıyor bu bilgisayar. Sana söz, bozulursa teknik servisine sen geleceksin,” demeye başladılar. Tüm marka bilgisayar firmaları garantili teknik servis vermeye başlayınca onun için de aramaz oldular Emre’yi.</p>
<p>Üstelik zaman içinde internet yaygınlaşmış, her evde kullanılır olmuştu. Artık kimse mp3 almak için, oyun yüklemesi için bilgisayar getirmiyordu Emre’ye. Para kazandığı güzel günler geride kalmış, ağzının tadını kaybetmiş, tek başına oturduğu küçük dükkânında bilgisayarda oyun oynar hale gelmişti Bilgisayarcı Emre.<br />
Önce bilgisayar satmak için tuttuğu yan dükkânı bıraktı, ardından kendi dükkânını kapatarak bir firmada işe başladı.</p>
<p>Gülerek “internet bitirdi bizi be,” diyip anlatıyordu; “Ellerimle besledim bu puşt interneti, modem sattım herkese, sayemde bilgisayarı interneti tanıyınca beni unuttular,” diyordu. Bir yandan da büyük bilgisayar mağazalarına veryansın ediyordu, “küçük esnaftım abi ben, devlet korumalıydı bence!”</p>
<p>Devlet korumadı küçük esnafını, Bakkal İhsan’lar, Bilgisayarcı Emre’ler, Terzi Ali’ler dükkânları kapatmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Steinbeck, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cennetin_Do%C4%9Fusu_(roman)" target="_blank">Cennet’in Doğusu’</a>nda terzilik yapan <strong>Dessie Hamilton’</strong>dan bahsederken “bütün neşesi kaçmıştı Dessie’nin, dükkânına her gün gelen arkadaşları bile ondan alışveriş yapmaz olmuşlardı. Hazır giyinmek ayıp sayılmıyordu artık, üstelik daha ucuz ve pratikti,” diye anlatır. Dessie de dükkânını kapatıp kardeşinin çiftliğine yerleşmek zorunda kalmıştı.</p>
<p><strong>İnsanlar bazen devrin değiştiğine inanmıyorlar.</strong> Evrim sadece canlıların zaman içinde bulunduğu ortama ayak uydurmak için değişime uğraması değildir. Toplumlarda, meslek gruplarında sürekli bir yenilenme, güncellenme, değişim vardır. Zaten öyle olmasaydı hâlâ ateşin çevresinde oturup mızraklarımızı biliyor olurduk.</p>
<p>İnsanoğlu değiştikçe, geliştikçe yeni alanlar açıyor kendine. Yeni meslekler çıkarken eskileri yok ediyorlar. Bazı meslekler zirve noktasını yaşadıktan sonra az kazandırmaya başlıyor, bazıları da tarihten siliniyorlar.</p>
<p>Otomobiller nalbantları, fotoğraf çeken cep telefonları şipşak fotoğrafçıları, dijital fotoğraf makineleri film üreticilerini, marketler bakkalları, masaj salonları kaldırım orospularını, büyük mağazalar küçük esnafı bitirdi. Bu devinim devam edecek ve bugün gayet popüler olan ve iyi kazandıran birçok meslek 20 yıl sonra olmayacak. Bazen işsiz kalır insanlar, bazen ziyan olur tecrübeler, bazen boşa gider bazı ömürler. Ağlamak yok.</p>
<p>Anadolu’ya gittiğimizde veya Anadolu’yla ilgili televizyon programlarında denk geldiğimizde “vay be, neler varmış eskiden,” diyerek romantik gözlerle izlediğimiz <strong>süpürgeciler, nalbantlar, çömlekçiler, bakırcılar, kalaycılar</strong> artık yok. Mahallemizde dolaşıp <strong>elma şekeri, süt, yoğurt satanlar, bohçacı kadınlar</strong> işlerini bırakmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Çünkü insanoğlu alternatifler buldu. Bu alternatifler hem daha kolay ulaşılabilir, hem de daha ucuz olunca <strong>eski mesleklere ihtiyaç kalmadı.</strong></p>
<p>Kimisi uzun ömürlü, kimisi kısa bir moda şeklinde devam eden ve zaman içinde yok olan mesleklere, müzik yapımcılığı da eklenecek yakında. Karşı çıkanlar sadece aşağılanarak, dalga geçilerek hatırlanacaklar gelecekte.</p>
<p>Milli Eğitim size matbaaya karşı çıkanların &#8220;gâvur icadı!&#8221; diyerek karşı çıktığını öğretir. Avrupa&#8217;da matbaanın yayılmasına karşı çıkan <strong>papazlar da mı gâvur icadı dediler matbaaya?</strong> Asıl mesele yüzlerce yıllık kâtiplik mesleğinin yok olması, el yazmacıların işsiz kalmasıydı. Babadan kalma mesleğin yok olmasına gönülleri razı gelmedi, önce romantikleştiler, sonra isyan ettiler.</p>
<p>El yazmacıları yazarlardan daha çok kazanırlardı. Yazar kitaptan bir kez kazanır, yazmacılar yıllarca kazanırdı. Müzik dünyası farklı mı sizce?</p>
<p>Günümüzde dijital müziğe karşı yaygara yapan müzik yapımcıları da onların yolunu takip ediyorlar.</p>
<p>Demiryollarına karşı çıkanlar, matbaaya karşı çıkanlar gibi gerici kafalar nasıl aşağılanıyorsa bugün, dijital film ve müziğe karşı çıkanlar da aynı şekilde hatırlanacaklar.</p>
<p><strong>Ancak müzik bitmeyecek.</strong> Kaliteli olan bir şey, ne kadar eski olursa olsun değerlidir. Kayıt cihazlarının bile olmadığı bir dönemde müzik yapan <strong>Pachelbel, Händel</strong> gibi sanatçıların eserlerini bugün nasıl dinleyebiliyorsak, günümüzde kaliteli müzik yapan sanatçıları da müzik yapımcıları olsa da olmasa da dinleyeceğiz gelecekte.</p>
<p>İnternet müziğe değil, yapımcıların verip medyanın kutsadığı sanatçı kimliğiyle ortalıkta dolaşan, gerçekte hiçbir değeri olmayanlara zarar verecek. <strong>Zaman kaliteli olanı koruyacak.</strong></p>
<p>Diğerleri ağlamaya devam edecekler. Bakkal İhsan, Terzi Dessie veya Bilgisayarcı Emre gibi “devlet bizi korumalıydı,” diyecekler köylerine geri dönerken.</p>
<p>Müzik binlerce yıldır insanoğlunun hayatında. 100 yıl önce birileri müziğin kaydedilebileceğini keşfetti ve yepyeni bir meslek dalı doğdu. Önce taş plaklar çıktı, sonra kasetler, CD’ler derken <strong>müziği kaydedip satarak para kazanmak</strong> büyük bir endüstri haline geldi.</p>
<p>Satılan albümlerden en büyük parayı da sanatçılar yerine yapımcılar, dağıtıcılar, avukatlar, telif hakkı uzmanları, menajerler kazandılar. Müziğin gerçek sahibi olan besteciler ve o müziği insanların dinlemesini sağlayan şarkıcılar, aranjörler, ne kazandıysa onunla yetinmeye çalıştılar.</p>
<p>Bu dönem, sanat ve ticareti birbirine karıştırarak, müzikle ilgilenen herkesin sanatçı olarak anılmasına neden oldu. <strong>Sanat yıllarca aşağılandı,</strong> zanaat ile karıştırıldı, bir albümle piyasaya çıkıp tek şarkıyla ünlü olan şarkıcıların yanında, gerçek sanatçıların esamisi okunmadı.</p>
<p>Gençliğinde tablolarını yakarak ısınan <strong>Picasso,</strong> bir beste için aylarını veren <strong>Händel,</strong> kitaplarını akıl hastanesinde yazacak kadar düşen <strong>Marquis de Sade</strong> gibi adamlar “hmm, büyük sanatçı” olarak anılıp bir kalemde geçilirken, 100 yıl sonra kimsenin hatırlamayacağı <strong>Ajda Pekkan, Hande Yener, Lady GaGa, Britney Spears</strong> gibi şarkıcılar <strong>Malibu’da, Brentwood’da, Nişantaşı&#8217;</strong>nda en rahat hayatları sürdüler.</p>
<p>Händel’in menajeri, yapımcısı, pazarlamacısı, reklâmcısı yoktu. <strong>Sanat için müzik yaptı,</strong> hepimiz kullandık bu müziği. Hatta utanmadık, <strong>Mozart’</strong>ın bestelerinden kapı zili, <strong>Pachelbel’</strong>in eserlerinden kamyon kornası yaptık. Gerçek müziği yapan o büyük besteciler ağlayıp zırlamadılar, hakaret etmediler hiçbirimize.</p>
<p>Fakat Hande Yener gibilerinin birkaç şarkısı <a href="http://www.youtube.com" target="_blank">YouTube’</a>da yayınlandı diye, Hande Yener’den önce MÜ-YAP ortama atlayarak sitenin kapanmasına yönelik dava açtı. Müziğin orada yayınlanması Hande’den çok ona zarar veriyordu çünkü. <strong>Ömrünün sonuna gelmiş bir meslek grubunun</strong> son temsilcilerinden biri olması, Bakkal İhsan’la aynı kaderi paylaşmaktan korkmasına sebep oluyordu.</p>
<p>Gazetelere çarşaf çarşaf haberler girmeye başladılar. “Korsan müzik yüzünden batıyoruz, sanatçılar albüm yapamaz hale geldi, bu gidişle müzik olmayacak!” dediler. Sanatçı diye savundukları, önce milyonlarca lira kazanıp ömrünün sonunda sefillik çeken, her fırsatta “devlet bize yardım etsin,” diye mızmızlanan ihtiyarların torunlarıydı.</p>
<p>Hande Yener albüm satışlarından gelecek parayla İstinye’de yeni bir ev alamayacağını anladı. Lady GaGa Santa Monica’nın kuzeyine çıkamayacağını, İbrahim Erkal yeni bir araba alamayacağını anladı.</p>
<p>Yapımcılar daha fazla kazanamayacaklarını, çok paraları olmadığı için televizyonlara çıkıp bilirkişi edalarıyla caka satamayacaklarını anladılar.</p>
<p>Ondan bu kavga. “İnternette müzik olmasın, aç kalırız” demekte haklılar. Yapım firmaları, dağıtıcılar aç kalacak, sanatçı adıyla ortalıkta dolaşan gereksizler temizlenecek, gerçek müzik ve gerçek sanatçı ise hiçbir zaman kaybolmayacak.</p>
<p>Çok sayıda arkadaşım var müzik ve sanat dünyasında çalışan, üzgünüm onlar için. Müzik, olması gerektiği gibi, sanat başlığında yer alacaksa, bir ressamın, bir heykeltıraşın standartlarında yaşayacak şarkıcılar da.</p>
<p>Müziğin kaydedilebildiğinin keşfi, müzisyenleri diğer sanatçılardan ayırarak zenginlik getirdi bir süreliğine. Ama <strong>artık o dönem bitti.</strong> Kim bilir, belki bir gün ressamlara da çok para kazandıracak bir meslek çıkabilir, bir süredir herkesin şarkıcılığa heveslenmiş olması gibi, o zaman da herkes ressamlığa heveslenir.</p>
<p>Kimse masal anlatmasın. Sanat naiftir. Bu kadar kaba bir toplumda bu kadar fazla sanatçı olmaz. Elimizi sallasak sanatçıya değen bir toplumda yaşıyoruz, bakalım gerçekten o kadar sanatçı ruhlu muyuz?</p>
<p>Günümüzde şarkıcıların bu kadar fazla olmasının sebebi insanoğlunun çok gelişip sanatın değerini yükseltmesi mi, yoksa müzik endüstrisinde iyi para olması mı?</p>
<p>Bir sanat dalı ne kadar çok para kazandırırsa o kadar popülerleşir, zanaata döner, bir o kadar da özelliğini yitirir. Çok para kazandırıyor diye ortalığı şarkı çöplüğüne çeviren şarkıcılar, üzerinden büyük kâr elde edebildiği için en dandik şarkıları bile çok büyük marifetmiş gibi pazarlayan yapımcılar, menajerler Bakkal İhsan’ın memleketine gidebilirler.</p>
<p>Şimdilik Facebook’da <strong>FarmVille</strong> oynayarak başlayın antrenman yapmaya, birkaç yıla kadar gidersiniz.</p>
<p>Bunu istemiyor musunuz?</p>
<p>O zaman kendinize yeni bir iş bulun.</p>
<p>Onu da mı istemiyorsunuz?</p>
<p><strong>O zaman sevgili müzik insanları, şapkanızı önünüze koyup düşünün.</strong> Hızla gelişen dijital dünyaya düşman olmak yerine ayak uydurmaya bakın. <strong>Müzik demek albüm satmak değildir,</strong> onu sizden bir önceki jenerasyon buldu ve uzun yıllar kaymağını yediniz. Artık, mesleğinizin bittiğini kabul edin, yeni bir yöntem bulun.</p>
<p>Dijital dünyayla iyi geçinmeye bakın. Site yasaklatmak hiçbir işinize yaramaz, bunu öğrenin. Taksim’in ortasında cep telefonumu açsam, binlerce insanın telefonuna onlarca şarkıyı transfer ederim, <strong>cep telefonlarını da mı yasaklayacaksınız?</strong></p>
<p>Bu teknolojiye düşman olmak yerine bu teknolojiden para kazanmayı öğrenemezseniz, birkaç yıl içinde Bakkal İhsan’la birlikte süt sağmaya başlayacaksınız, haberiniz olsun.</p>
<p>Haydi kalın sağlıcakla.</p>
<p><em>Not: Sevgili müzik dünyası, size bir tüyo vereyim. Orijinal albüm alırım ben. Ama herkesin albümünü değil. Tanımadığım sanatçıları keşfetme konusunda en büyük desteği de internetten alırım. İsmini ilk kez duyduğum bir şarkıcının albümüne müzik markette para verip almam, bunu kimse yapmaz.</em></p>
<p><em>Herhangi bir şarkısına internette denk geldiğim grubun/şarkıcının birkaç mp3&#8242;ünü indirip dinlerim, eğer beğenir ve dinlemeye karar verirsem bazen CD alırım, bazen iTunes&#8217;dan alırım. Çünkü beğendiğim müziği yapan kişinin para kazanmasını isterim. Şarkılarını beğenmediğim kişilerin albümlerini ne bedava, ne de para vererek dinlerim. (Yani beni Hande Yener mp3&#8242;ü indirdim diye suçlamayın, potansiyel müşteriniz değilim. O kadının albümünü internet olmasa da almayacaktım ki&#8230;)<br />
</em></p>
<p><em>İnternet, müziğin yayılması için en büyük etkendir. Eğer internet olmasaydı, kimse bu kadar fazla şarkıcıyı, müzik türünü tanıyamazdı. En büyük reklâmdır internet, korkmayın. Ama asıl korkunuz alternatif sanatçıları keşfeden internet kullanıcılarının sizin kakaladıklarınıza yüz vermemesiyse, o zaman yine Bakkal İhsan&#8217;a gitmek zorunda kalırsınız.<br />
</em></p>
<p><em>İnternette müziğin yasaklanması demek, benim ve benim gibi milyonlarca insanın farklı müziklere ulaşmasını ve beğenip satın almasını engeller. O zaman hiçbir şey satamazsınız. Korsanla gerçekten mücadele etmek istiyorsanız potansiyel müşterilerinizle dalaşarak değil, sokaktaki korsan müzik dükkânlarına dur diyerek başlayın. Engellediğiniz siteye her şekilde, her zaman girerim. Ama bir korsan müzik dükkânını kapattırdığınızda siz görmeden kimse girmez o dükkâna. Anlayın ulan artık, salak mısınız?</em></p>
<p><em>(Delikanlı gibi çıkıp &#8220;interneti savunan yok, o yüzden yasaklatıyoruz ama sokaktaki korsan müzik mafyasıyla dalaşmayı götümüz yemiyor,&#8221; derseniz dalga geçmeyeceğim, söz.)</em></p>
<p><span style="color: #666699;"><em>Düt: Çok fazla Hande Yener demişim. Hande kızımız burada sadece bir örnektir, siz o ismi keyfinize göre değiştirip Kendi, Lady GaGa, Ajda Pekkan, </em><em>İbrahim Erkal, Demet Akalın, hatta Metallica (oha!) falan koyabilirsiniz. Zevkler tartışılmaz. </em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/bazen-meslekler-de-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/korsanmuzik-300x225.jpg' length ='18808'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Limonata savaşı</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/limonata-savasi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/limonata-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2009 18:34:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[aroma limonata]]></category>
		<category><![CDATA[aroma meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[cappy limonata]]></category>
		<category><![CDATA[chat limonata]]></category>
		<category><![CDATA[doğanay limonata]]></category>
		<category><![CDATA[doğanay naneli limonata]]></category>
		<category><![CDATA[exotic limonata]]></category>
		<category><![CDATA[exotic meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim reklamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[limonata]]></category>
		<category><![CDATA[pınar limonata]]></category>
		<category><![CDATA[sunpride meyve suyu]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[ülker limonata]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ limonata]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ şekersiz limonata]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2178</guid>
		<description><![CDATA[Yeni pazarlar açan firmaları seviyorum. Açacağı yeni yolun tüm riskini üstlenen bu girişimciler başarısız olduklarında kimseye dertlerini anlatamazlar, tüketiciden ve rakiplerinden yedikleri beceriksiz yaftasıyla köşelerine çekilmek zorunda kalırlar. Ancak başarılı olurlarsa rakipler anında taklit ederler. Yıllardır pastanelerde, büfelerde satılan limonatayı şişelemek Uludağ’ın fikri sanıyordum, değilmiş. Cappy 2001 yılında denemiş bunu, başaramayınca bir daha denememiş. Fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2202" title="bir surahi buzz gibi limon" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata1.jpg" alt="bir surahi buzz gibi limon" width="420" height="280" />Yeni pazarlar açan firmaları seviyorum. Açacağı yeni yolun tüm riskini üstlenen bu girişimciler başarısız olduklarında kimseye dertlerini anlatamazlar, tüketiciden ve rakiplerinden yedikleri beceriksiz yaftasıyla köşelerine çekilmek zorunda kalırlar. Ancak başarılı olurlarsa rakipler anında taklit ederler.</p>
<p>Yıllardır pastanelerde, büfelerde satılan limonatayı şişelemek <strong>Uludağ’</strong>ın fikri sanıyordum, değilmiş. <strong>Cappy</strong> 2001 yılında denemiş bunu, başaramayınca bir daha denememiş.</p>
<p>Fakat Uludağ geçen yıl o kadar başarılı bir deneme yaptı ki, büfelerde ayaküstü atıştırırken içtiğimiz limonata bir anda <strong>en popüler</strong> şişe içeceklerden biri haline geldi.<span id="more-2178"></span></p>
<p>Ev limonatasına benzemeyecek tabi ki, Domino’s da Roma cafelerinde yediğimiz pizzalara <strong>benzemiyor.</strong> Seri üretimle satışa sunulan bir ürün mecburen uzaklaşır orijinalinden. Önemli olan, <strong>kendine has lezzeti yakalamasıdır.</strong></p>
<p>Uludağ Limonata bunu başardı. Evde yaptığımız limonataya benzemiyor belki ama, kendine has lezzetli bir tat buldu. Bu sayede <strong>%693 ciro artışı sağladı,</strong> marka bilinirliğini belki de birkaç kat yükseltti. <em>(Kesin sonuçlar, firmanın çalıştığı ajans olan <strong>İletişim Reklam</strong>‘dan elde edilebilir sanırım.)</em></p>
<p>Diğer içecek firmaları önce hiç kımıldayamadılar. Çünkü tam yaz mevsimine girerken piyasaya aniden dalan Uludağ, diğerlerinin o pazara girmesine bile fırsat vermemişti. Fakat sezon bitince, <em>“takdir edilen, takdir edilir”</em> atasözünden ilham alan iki firma daha dalıverdi limonata pazarına: <strong>Doğanay</strong> ve <strong>Cappy.</strong></p>
<p>Bu firmalar kadar agresif reklam kampanyalarıyla girmemiş olsalar da, Aroma Limonata, Chat Limonata, Exotic Limonata, Ülker Limonata ve Pınar Limonata da çıkıverdi piyasaya. Bunca yıldır elini taşın altına sokup da piyasaya bir yenilik getirmeyi düşünmemiş birçok şirket Uludağ’ın açtığı limonata pazarına doluşuverdiler.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-2203" title="limonata" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata2.jpg" alt="limonata" width="420" height="279" />Sunpride’</strong>ın ardından en leziz meyve nektarlarını ürettiğini düşündüğüm <strong>Aroma’</strong>nın limonatası, beklediğim kadar başarılı değildi.</p>
<p><strong>Cappy</strong> de “baştan denedik beceremedik; moda olmuşken bi’ daha deneyelim,” diyerek girdi sanırım, herhangi bir yenilik getirmedi.</p>
<p><strong>Chat Limonata&#8217;</strong>yı hiç denemedim.</p>
<p>Yıllardır sadece şalgam suyuyla ismini duyduğum <strong>Doğanay</strong>, pazarda kendine yer bulabilmek için <strong>naneli limonata </strong>fikrini takip etti. Uludağ Limonata&#8217;yı iyice soğuttuktan sonra içine nane atmak yerine Doğanay’ın naneli limonatasını almak daha rahat oldu.</p>
<p><strong>Exotic Limonata </strong>ise piyasadaki en iyi limonata oluverdi. Açıkçası limonatayı şişeleme fikrini de Türkiye’de sıkma meyve suyu üreten tek firma olan Exotic’den beklerdim. Geç kalsalar da tahmin ettiğim kalitede, çok başarılı bir ürün çıkardılar.</p>
<p><strong>Pınar Limonata&#8217;</strong>nın da tadı gayet nefisti ancak o tada sadece satış noktalarını bulabilenler ulaşabildi. Sadece birkaç kez deneyebildim.</p>
<p><strong>Ülker</strong>, “kambersiz düğün olmaz,” düşüncesiyle piyasaya girerken limon kolonyasıyla limonatanın formüllerini karıştırdı sanırım, birkaç yudum denemek uzak durmam için yeterli oldu.</p>
<p>Tüm bu firmalar piyasaya girip pazarını zorlarken, Uludağ da boş durmadı ve kendi ürününde bir geliştirmeye giderek <strong>şekersiz limonata</strong> çıkardı. Ve Uludağ Şekersiz Limonata bu yaz favori içeceğim oldu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-2204" title="naneli limonata" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata3.jpg" alt="naneli limonata" width="420" height="315" />Elbette bu kadar firmanın sadece pazara girmesi değildir önemli olan, lezzetin yanında pazarlama ağı da çok önemliydi. Gözlemlediğim kadarıyla pazarlama konusunda Uludağ ve Doğanay çok başarılı oldular, diğerlerini birçok yerde bulamadım. Exotic nev-i şahsına münhasır bir firma zaten, her yerde ürünlerini aramak firmaya hakaret olur fakat Aroma ve Pınar dağıtım ağlarına göre çok yetersiz kaldılar.</p>
<p>Sonuçta, Uludağ’ın yüzlerce yıllık limonatayı şişeleyip satma başarısı, yedi farklı firmaya daha bu krizde pazar imkanı verdi. Benim hoşuma giden de bu. Krizde oturup ağlamak veya devleti suçlamak yerine yeni fikirler ortaya koymak.</p>
<p>Tebrikler Uludağ.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/limonata-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/09/limonata1-300x200.jpg' length ='13848'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Çok sosyal kulüp Beşiktaş</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/cok-sosyal-kulup-besiktas.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/cok-sosyal-kulup-besiktas.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2009 06:48:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altay Esiroglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş forması sırt reklamı]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş jk]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[forma]]></category>
		<category><![CDATA[forma reklamı]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[kızılay]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sırt reklamı]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım demirören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=2111</guid>
		<description><![CDATA[Ben tatildeyken olmuş bu olay. Daha yeni inceledim neymiş ne değilmiş diye. Beşiktaş, formasının sırtına Kızılay’ın reklamını almış. Sosyal kulübüz, halkın takımıyız, yardımseveriz teranelerinin son şekli. Başkan Yıldırım Demirören olayla ilgili “Bunları yaparsak Beşiktaş sevgisini, dürüstlüğünü insanlara gösteririz. Beşiktaş gibi bir kulüp senede 2-3 milyon dolar kazanacak diye formasının sırtına reklam almaz. Türk Kızılayı’nın reklamıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-2110" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="kizilay" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/08/kizilay.jpg" alt="kizilay" width="420" height="589" />Ben tatildeyken olmuş bu olay. Daha yeni inceledim neymiş ne değilmiş diye. Beşiktaş, formasının sırtına Kızılay’ın reklamını almış. Sosyal kulübüz, halkın takımıyız, yardımseveriz teranelerinin son şekli. Başkan Yıldırım Demirören olayla ilgili “Bunları yaparsak Beşiktaş sevgisini, dürüstlüğünü insanlara gösteririz. <strong>Beşiktaş gibi bir kulüp senede 2-3 milyon dolar kazanacak diye formasının sırtına reklam almaz.</strong> Türk Kızılayı’nın reklamıyla gelecek hafta sahaya çıkacağız. Bu şekilde topluma Kızılay’ın önemini anlatmak istiyoruz’’ demiş.</p>
<p>Sen kulübünde çalışan personelinin maaşını paramız yok diye vaktinde yatırma, maaşı taksit taksit vererek parayı piç et, kredi taksidi olanlar senin yüzünden bir sonraki ay faiziyle ödesin, 4 yıl içerisinde bir kere zam yap, en başarılı branşın olan hentbol takımına para yüzü gösterme, amatör branşların kan ağlasın ondan sonra da sosyal kulübüz, dürüstüz, kılız, yünüz; <strong>2-3 milyon dolara kafamız girsin</strong> diye dolaş ortada.</p>
<p>Ya reklam verecek kimseyi bulamadılar ya da gerçekten ahmaklar. Personel maaşını iki kuruş faiz gelsin diye <strong>ayın yedisinden önce yatırmayan</strong> kulübe mi kalmış sosyal sorumluluk çerçevesinde ücretsiz reklam almak.</p>
<p>Beşiktaş gibi bir kulüp senede 2-3 milyon dolar kazanacak diye formasının sırtına reklam almazmış. Yürü be kartal parçası, ayranın yok içmeye atla gidiyorsun çeşmeye!?</p>
<p>Bu yüzyılda bu zihniyetle köy yönetmeye kalksan davar sürüsü vermezler adamın eline.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/cok-sosyal-kulup-besiktas.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/08/kazalay-300x219.jpg' length ='21709'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Haydi bana yalan söyle</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/haydi-bana-yalan-soyle.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/haydi-bana-yalan-soyle.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2009 05:18:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[askerden kaçma yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[askerlikten kaçma yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[devlet yalanla besleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[emlak vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[şahıs şirketlerinin vergi yükümlülükleri]]></category>
		<category><![CDATA[sahte evrak]]></category>
		<category><![CDATA[stopaj vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[türban]]></category>
		<category><![CDATA[türk milleti çalışkandır]]></category>
		<category><![CDATA[türk milleti zekidir]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede vergi kanunları]]></category>
		<category><![CDATA[vergi kaçırmak]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yalancılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1880</guid>
		<description><![CDATA[Hiç eskimeyen bir geyik vardır ülkemizde. &#8220;Türkler zeki ama kafa hep üçkağıda çalışıyor hacı,&#8221; deriz. Bununla içten içe övündüğümüzü bile düşünüyorum. Almanya&#8217;da devleti kandırmaya çalışan gurbetçilerin, ABD&#8217;de tüketici haklarını kötüye kullanarak mağazaları mağdur eden sözümona zeki adamların hikayeleri anlatılır durur. Toplum olarak yalancıyız. Ve bizi yalan söylemeye devletimiz alıştırdı. Milletlerin zeka düzeyleri hakkında herhangi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1887" title="pinokyo" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/pinokyo.jpg" alt="pinokyo" width="420" height="409" />Hiç eskimeyen bir geyik vardır ülkemizde. &#8220;Türkler zeki ama kafa hep üçkağıda çalışıyor hacı,&#8221; deriz. Bununla içten içe övündüğümüzü bile düşünüyorum. Almanya&#8217;da devleti kandırmaya çalışan gurbetçilerin, ABD&#8217;de tüketici haklarını kötüye kullanarak mağazaları mağdur eden sözümona zeki adamların hikayeleri anlatılır durur.</p>
<p>Toplum olarak yalancıyız. Ve bizi yalan söylemeye devletimiz alıştırdı.</p>
<p>Milletlerin zeka düzeyleri hakkında herhangi bir araştırma okumadım, bilmiyorum. Şu millet bu millete göre daha zekidir, en akıllı millet şudur gibi bir araştırma sonucu yok elimde. <span id="more-1880"></span>Bilimadamlarının böyle bir çalışma yapıp yapmadığını da bilmiyorum. <strong>Elimizdeki tek done Atatürk&#8217;e ait;</strong> Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir!</p>
<p>Orayt! Atatürk bir şey söylediyse bilim adamları aksini ispat edemezler zaten. CERN akıllı olsun!</p>
<p>Çalışkan ve zeki millet isek, neden hala yerimizde sayıyoruz? &#8220;Çünkü Tayyip var, gemicik, türban, AKP çok rerörerö&#8221; demeyin uçan tekme atasım geliyor. CHP&#8217;sini de gördük, DSP&#8217;sini de, ANAP&#8217;ını da. Bir şey değişmedi. ANAP döneminde Acarlar Beykoz&#8217;a el koydu, DSP döneminde Hüsamettin Özkan Ömerli&#8217;ye el koydu, AKP döneminde de birileri gemicik falan aldı, her gelen kendi küpünü doldurdu, ne bekliyordunuz?</p>
<p>Konu o değil. Kendimize bakalım. Devlet kafasına göre takılsın, siktir et orasını. Sen ne yapıyorsun birey olarak, olayın ne?</p>
<p>Toplumun tamamı yalan söylüyor. <strong>Çünkü devlet, halkından yalan söylemesini istiyor.</strong> Cadının karşısındaki aynayız biz. <strong>Ne kadar yalan söylersek o kadar rahatlıyor devlet, ne kadar rahatlarsa o kadar batağa gömülüyor.</strong></p>
<p>Okul yıllarından itibaren başlıyoruz yalana. Önce okul yönetimini kandırmaya başlıyoruz lise son sınıfa geldiğimizde. Yıllık 20 gün olan mazeret iznine raporlar ekliyoruz. ÖSS&#8217;ye hazırlanıyoruz çünkü, dershanede etütler var, hazırlık sınavları var. <strong>Doktordan aldığımız raporun kolpa olduğunu okul yönetimi biliyor</strong> ama hepimiz aynı şeyi yaptığımız için görmezden geliyor.</p>
<p>Üniversiteye başlıyoruz, yalanlar devam ediyor. Üniversite bitene kadar devletle fazla muhatap olmaz zaten toplumun çoğunluğu.</p>
<p>Üniversite bitti. Geldi mi kapına askerlik yoklaması! Kıvırmaya başlıyoruz. Son sınıfta okulu uzatıyoruz, master yapmanın yolunu arıyoruz, yurtdışına çıkıp bir süre çalışarak bedelli askerlikten yararlanma planları yapıyoruz.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1892" title="askerden kacmak icin fare taklidi yapanlar var!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/askerkacagi.jpg" alt="askerden kacmak icin fare taklidi yapanlar var!" width="420" height="580" />Okulla uğraşacak kadar zeki değiliz diyelim. O zaman işi iyice pisliğe vuruyoruz. Mahallemizin karakoluna rüşvet veriyoruz, <strong>karakol resmi yoklamalarda bizi bulamadığını bildiriyor devlete.</strong> GBT&#8217;de asker kaçağı olduğumuz belli olmuyor, yurtdışına bile gidip gelebiliyoruz.</p>
<p>Şişman bir insan olabiliriz pekala. O zaman dayıyoruz Kortison&#8217;ları, hepten şişiyoruz. Askerlik muayenesine gidiyor, şişmanlığımız sayesinde <strong>çürük raporu alıyoruz.</strong> Bir sene şişman gezmek zorundayız ama olsun, bir sene kamuflajla gezmekten iyidir.</p>
<p>Yalan dolan!</p>
<p>Devlet biliyor bunları. Salak değil.</p>
<p>Bir şekilde askerlik işini hallettik. İş yaşamına atılıyoruz. Haydi şirket kuralım!</p>
<p>Şirketimizin yerini belirliyor, bir ofis kiralıyoruz. Önce mal sahibiyle anlaşıp çift kontrat yapıyoruz. Kiramız 2.000 TL diyelim, biz konrata 600 TL yazdırıyoruz. <strong>Böylece mal sahibi emlak vergisini, biz de stopajı düşük ödüyoruz.</strong></p>
<p>Ofisi açarken içine birkaç kıytırık demirbaş koyuyoruz.  Vergi dairesinden demirbaş sayımına gelen memura biraz ikramda bulunuyoruz, <strong>o da bizim iki masa bir laptopla çalışan bir ithalat şirketi olduğumuza inanmış görünüyor. </strong>Kontrolden sonra kamyonu çağırıyoruz, mobilyaları, teknik ekipmanı getirip baştan aşağı döşüyoruz ofisimizi.</p>
<p>Yalan dolan!</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1889" title="vergi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/vergi.jpg" alt="vergi" width="420" height="315" />İş yapmaya başladık, personel çalışıyor. Devlet personelin maaşını bankaya yatırmamızı şart koşuyor SSK takibini yapabilmek için. Biz ne yapıyoruz? 2.000 TL maaşla çalışan personel için <strong>bankaya 600 TL yatırıp, kalan 1.400 TL&#8217;yi personelin eline veriyoruz.</strong> Bu sayede sigorta primini gerçek maaştan yatırmamıza gerek kalmıyor.</p>
<p>Peki ya getir götür işi yapan personel? Onlara sigorta bile yapmıyoruz. <strong>Şirketimizde 16 kişi çalışıyor ama 6 kişi için SSK ödüyoruz, onu da asgari ücretten ödüyoruz.</strong> Of ne güzel ne güzel.</p>
<p>Mal alıyoruz, faturasız. Mal satıyoruz, faturasız. Kazanç yine yetersiz geliyor. Evimize aldığımız buzdolabını şirkete almış gibi gösteriyoruz. Düşüyoruz vergiden. <strong>Zaten devlet bize olan KDV borcunu ödemiyor</strong>, o zaman mümkün olduğunca biz devleti borçlandıralım ki bize fazla girmesin. Devlet defter-i kebiri inceleyeceği zaman başlıyoruz eş dosttan fatura toplamaya.</p>
<p>Yalan dolan!</p>
<p>Devlet bunları bilmeyecek kadar salak mı? Değil. <strong>Ancak devlet, vergilerini veren bir şirketin ayakta duramayacağını bilecek kadar zeki bir oluşum.</strong> Yapın hesabınızı, 20 kişi çalıştıran bir reklam ajansı olsanız, tüm vergilerinizi tam olarak ve zamanında verseniz, para kazanma ihtimaliniz var mı?</p>
<p><strong>Yok!</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1890" title="bagdat caddesi" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/bagdatcaddesi.jpg" alt="bagdat caddesi" width="420" height="315" />Bağdat Caddesi&#8217;ndeki iş yerlerinin stopaj raporları vardır vergi dairesinde. Açıp baksınlar. <strong>O stopajlara göre Bağdat Caddesi&#8217;nde bir işyeri bulunsun, ben caddede Boyner&#8217;den Vakko&#8217;ya kadar anırarak yürüyeyim.</strong></p>
<p>Devlet bunu bilmiyor mu? Herkesin stopajını eksik verdiğini, herkesin yalan söylediğini?</p>
<p>Bu ülkede çalışan personelin yarısı kayıtdışı çalışıyor ulan! &#8220;Türkiye&#8217;de bilmemkaç milyon işsiz var,&#8221; diyen raporlar hazırlanırken eğer veriler SSK ve BAĞ-KUR&#8217;dan alınıyorsa, <strong>siz gerçek işsiz sayısına ulaşmak için ikiye bölün o rakamı.</strong> Adam çalışıyor ulan, devlet bilmiyor sadece.</p>
<p>İş dünyası en basit ve yüzeysel haliyle böyle.</p>
<p>Peki diğer alanlar? Her alanda neden devlete yalan söylemek zorundayız?</p>
<p>Kaptanlık yapan arkadaşlarım var. Adamlar askere gitmemek için Türk gemisi yerine Gürcistan bandıralı gemilerde çalıştılar tam üç yıl. Sonra gelip 21 gün bedelli askerlik yaptılar ve Türk bandıralı gemilerde çalışmaya başladılar.</p>
<p>Neden bu yola sürüklendiler?</p>
<blockquote><p>Kısa süre önce hayatını kaybeden bir arkadaşımın askerlik anısı: (Evrakta sahtecilik itirafı diye üstüme gelmeyin, benim değil hikaye. Anlatan arkadaşım da öldü, soramazsınız.)</p>
<p>Askerde yanıma bir astsubay geldi birgün. Efendi bir adamdı, pek denk gelinmeyen cinsten. &#8220;Akaycım,&#8221; dedi &#8220;şu fotoğrafı bilgisayara aktarıp başındaki eşarbı çıkarır mısın?&#8221;</p>
<p>Baktım, ihtiyar bir teyzenin vesikalık fotoğrafıydı. Annesiymiş. Bizim astsubay terfi edecekti de, annesinin türbanlı olduğunu görürlerse terfi edemeyeceğinden korkuyordu.</p>
<p>Aldım, taradım, Photoshop&#8217;ta türbanı çıkarıp internetten bulduğum bir yaşlı kadının saçını montajladım fotoğrafa. Hatta biraz makyaj da yaptım da, işimi bitirip gösterdiğimde annesini tanıyamamıştı bizimki. &#8220;Kokana yapmışsın annemi, bu kadar makyajlı olmasın ya,&#8221; dedi, makyajı azaltıp aldık çıktısını fotoğrafın.</p>
<p>Annesi törene gitmedi, fotoğraf evraklara öyle basıldı, bizim üstçavuş da başçavuşluğa terfi etti.</p>
<p>Ne bu şimdi? Bu adam gayet başarılı bir üstçavuştu. Terfi etmemesi için bir neden yoktu. Ama o kadar korkuyordu ki, annesinin başı kapalı olduğu anlaşılmasın diye sahte evrak düzenlemek zorunda hissediyordu kendisini.</p>
<p>Neden bunu yapmak zorunda kaldı?</p></blockquote>
<p>Türbanlı bir kız neden okula perukla gidiyor? Neden hem kendini hem devleti kandırmaya çalışırken tüm dünyada komik duruma düşüyor?</p>
<p>İşadamları neden vergi kaçırmak zorunda kalıyor? Neden stopajlar, emlak vergileri adam gibi ödenmiyor?</p>
<p>Türkiye&#8217;de yaşayan adam neden Bulgaristan&#8217;dan, Kıbrıs&#8217;tan araba alıp İstanbul&#8217;da yabancı plakayla gezmeyi düşünüyor?</p>
<p>Askere gitmemek için neden master yapacak kadar ileri gidiyor insanlar?</p>
<p>Vatan haini oldukları için mi? Bu devleti sevmedikleri için mi? Bu ülkeye ihanet etmek için mi?</p>
<p>Hiç sanmıyorum.</p>
<p>Ulan şapka kanunu hala yürürlükte be. <strong>Sokaklarda, caddelerde başında fötr şapka olmadan gezen bütün erkekler suçlu.</strong></p>
<p>Bütün vatandaşları potansiyel suçlu olan bir ülkede ihanetten, cesaretten, fikir özgürlüğünden bahsedilebilir mi?</p>
<p>Hepimiz suçluyuz, hepimiz yalancıyız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/haydi-bana-yalan-soyle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/pinokyo-300x292.jpg' length ='14358'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Sokak sütü öldürür!</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sokak-sutu-oldurur.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sokak-sutu-oldurur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 08:11:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[brucella]]></category>
		<category><![CDATA[camembert peynir]]></category>
		<category><![CDATA[derya baykal]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[faruken bayraktare]]></category>
		<category><![CDATA[gıda sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[güllaç]]></category>
		<category><![CDATA[kuş gribi]]></category>
		<category><![CDATA[melaminli yoğurt]]></category>
		<category><![CDATA[pastörizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[pastörize süt]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[rockfort peynir]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[salmonella]]></category>
		<category><![CDATA[sokak sütçüleri]]></category>
		<category><![CDATA[sokak sütü sağlıklı mıdır]]></category>
		<category><![CDATA[sokak sütündeki bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[süt tozu]]></category>
		<category><![CDATA[sütaş]]></category>
		<category><![CDATA[sütlaç]]></category>
		<category><![CDATA[tetrapak]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[türk kalp vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[uhl süt]]></category>
		<category><![CDATA[yoğurt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1509</guid>
		<description><![CDATA[Zamanında adamın biri demişti ki, &#8220;gelecekte sınırları devletler değil şirketler çizecek.&#8221; Uluslar arası çalışan şirketlerin devletleri savaşa sürükleme başarılarını da gördükten sonra bu söze inanmayan kalmamıştır sanırım. Bilirsiniz, fazla semirmiş ulusal şirketler, devletin ithalat kurallarını, vergilerini bile değiştirme yeteneğine sahiptir. Eğer yeterince gelişmişse bir şirket, piyasayı kendi çıkarlarına göre düzenlemekte hiçbir sakınca görmez. Fakat bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1514" style="margin-right: 10px;" title="sut super bisey!" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/sut.jpg" alt="sut super bisey!" width="410" height="273" />Zamanında adamın biri demişti ki, &#8220;gelecekte sınırları devletler değil şirketler çizecek.&#8221; Uluslar arası çalışan şirketlerin devletleri savaşa sürükleme başarılarını da gördükten sonra bu söze inanmayan kalmamıştır sanırım. Bilirsiniz, fazla semirmiş ulusal şirketler, devletin ithalat kurallarını, <strong>vergilerini bile değiştirme yeteneğine sahiptir.</strong></p>
<p>Eğer yeterince gelişmişse bir şirket, piyasayı kendi çıkarlarına göre düzenlemekte hiçbir sakınca görmez. Fakat bazı sektörler vardır ki, büyükler firmalar bir türlü yenişemezler. <strong>Misal; tavuk &amp; piliç sektörü.</strong> Büyükler bir türlü yenişemediği için ufakları elemenin farklı bir yöntemini buldular:<strong> Kuş Gribi.</strong></p>
<p>Köy yumurtası almayın, köylerden tavuk almayın, kuş gribi olursunuz! Kuş gribi esnasında tavuk firmalarının borsada dip yapan kağıtları, bir süre sonra gayet güzel yükseldi. (Yalan yok, iyi kazanmıştım Banvit&#8217;ten) Kuş gribinden bir süre sonra da televizyonlarda tavuk firmalarının kurduğu bir derneğimsi kurumun reklamlarını görmeye başladık. &#8220;Hey bakın, <strong>bizim fabrikalarda herkes galoş giyer, maske takar.</strong> O kadar sağlıklı bir ortamda çalışıyoruz ki, tavuklarımız gribi bırak, nezle bile olmaz!&#8221;</p>
<p><span id="more-1509"></span>Verilen hormonlar yüzünden<strong> 45 günde ördek boyutlarına ulaşan civcivleri</strong>, kapatıldığı çiftlikte geceyi gündüzü şaşırıp <strong>günde iki kez yumurtlayan şaşkın tavukları anlatmazlar ama</strong>, önemli olan çalışanların galoş giymesidir.</p>
<p><strong>Süt ürünlerinde de aynı şey geçerli.</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1518" style="margin-right: 10px;" title="sut" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/sutgugumu.jpg" alt="sut" width="410" height="317" />Ben, yıllardır aşağılanmakta olan sokak sütlerini içerek büyüdüm. <strong>Ölmedim, hasta da olmadım.</strong> İlkokul ve ortaokul dönemlerimde Bağlarbaşı&#8217;nda vardı bir sütçü, oradan alırdık. Sattığı sütteki mikroplar yüzünden bütün İstanbul telef olunca kapattılar o amcanın yerini, akibeti ne oldu bilmem. Fakat biz uslanmadık, haftada 2 kez <strong>Salacak&#8217;tan Şile&#8217;ye gidip süt almaya devam ettim.</strong> Annem o sütlerle muhallebi, yoğurt, sütlaç, güllaç yaptı, sabah akşam lıkır lıkır içtik kardeşlerimle. Medyada &#8220;sokak sütü içmeyin,&#8221; yaygaraları devam etti, okuldaki öğretmenler sokak sütünün ne kadar tehlikeli olduğunu anlatmaktan bıkmadı.</p>
<p>Hala hatırlarım sütçünün belki 10 litrelik güğümü dizlerine dayayıp bir litrelik kaba bir damla bile dökmeden, taşırmadan süt dökmesini, hayran hayran izlerdim.</p>
<p>Dedem Tekirdağ&#8217;da yaşıyor benim, köyde büyümüş, evlenmesine yakın şehre taşınmış. Onun köyüne giderim hala, el üstünde karşılar uzak akrabalar. O köyde, taptaze sütten yapılan peynirleri yerim, tavukların altından yumurtayı kendim alıp atarım tavaya.</p>
<p>Siz hiç gerçek peynir yediniz mi? <strong>Süt tozundan değil, sütten yapılan peynirden bahsediyorum.</strong> Malesef yemediniz ve günden güne uzaklaşıyorsunuz onun gerçek tadından. (<strong>Rockfort</strong> veya <strong>camembert</strong> konuya dahil değil, Anadolu işi beyaz peynirden bahsediyorum.)</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1519" style="margin-right: 10px;" title="sarikiz" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/sut_sagma.jpg" alt="sarikiz" width="410" height="279" />Aynı ritüel binlerce yıldır tekrarlanıyor oralarda, henüz kimse sütün içindeki mikroplar yüzünden ölmüş değil. <strong>Hatta 90 yaşında ihtiyar, benimle güreş tutmaya kalkacak kadar sağlıklı.</strong> Çaktırmadan pastörize süt içip sağlıklarını korumaya mı çalışıyorlar acaba?</p>
<p>Pastörize süt denen şey, &#8220;sokak sütü ıyy,&#8221; diye aşağılanan sütün fabrikada kaynatıldıktan sonra paketlenip satılmasından başka bir şey değil. Açık süt evde kaynatıldıktan sonra ne <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Brucella" target="_blank">brucella</a> kalır ne <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Salmonella" target="_blank">salmonella</a>, ama pastörize sütte bakteriler spor oluşturabilir ve yaşamaya devam edebilirler. Ne anladık bu işten?</p>
<p>Marketlerden aldığımız paket yoğurtlar, çimento torbası gibi torbalarda fabrikaya götürülüp işlenen süt tozundan, kaşarlar eski peynirlerin yeniden işlenmesinden elde ediliyor.</p>
<p><strong>Beslenmesine çok dikkat ettiğini iddia edenler</strong> medyanın her dediğine kafa sallamadan önce gidip köyleri görsünler, sonra da bu fabrikalara ürün veren çiftlikleri. Meralarda serbestçe gezip otlayan ineklerden sağılan sütü bir kez deneyin. Gerçi pastörize sütle büyümüş şehir insanı alıştığı tadı alamayacaktır ondan ama, gerçek süt o işte. <strong>Normalde öyle olması gerekiyor.</strong></p>
<p>Sonra çiftlikleri gezin. Doğumundan itibaren makineye bağlanıp özel olarak beslenen inekleri, tosunları görün. Bu hayvanların büyük çoğunluğu hareketsizlikten <strong>şeker hastası oluyorlar</strong> ve etleri, sütleri bize ünlü markalar tarafından satılıyor. Ah, evet, bu fabrikalarda galoş giyiyorlar, sağlık falan&#8230;</p>
<p>Et amaçlı yetiştirilen hayvanlara hormon vermekle yetinmeyip <strong>bira, patates, mısır dayayanı gördüm ben.</strong> 6-7 ayda 450 kiloya ulaşan bu şeker hastası, ayakta duramayan hayvanlar, fabrikadaki işçiler galoş giydiği için mi sağlıklı olacaklar? Geç bi&#8217; kalem.</p>
<p>Sokak sütü kalitesizmiş. Nedir olayı? En önemli argüman: <strong>Kaynatılınca protein değerleri azalır.</strong> Tamam!</p>
<p>Kaç derece suyun kaynama noktası? <strong>100!</strong> Buna da tamam.</p>
<p>Protein değerleri azalmayan süper sağlıklı paket sütün geçtiği işlem nedir? <strong>UHT teknolojisiyle</strong> 6 saniye içinde 120 dereceye kadar kaynatılıp 4 dereceye kadar düşürülür, yani şoklanır. Pastorize derseniz, onda da 65-70 derecede yarım saat civarında ısıtılır, yani yine bir ısınma var olayda. Bu ne şimdi!? <strong>120, 100&#8242;den düşük bir rakam mı, anlamadım ki ben?</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1520" style="margin-right: 10px;" title="mukemmel ikili sut ve kurabiye" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/sutkurabiye.jpg" alt="mukemmel ikili sut ve kurabiye" width="410" height="273" />Üstelik, ben açık süt aldığımda puding yapmak istersem sadece bir kez kaynamış olur o süt. Ama paket sütle puding yapmak istesem, <strong>biri fabrikada biri evde olmak üzere iki kez kaynamış olur.</strong> Hangi vitaminden, hangi proteinden bahsediyorsunuz?</p>
<p>Melaminli yoğurtlar var piyasada, 3 ay ömürlü, <strong>ekşimeyen yoğurtlar.</strong> Benim dolapta 15 gündür duran bir kutu Danone yoğurt var, ne zaman ekşiyecek diye bekliyorum, bana mısın demedi. <strong>Helal olsun, sağlıklı mı bilmem ama çok dayanıklı yoğurtlar yaptıkları kesin.</strong></p>
<p>Maksat son derece açık. &#8220;Sütçüler sütlerini halka satmasınlar, fabrikaya satsınlar. Biz o sütten bir dünya ürün yapalım, artanını da paketleyip süt diye satalım. Böylece yoğurdu, muhallebiyi, sütlacı, pudingi de bizden alsınlar, paramıza para katalım.&#8221; <a href="http://www.nolur.com/" target="_blank">Size bunu veriyorum sevgili gıda sektörü!</a></p>
<p>Sağlık sektörünün gıda sektörüyle birlikte çalıştığını düşünmeye başladım ben. Hani eskimeyen bir şehir efsanesi vardır, <strong>&#8220;piyasadaki virüsleri antivirüs firmaları üretiyormuş hacı!&#8221;</strong> şeklinde uzar gider. Sağlık sektörü de büyüdükçe yeni müşterilere ihtiyaç duymaya başladı, acaba, diyorum. Gıda sektörü medyayla elele verip sağlıklıyı aşağılasa, sağlıksızı yüceltse, halk sağlıksız olanı sağlıklı diye düşünerek tüketse, sonra hastanalerde yeni branşlar açılsa, doktorlar işsiz kalmasa&#8230; Gider bu döngü.</p>
<p>Bu ülkede hala margarinin sağlıklı olduğunu düşünenler var. <strong>Türk Kalp Vakfı hala Becel&#8217;e destek veriyor</strong>, beni bunları düşünmekten alıkoyacak olan ne? Margarin denen şey plastik ulan! Fırat Gri Boru&#8217;yu eritip yer misin?</p>
<p>Derya Baykal! Sözüm sana, <strong>Sarıkız&#8217;a kurban ol sen.</strong></p>
<p>Sonra bunları üreten firmalar, en önemli ambalaj üreticileri olan Tetrapak&#8217;la elele verip &#8220;sokak sütü içmeyin, çok pis&#8221; diye yaygara yapıyorlar. Haksızlıktır, vahşice bir saldırıdır bu. İnsani kalıplara uyan eleştiriler değil, hakarete varan suçlamalar yöneltiliyor. Bunu daha önce<strong> tavuk firmaları</strong> da yaptı, <strong>marka bilgisayar</strong> firmaları da yaptı. Çirkinleşmeyin.</p>
<p>Bu ülkede rakibi aşağılayarak reklam yapmak yasak değil mi? Yoksa bu kanun da mı adamına göre şekilleniyor? Rakip dişliyse dokunma, <strong>sesini çıkaramayacak kadar zayıfsa yüklen yüklenebildiğin kadar.</strong> Türkiye için kişiselleştirilmiş adalet sistemi, tebrikler. Aşağıdaki Faruken Bayraktare imzalı Sütaş karikatürü, konuyu özetliyor sanırım. Bu kadar adice saldırılmaz.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1516" title="orospu mu lan sokak sutculeri?" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/sokaksutcusu.jpg" alt="orospu mu lan sokak sutculeri?" width="410" height="529" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/sokak-sutu-oldurur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/07/sut-300x199.jpg' length ='11486'  type='image/jpg' />	</item>
		<item>
		<title>Meşhur Phileas Köftecisi</title>
		<link>http://www.delininkuyusu.com/index.php/meshur-phileas-koftecisi.html</link>
		<comments>http://www.delininkuyusu.com/index.php/meshur-phileas-koftecisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2009 20:55:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akay Perker</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ali müfit gürtuna]]></category>
		<category><![CDATA[ankaralı namık]]></category>
		<category><![CDATA[ankaralı turgut]]></category>
		<category><![CDATA[ankaralı yasemin]]></category>
		<category><![CDATA[doğan grubu]]></category>
		<category><![CDATA[gıda sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul büyükşehir belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadir topbaş]]></category>
		<category><![CDATA[kemal kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[köfteci]]></category>
		<category><![CDATA[köftecilik]]></category>
		<category><![CDATA[man]]></category>
		<category><![CDATA[mercedes]]></category>
		<category><![CDATA[meşhur köfteci]]></category>
		<category><![CDATA[metrobus]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[phileas]]></category>
		<category><![CDATA[phileas köftecisi]]></category>
		<category><![CDATA[saray muhallebicisi]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[trafik sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.delininkuyusu.com/?p=1153</guid>
		<description><![CDATA[Bitanecik Başkanım Kadir Topbaş; Seçimlerde rakibiniz Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na oy vermedim. Ankaralı Namık, Ankaralı Turgut, Ankaralı Yasemin derken bir de Ankaralı Kemal çıksın istemedim başımıza. Peki size verdim mi? Yoooo&#8230; Saray Muhallebicisi&#8217;nin önü açılsın diye İstiklal Caddesi&#8217;ndeki ağaçları kestiğinizden beri size de oy yok. Ne kadar dürüstüm değil mi? Ama konumuz farklı bugün. İstanbul&#8217;un dillere destan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1155" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="phileas kofte otobusu" src="http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/phileas_kofte_otobusu.jpg" alt="phileas kofte otobusu" width="410" height="246" />Bitanecik Başkanım Kadir Topbaş;</p>
<p>Seçimlerde rakibiniz Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na oy vermedim. Ankaralı Namık, Ankaralı Turgut, Ankaralı Yasemin derken bir de Ankaralı Kemal çıksın istemedim başımıza. Peki size verdim mi? Yoooo&#8230; Saray Muhallebicisi&#8217;nin önü açılsın diye İstiklal Caddesi&#8217;ndeki ağaçları kestiğinizden beri size de oy yok.</p>
<p>Ne kadar dürüstüm değil mi? Ama konumuz farklı bugün.</p>
<p>İstanbul&#8217;un dillere destan trafiğinde beklerken, &#8220;ömrümüzün üçte ikisini E-5 trafiğinde tüketirsek kalan üçte biriyle üçün birini alacak vaktimiz olur mu?&#8221; diye salak salak düşüncelere dalardım eskiden. Ama son zamanlarda sizin metrobüslere bakıp daha farklı düşüncelere dalıyorum.<span id="more-1153"></span></p>
<p>Hocam Phileas&#8217;lar n&#8217;oldu ya? Hani şu metrobüs sisteminin anlı şanlı Hollandalı otobüsleri? Bu otobüsler trafiğe çıkalı o kadar zaman oldu ama kısmet olup da bir tanesini bile göremedim yollarda. Çaktırmadan iade mi ettiniz diye düşünüyordum ama bugün Doğan Grubu&#8217;nun haber sitelerinde bu otobüslerin garaja çekildiğini okudum. Doğan Grubu bir haber yaparsa 10 kez düşünüp 27 farklı kaynaktan araştırmadan inanmam ama bu kez inandırıcı geldi. Var mı aslı astarı? İki günde bozdunuz mu len otobüsleri?</p>
<p>Hacı bu işi ya Mercedes ya da MAN yapar demiştik baştan. Adamlar yıllardır Türkiye&#8217;de trafiğin nasıl işlediğini, halkın hangi mantaliteyle otobüslere tıkıştığını çözdüler. Tutup Amerika&#8217;yı yeniden keşfetmeye, Hollandalı&#8217;ya iş öğretmek için çabalamaya gerek yoktu ki?</p>
<p>Phileas narin, düz yol arabası. Hollanda&#8217;nın düzlüklerinde koltuk sayısı kadar yolcuyla tıngır mıngır çalışır. Ama sen tutup da İstanbul&#8217;un yokuşlarına vurursan bunu içinde 10 otobüslük yolcuyla, 2 günde iflas eder. Zamanında bunların teklifi Ali Müfit Gürtuna&#8217;ya da gelmiş, kabul etmemiş adam. Siz niye kabul ettiniz? Adamı partiden dışlayınca fikirleri de mi dışlanmış oldu?</p>
<p>Bile bile lades olur mu hacı? Bi&#8217; dünya para verdiniz otobüslere, şimdi de hepsini garaja çektiniz. Neymiş, test ediliyormuş. Bu otobüsleri trafiğe çıkarmadan önce bir ay test ettiniz zaten, doğruyu yanlışı anlamadınız mı o süre zarfında?</p>
<p>N&#8217;olcak şimdi? &#8220;Biz bunları yürütemedik, geri alın,&#8221; mı diyeceksiniz Hollanda&#8217;ya? Yoksa yeniden trafiğe sürüp aksak sakat devam ettirecek misiniz seferlere?</p>
<p>Bence danışmanlarınızın süper ticari zekasıyla yapılan anlaşmalar gereğince, siz bu otobüsleri iade edemezsiniz. Trafikte de yürümediğine göre atıl kaldı zavallılar. Açık arttırmayla satışa çıkarmanızı tavsiye ediyorum. Dürüm otobüsü yapalım. Köfteci de olur.</p>
<p>Birine ben talibim. Meşhur Phileas Köftecisi&#8217;ni açarak gıda işine girmeyi düşünüyorum. Neden meşhur derseniz, tüm köfteciler meşhur değil mi zaten? Tabelasında &#8220;meşhur hedehödö köftecisi&#8221; yazmayandan alışveriş yapmıyor benim yüce halkım.</p>
<p>Neyse işin şakası bir yana da, gerçekten ya, satsanıza bana birini? Fiyatta anlaşırsak birden fazla da alabilirim. Yok be, konvoy yapmam, farklı şehirlere kurmayı planlıyorum.</p>
<p>Phileaslı Köfteci Akay ve Torunları! Öff unvana bak, antik çağlardan kopup gelmiş gibi.</p>
<p>Aile salonumuz körüğün arkasındadır. Hep üst katta olacak değil ya babuş, farkımızı görsün millet.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.delininkuyusu.com/index.php/meshur-phileas-koftecisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	<enclosure url='http://www.delininkuyusu.com/wp-content/uploads/2009/04/phileas_kofte_otobusu-300x180.jpg' length ='17463'  type='image/jpg' />	</item>
	</channel>
</rss>

