Vaka-i Halka

Evlilik niyetiyle görüştüğüm bir kız vardı. 2 hafta boş şeyler konuştuktan sonra sadede geldi. Bana eskiden beri hayali olan nişan yüzüğünden bahsetti. Kendisi tektaş sevmiyormuş. Tektaşı herkes takıyormuş, onunki farklı olmalıymış. Ve bana yukarıda gördüğünüz boru değerindeki pırlanta yüzüğün linkini gönderdi. Bir müddet düşündükten sonra kendisiyle yapamayacağımı söyledim.
Aylık kazancım çok olmasa da ülke standartlarına göre iyi çok şükür. Zaten parada da gözüm olmadı hiç. “Azıcık aşım, ağrısız başım” prensibim olmuştur hep. Hayatım boyunca gösterişten, lüks şeylerden nefret ettim. O yüzden param ganî olsa bile almam böyle bir yüzük. Ünlü devrimci Muro ne de güzel demiş: “Lanet olsun kapitalist burjuva düzeni!”
İlk başta inancıma ters zaten. Dışarıdaki fukaranın hakkı var bu yüzükte. Komşusu açken tok yatamayan bu yüzüğü nasıl taksın? Peygamber’in 2 çift giysisi yokmuş, çok da aç yatmış. Bizim tıka basa dolu giysi dolaplarımız var, bir de takı koleksiyonlarımız. Kanaatın yerini şatafat almış. İslam tarihi, tüm mal varlığı yanında götürdüğü kefen olan ulvî şahsiyetlerle dolu. Sadece evliyalar değil, ünlü kumandanlar da var içlerinde. O eski çağlardaki mübarekler mallarını dağıtmada birbirleriyle yarışırken, günümüz burjuva müslümanları biriktirmede yarışıyor. Hani halterde ‘silkme’ve ‘koparma’ diye 2 ayrı kategori vardır ya. Onlar ellerindekileri silkmişler, biz dışarıdakileri koparmaya çabalıyoruz.
Nasıl mı bu hale geldik? Ne zaman Batıya benzemek için sakalımızı kestik, işte o gün heybetimizi kaybettik, ve dejenere olmaya başladık. Her gün sakal traşı olan parlak bir erkekten hayır gelir mi? Ondan ancak kapitalizmin kölesi olur. Bi’ de gelir elin gâvuru, makas alır yanağından. Sakallı olsan o eller uzanabilir miydi yanağına? Hatta ileri gidip çuval bile geçirebilirler kafana. Ne derseniz deyin “keramet” sakalda, beyler bayanlar. Bir Batı sevgisi ki senin sakalını bile kestirtebiliyorsa iş bitmiştir. Biz neyi tartışalım ki daha? Dibine kadar özentiyiz işte. “Milliyetçilik” demiyorlar mı bi’ de. Fatih, bu milliyetçileri görse beyinlerine tükürürdü.
Neyse asıl konumuza geri dönelim. Kızlar sürekli istiyor ve bu isteklerini yerine getirmek için erkekler it gibi çalışmak zorunda. Yurdum erkeği kızlar için ne kadar didinse de yine yaranamıyor, üstüne bir de fırça yiyor. At sırtında diyar diyar koşturan ecdadın torunları hatunların kölesi olmuş durumda. Sevgililer günü, ilk buluşma günü, ilk öpüşme günü, evlilik yıldönümü diye koşturur olmuşlar mağaza mağaza. Hardcore yiğitler, softcore oğlanlara dönmüş. Lüzumsuza çuvalla para verirler. Maddî sıkıntıya düşünce, kredi kartı mağduru olunca da ağlar dururlar. Sürünün ulan! Hatunun bir dediğini iki etmeyene her şey müstehak. Ey yurdum erkeği, titre ve kendine gel!
Avrupa’da gâvur dediğimiz profesör toplu taşıma araçlarıyla üniversitesine giderken; bizim memurumuz bankadan kredi çekerek aldığı son model arabayla işine gidiyor. Mütevazilik, kanaat onlarda; hava-civa, gösteriş bizde. İnsan düşündükçe, ürettikçe mütevazileşiyor mu acaba? Filozoflara da baktığımızda paspal tipler hep. Saç sakal birbirine karışmış, dünyadan vazgeçmiş deliler. Boş teneke beyinler ise dünyaya aşık, gösteriş peşinde hep.
Durum bu kadar vahim olsa da hayat felsefesi ‘istememek’ üzerine kurulu mübarek hatunlar var hala. Ben bizzat gördüm. Nesilleri tükenmekte olsa da hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkabilirler.
6 Yorum
propolis April 15th, 2010 tarihinde demis ki;
(ben şimdiye kadar sadece bunu ve sakal bırakmayı yapabildim)kısmı şundan” üniversite mezuniyet töreninde cüppe giyip havaya kep atmamak ve kepli fotoğraf çektirmemek” önce gelecekti özür dilerim.İnşallah yanşılıkla yazdığım gibi gerçek anlamda Helal olanı kazanmam da Helal olana harcamam da nasip olur.(Hepimize)
bosbogaz April 16th, 2010 tarihinde demis ki;
Yaziniz cok anlamli olmus. Elinize saglik. Bende ufak bir hikayeyle bu konuya baska bir acidan bakmak istiyorum.
Yabanci bir ulkedeyim, buyuk bir sehir, sehrin en gorkemli caddesi. Ben bir seyler atistirma derdindeyim, Bir yandan bon bon etrafa bakiniyorum, bir taraftanda yanimda getirdigim ekmek arasi peynirden nasipleniyorum. Caddenin karsisinda bir zenci seyyar satici, elindeki bayan cantalarini satmaya calisiyor. Ogle namazi vakti girmek uzere ama cami aramak icinde cok yorgunum. Artik aksama kaza yaparim diyorum. Bunlari dusunurken zenci satici yolun kenarina oturmus ellerini yikiyor, sonra agzini, burnunu yuzunu, kolunu dirseklerine kadar yikamaya basladiginda anliyorum ki adam musluman, abdest aliyor. Allah’im ne buyuksun diyorum, belki yakinda bir mesjide gider bende pesine takilirim. Adam abdesti bitiriyor, cikardigi bir kartonu kaldirima seriyor ve basliyor namaz kilmaya. Allah’im!! diyorum bu adam ne yapiyor? etraftakiler ne diyecekler? Bu is yolun ortasinda olur mu? Bak namaz kilarken ikide musteri geldi… Adam adina ben telaslaniyorum. Adam ise hic orali degil, cok sakin, sanki caddenin ortasinda degilde Sultan Ahmet’te namaz kiliyor. Onun sakinligi benide sakinlestiriyor. Ilginctir adamin etrafinda adamla alay eden bir insan cemberi olusmuyor. Ne gelip gecenler onun farkindalar, ne o adam gelip gecenlerin farkinda. Iki musteri saygiyla adamin isini bitirmesini bekliyorlar. Bu olay bana kapak oluyor… Vay be diyorum, dunyada iki cesit musluman var, birincisi inanci icin yasiyor ve dunya islerini inancindan arda kalan zamana serpistiriyor, ikincisi ise dunya icin yasiyor ve inanc islerini dunya islerinden arda kalan zamana serpistiriyor. Ikinci guruba giren insanlar (kendimde dahil olmak uzere) paranin, cikar catismalarinin, politikanin, yabanci akimlarin etkisinde buluveriyoruz kendimizi. Biz kavrami gidip, ben karvarmi yerlestikce toplumda ahlakimiz da, inancimiz da, kulturumuz de bir o kadar cabuk torpuleniyor. Yabancilar karsisinda, muslumanim demeye cekiniyoruz. Aralarina almayip bizleri dislayacaklar diye odumuz kopuyor. Sakalimizi kesiyoruz, dar kotlar giyip, dekolte takiliyoruz, pop muzik dinliyoruz, her konuda bilgiliyiz ama zekat nasil verilir bilmeyiz, zamanimizi kahvelerde/bilgisayar basinda curutur, namaz kilmaya gelince vakit bulamayiz, binlerce lira verip tatillere gideriz ama hacca gitmeyiz, guzel gorunelim diye her turlu diyeti yapariz ama oruc tutmayiz, Allah’tan kelime-i sahadet bedeva ve zahmetsiz yoksa onuda dogru durust yapmazdik. Omer kardesim biz musluman musfettesiyiz.
Ey insanlar! Allah’ın vâdi elbette gerçektir, öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın; o çok hilekâr şeytan da Allah’ın kerem ve merhametini ileri sürerek sizi aldatmasın.” Fâtır (35 / 5)
Ömer Yavuz April 17th, 2010 tarihinde demis ki;
sevgili bosbogaz kardesim,
senin yazdiklarin benimkinden de anlamli olmus
hani onceki tartismalarimizda ben bizden bi halt olmaz diyordum da sen kabul etmiyordun ya
iste bu yuzdendi ;)
bosbogaz April 18th, 2010 tarihinde demis ki;
Elbette muslumanlarin dunya uzerindeki durumu ortada. Yalniz umitsiz de degilim. Yukarida bahsettigim zenci misali muslumanlar var oldukca benim umudum var.
GAMZE April 20th, 2010 tarihinde demis ki;
Ömer bey yazınız gerçekten yerinde ve anlamlı olmuş.Şunu da söylemmek isterim bosbogaz’ın yazdıklarıda gerçekten günümüz insanını yani(bizi) anlatıyor yukarıda ki yazıyı okuyunca kendimden utandım açıkçası,dünyaya geliş amacımızın ne olduğunu en çok bizim bilmemiz gerekirken bu dünyanın meşgalesine dalıp da en çok unutan biz oluyoruz ne yazık ki.





propolis April 15th, 2010 tarihinde demis ki;
Gerçekleri farkedebilmek elbette çok önemli.Gafletten kurtuluyor insan.Sizin görüşlerinize katılıyorum gerçek bu.Fakat asıl önemli olan o gerçeği yaşayabilmek.Sakalsa mesele sakalımızı kesmemek,kazançsa Helal olanı(yüzde 99′u Müslüman olan! Türk milletinin Helal sandığı değil, İlmen,Fıkhen helal olan)kazanmak ve Helal olana harcamak.(ben şimdiye kadar sadece bunu ve sakal bırakmayı yapabildim)Umarım öncelikle hepimiz İslam’ı öğrenebiliriz ve en önemlisi İlmimizle amel edebiliriz.İslam İnsan fıtratına en uygun olan dindir ve bizi Eşref-i Mahlukattan yapacak olanda odur.Aksi durumda Eşşek-i Mahlukat oluyoruz sanırım.