Yaramaz haydut John Dillinger
1930’da yaşanan Büyük Buhran, Amerikalının hayatını kabusa çevirir. Vatandaşın cebi para görmediği için kimse evine ekmek götüremez, aç kalanlar birbirlerini yerler. O dönemin büyük vurguncuları bankacılardır, hortumlamazlar ama cukkayı usulüne uygun olarak indirirler. Amerikalılar bir tas sıcak çorbanın hayalini kurarken hamuduyla götüren bankacıların başına bir isim musallat olur. Yakın arkadaşları John der, mesafeli duranlar Bay Dillinger diye bahsederler.
John Dillinger, Amerika’nın gördüğü en azılı haydutlardandır; Al Capone’a, Doc Barker’a, Bonnie ve Clyde ikilisine rahmet okutur. Koca Birleşik Devletleri peşine takar, polislere uykusuz geceler yaşatır. Zeki adamdır, gözünü budaktan sakınmaz. Kafasına koyduğunu yapmadan başını yastığa koymaz. Bay Dillinger, ihtisasını soygun ve çetecilik üzerine yapmıştır. Hapishaneden kaçmayı da yan dal olarak almıştır.
John Dillinger’ın babası, bakkaliye işletip tenceresini tıngırdatmaya bakan ortalama bir Amerikalıdır. Sert mizaçlıdır; çocukları, karşısında el pençe divan dururlar. John Dillinger, henüz üç yaşındayken annesini kaybeder. Üvey annesinin elinde üvey kardeşleriyle birlikte büyür. O ayrıca kendi dünyasında da büyük bir buhran yaşamaktadır. Gençliğinin en deli çağları ülkesinin parasız dönemine denk gelir. Dillinger’ın da cebi, cepkeni deliktir, kız arkadaşına pastanede bir limonata bile ısmarlayamaz. Ufak tefek hırsızlıklarla belini doğrultmaya çalışır ama masum insanların malına göz dikmeyi de delikanlılığa sığdıramaz. Zaten küçük kazanmanın kimseye faydası yoktur, o yüzden büyük oynamaya başlar. Çetelere bulaşır, pahası ağır ne varsa onları sırtına yük eder.
Indianalı Dillenger, güçlenmeye başladıkça bankalara dadanır. Birkaç dakikada kasayı boşaltıp yanına aldığı rehinelerle kaçar gider. Halka sert davranmaz, rehinelerini serbest bıraktıktan sonra ceplerine üç beş kuruş bırakarak kendince özür diler, tribünlere oynar. John Dillinger soygunculuktan, çetecilikten, eşkıyalıktan sık sık içeri girer ama çıkmakta gecikmez. Dahası, çıkarken güçlük çekmez. Hapishanelerden kendi usulünce defalarca kaçar, Amerikan polisleriyle dalga geçer.
Mafyanın ciddi yüzünün aksine eğlenceli bir adamdır. Arkadaşlarıyla birlikte kendisini bulmak için kurulan polis ofisine gider ve “N’oldu, hala yakalayamadınız mı şu eşkıyayı” diye polislerle muhabbet eder, fotoğraf çektirir. Üst düzey polis memurlarını arayarak adamları telefonda dalgaya sarar. Bütün polislerin harıl harıl peşinde olduğu dönemlerde sinemaya gider, restarontlardan dışarı çıkmaz. Halkın arasında izini kaybettirdiği için vatandaşlarla arasını iyi tutar, onları kırmamaya bakar. Kendi hasılatından yoksullara da pay ayırır; açı, yetimi kollar. Chicago’da artık bir efsane haline gelmiştir, aç kalıp devlete düşman olanlar Dillinger’a Halk Kahramanı diye alkış tutarlar.
Bu durum, Oval Ofis’teki toplantılarda kek yiyip kahve içen amcaların sinirlerini bozmaya başlamıştır. Elin haydutu ile başa çıkamamak bir yana, halk desteğini de kaybetmek işlerine gelmez. Hemen bir karşı kampanya başlatıp Dillenger’ın halkın parasına göz diken bir halk düşmanı olduğunu yaymaya başlarlar. Halk ikiye bölünür, bir kısmı “pis rezil herif” derken, öbürleri “Dillenger” der başka laf etmezler.
Birleşik Devletler yönetimi artık sinirden köpürmüştür, işi gücü bırakıp Dillinger’ın peşine düşerler. Yeni kurulmakta olan FBI’ın efsanevi başkanı John Edgar Hoover, ilk sınavını John Dillinger üzerinden verecektir, o yüzden konuya maksimum hassasiyet gösterir. Dillenger’ı deliğe tıkma görevi, başarılarıyla göz dolduran genç ajan Melvin Purvis’e emanet edilir. Purvis varını yoğunu ortaya koyup Dillinger’ın izini sürer. İlk birkaç denemesi başarısız olsa da bir otel odasında avını kıstırır ve kendine güvenenleri mahcup etmez.
Dillinger’ın kodese götürülüşü büyük bir şova dönüşür. Yakalayanların yüzünde “Biz yaptık” gururu dolaşır. John Dillinger’ı Indiana’daki Crownpoint Hapishanesi’ne tıkarlar. Uzun zamandır aranıp da bulunamayan eşkıyanın Indiana’ya geldiğini duyan yerel basın bu anı ölümsüzleştirmek için saatler öncesinden hapishanenin önünde sıralanır. Kahramanımız da onları kırmaz ve yerel yöneticilerle gayet samimi pozlar verir, elini omuzlarına atar.
Dillinger’ın korkusu eyalet hapishanesinde yatmaktır. Dolayısıyla Crownpoint’te kalmaya can atar, çünkü ona göre buradan kaçış daha kolaydır. Avukatı, mahkemede yaptığı manevralarla Şerif Lillian Holley’i köşeye sıkıştırır ve hakimi de ikna ederek cezanın Crownpoint’te infaz edilmesini kabul ettirir.
Bu, Dillinger için bulunmaz bir fırsattır ve böyle adamlar ayaklarına gelen fırsatları tepmezler. Azılı haydutumuz birkaç gün geçmeden (3 Mart 1934) tahtadan yaptığı silahıyla görevlileri atlatır ve hapishane müdürünün arabasına atlayarak yine kaçar. FBI, Hoover, Purvis ve bütün ekipler olayı öğrenince şok olurlar. Olay kısa sürede medyaya yansır ve Amerika Birleşik Devletleri halkın gözünde küçük düşer. Dillinger artık iyiden iyiye popülaritesini yükseltmiştir. Devlet ise dalga geçilecek kadar aciz duruma düşmüştür.
Dillinger’ın hayatı bir banka soygunu sonrasında sıkışır. Polislerle çıkan çatışmada omuzundan yaralanmasına rağmen kaçmayı başarır ve Little Bohemya adlı bir otele kapağı atar. Ancak öldü diye bıraktıkları bir arkadaşı hayatta kalmıştır ve polisler onu konuşturarak çetenin nerede saklandığını öğrenirler.
Kuş artık kafestedir, kısa sürede hazırlıklar tamamlanır ve bir gece yarısı Bohemya Otel’in etrafı polislerle çevrilir. Planlarına göre tek baskında Dillinger’ı ele geçireceklerdir ama silahına erken davranan bir polis herşeyi alt üst eder. Silah patırtılarına uyanan Dillinger hemen Thompson’ını kapıp cama fırlar ve o da polislere kurşun yağdırır. John yakalanmamaya kararlıdır ve fırsatını bulduğu anda ormana kaçarak izini kaybettirmeye çalışır. Çete, Bohemya’da beklemediği bir darbe yer ve Dillinger’ın bütün arkadaşları öteki tarafı boylar. Kahramanımız yapayalnız kalmıştır ama yine de federallere yakalanmamıştır.
John Dillinger serseri bir adam olsa da sevdiğine deli gibi bağlıdır. Bir yemek sırasında tanıştığı ve aşık olduğu Evelyn Frechette’nin yanına Chicago’ya dönüş yapar yalnız kalınca. Ama riskli hareketlerdir bunlar, zira FBI’ın gözü Bayan Frecehette’nin üzerindedir. Yeni nişanlı çift gibi gizli saklı buluşurlar. İkili tam aşklarının doruğuna çıkacaktır ki, beklemedikleri bir anda Evelyn Frecehette, polislere enselenir ve sorgu odasının yolunu tutar. John Dillinger bu sefer tamamen yapa yalnız kalmıştır. Ama tutunacak dal, saklanacak liman bitmemiştir henüz. Çetenin karı-kız işlerine bakan Romanya asıllı mama Anna Sage’in kapısına gelir.
Makarayı burada durdurup, bir başka sahneye geçelim. Anna Sage, Romanya asıllıdır ve ülkesinden getirdiği kızları Amerikalılar’a peşkeş çeker. Orta Avrupa’nın çıtırları karşısında eli ayağı boşalan Amerikalılar’dan iyi para kazanır, saltanat sürer. Ama kaçak işçi çalıştırdığı polis tarafından haber alınmıştır. Sınır dışı edilmesi söz konusudur. Bu da saltanatının sona ereceği anlamına gelir. Orta yolu bulmak için polislerle pazarlık masasına oturur. Federallerin tek teklifi vardır: “John Dillinger’ı bize getir, Amerika’da yaşamaya devam et…”
Anna Sage, teklifi kabul eder ve yakın dostu Dillinger’ı satar, polislere haber gönderir. Yıllardır bu fırsatı bekleyen ve başlarına bela olan haydutu defalarca ellerinden kaçırmanın hırsıyla kuduran FBI, bu kez işi sıkı tutar ve Ajan Purvis’in yönetimindeki operasyonda Dillinger’ı Biograph Sineması’nın çıkışında kurşun manyağı yaparlar.
John Dillinger’ın izlediği son film, bir gangster filmi olan Manhattan Melodrama olur. Dillinger, 31 yaşında 22 Temmuz 1934 günü yediği kurşunlarla hayata veda eder.
Sevenleri bu günü unutmaz her yıl 22 Temmuz’da John Dillinger’ı anarlar. Biograph Sineması’nın önünde buluşur ve Dillinger’ın son nefesini verdiği yere kadar yürüyüş yaparlar. Sloganları da manidardır: “John Dillinger senin toplumun için öldü!”
Halen daha halk düşmanı mı yoksa halk kahramını mı olduğuna karar verilemeyen John Dillenger’ın cesedi bir süre halka gösterilir, vakti gelince de toprağa verilir.
Bankalardan yüzbinlerce dolar kaldıran sempatik haydutun da gözünü en sonunda bir avuç toprak doyurur. Olan biten her şeyden para kazanmayı bir borç bilen Hollywood’daki film yapımcıları da bu hayata kayıtsız kalamaz ve Public Enemies (Halk Düşmanları) adlı filmle ölmüş adamın arkasından konuşurlar.
12 Yorum
Altay Esiroglu November 6th, 2009 tarihinde demis ki;
@Yusuf Özgür SOFU; ben de begendim Dillinger’i. Anarsist ruhumu kabartti yeniden :)
bosbogaz November 7th, 2009 tarihinde demis ki;
Adam haydut. Baskasinin parasini calan bir hirsiz. Adam gibi adam boyle olunmuyor. Anlinin teriyle calisip kazanan adami alkislarim ben, gozu yemeyip kestirmeden gideni degil.
Akay Perker November 8th, 2009 tarihinde demis ki;
Bir zamanlar moda olan dandik mafya filmlerini konunun dışında tutarak söylüyorum; Public Enemies bugüne kadar seyrettiğim en berbat mafya filmlerinden biriydi.
Filmden umudum vardı açıkçası. Sonuçta Michael Mann yönetmiş, Johnny Depp, Christian Bale falan var. Üstelik Taxi gibi gereksiz bir popcorn komediyle başladığı sinemada La môme gibi bir filmde Edith Piaf’ı canlandıracak kadar yükselen Marion Cotillard da fena sayılmaz. Yani oyuncu kadrosu 10 üzerinden rahat 5 alır bende. Ama olmamış be.
Bana kötü gelmesinin sebebi belki Martin Scorsese, Sergio Leone gibi yönetmenlerin Ennio Morricone gibi müzisyenlerle süslenmiş filmlerini izleye izleye beklentilerimin fazla yükselmesinden kaynaklanıyor olabilir.
Mafya filmi konusunda başarısız olduğunu kabul edince elimizde sadece biyografik kısmı kalıyor. Ama biyografi de piç edilmiş. John Dillinger’ın hayatı hakkında bilgiye sahip olmayan ortalama bir sinema izleyicisi bu filmden hiçbir şey anlamaz. Halk bu adamı neden seviyor belli değil. Koskoca John Dillinger, banka soyma meraklısı bir aşk böceği gibi gösterilmiş. Hababam kızla olan ilişkilerini göstermişler.
Biyografiyi, mafyayı falan geç, aşk filmi olmuş resmen. Eğer izlemek isteyen varsa John Dillinger’ın hayatını biraz araştırsın derim. Zaten boş bir film, Dillinger’ı tanımıyorsanız hepten boş olur. Asıl suratlı adamların birbirini Thompsonlarla taradığı garip bir aşk filmi dersiniz.
Ulan bu Dedektif Purvis o kadar ezik, denyo bir tip değil, Dillinger’la ilgili hiçbir kaynakta Purvis bu filmde olduğu kadar tırt bir adam olarak tasvir edilmemiştir.
Üstelik saçma sapan hatalar da vardı.
Misal, Baby Face Nelson hayatı boyunca Chicago’dan çıkmamış biridir aslında. Ama filmde Baby Face’i sürekli Liverpool aksanıyla konuşan Stephen Graham canlandırmış. Hangi Chicagolu öyle konuşur ya?
Ayrıca Thompson modern silahlara benzemez, çılgın gibi teper. Filmde babalar takır takır saydırıyorlar, ne bir tepme ne denge bozulması var. 1930′larda geçen bir mafya filmi çekiyorsan Thompson’ı evindeki bardak kadar iyi tanıyacaksın.
Artı yönleri de yok değil. Sanat yönetmenliği çok başarılı, ses kurgusu mükemmel, görüntüler harika. Başka da bir numarası yok.
turkgangster December 26th, 2009 tarihinde demis ki;
o zamanın şartlarında çalışılıp para kazanılsaydı o adamda bunu yapardı. siz sistemin kölesi olan aciz dalkavukların bu tür adamlarin ne düşündüğüne o kuş beyinleri ermez. adın gibi boşbogazlık yapiyosun ama sormuyosun herkes doğuştan şanslımıdır diye parasızlığı açlığı garibanlığı bilmediğin açık. koca bi ülkeyi peşinden koşturan bu adama benim saygım sonsuz kendi bencil duygularına hitap edecek işler yapsaydı o zaman bende senin gibi söverdim emin ol senin ve bi coğumuzun cehenneme gitme olasılığı john dillinger dan daha yüksek bi oranda. elini kolunu oynatarak onu alıp ordan oraya koyarak para kazandigini sanarken sadece para kazandırıyosan kendinden baska herkese hayrın oldugunun farkında değilsen yani kısacası güçsüz ve acizsen bu dünyaya geliş amacını ve gidecegin zaman ne olacağını bilmiyosan bu tarz adamları anlamanida bekleyemeyiz tabi. adam akıllı tribunlere oynarak sempati kazanmış bu sempatiyi duyanlar arasında benim olma sebebim adamın yaptıgı iyilikler zenginden alip fakire vermeleri değilde daha cok o sempatiyi kazanma becerisidir. bilmediğin konular hakkında kendince yorumlar yapma boşboğaz illa yapicaksanda senin hakkındaki ayni sekilde yapilan yorumlara sesini cıkarmamaya bak o boğazı doldurtma boş kalsın daha cok işine yarar.
bosbogaz December 26th, 2009 tarihinde demis ki;
turkgangster seninle ayni mahallede buyudugumuzu hatirlamiyorum. Yani maddi durumumu bilecek halin yok. Okulada beraber gitmedik herhalde. IQ’muda bilmedigin ortada. Tamam! buldum. Herhalde kiz arkadaslarimdan biriydin cehennemlik oldugumu bildigine gore.
“adam akıllı”
Adam akilli mi? 1933′te baslayan banka soygunlari adamin 1934′te oldurulmesiyle bitti. Bu mu akillilik?
turkgangster wanna be, bence sen kurtlar vadisini seyret, Dillinger’i sev. Senin gibi super zekalara yakisir bunlar.
Mustafa December 27th, 2009 tarihinde demis ki;
Yazınızı okuduktan sonra bir merak sardı içimi açıkcası…Filmini temin edip bir an önce İzledim gerçekten FBI’ın kurulmasına sebeb olan birisiymiş bizim tatlı haydutumuz:)FBI okadar acizmiş ki adamı vuruyorlar…(!)Zamanının adamı olarak baya iyi Planlar yapmış hapishaneye Silah sokma Banka soygunları vs..ama güvendigimiz insanlar hep bizi satmış bunu filmi izlerkende gördüm..Bence izlenmesi gereken bir yapıt
Not:Ama filmin adının halk düşmanları olması beni düşündürdü. Yoksa hala FBI John Dillinger Hayran kitlesinin oluşmasından korkuyor mu diye….
onur January 29th, 2010 tarihinde demis ki;
bazı arkadaşların aksine ben HALK DÜŞMANLARI adlı filmin hayatımda izlediğim en süper mafya filmi olduğuna inanıyorum . bir filmde johnny depp varsa filmin yüzde 90 ı süperdir . aynı filmde senaryo mekan kıyafet felanda iyiyse o film 10 numara filmdir .
hanzala March 22nd, 2010 tarihinde demis ki;
Akay Perker çok yerinede tesbitlerde bulumuş
hakikaten bende biyogrofisini okuyana kadar John Dillinger’ın halk tarafından sevilmesine bir anlam verememiştim
film beklenenin çok altındaydı
depp’in mükkemmel oyunculuğu bile filmi kurtarmaya yetmemiş. bale ise çok sönük bir oyunculuk sergilemiş
şahsen ben yönetmenin “the heat” filmi ayarında birşey bekliyordum
pachino ve deniro’nun yerini yeni kuşağın en yetenekli oyuncuları rahatlıkla doldurabilir diye düşünmüştüm ama filmde depp’ten başka herşey hayal kırıklığıydı malesef
artemiz April 19th, 2010 tarihinde demis ki;
bu filmi dün gece izledim..ve az önce de bu sayfayı okudum..Film fena değildi,ama yorum yazma amacım turkgangster’in yazdıklarına katıldğımı söylemek..Öyle insanlar var ki çok saygın konumda durup,çok pürüpak noktalarda,başkalarının gözünün içine bakarak,çaktırmadan,haksızlıkla parayı öyle bi cukkalarlar ki bu gangastere saygı duyasın gelir.
Vendetta February 14th, 2011 tarihinde demis ki;
Bu filmi 6. izleyisim her izleyisimde de johny deep e nasil bi oyuncusun sen böle be adam nasil bi yetenek o diyorum.inanilmaz iyi oyunculuk deepten ancak bale icin aynı seyi söyliyemem ancak bu filmi izlediğimden beri bale hayatım boyunca antipati duyacağım bir adam haline gelmiştir piskoloji işte insan atamıyor. Neyse dillinger’in biyografisini cok fazla araştırdım okudum.Filme denildiği gibi bir çok şeyden bahsedilmiyor ancak farkettiyseniz film zaten biyografi olarak geçmiyor. Adının public enemies olması hala amerikalıların dillinger’i topluma kötü göstermeye calismasıyla manidar. Neyse son olarak bence bu film hayatımda izlediğim en iyi mafya filmidir.Sürekli izlesem sıkılmam.Filmi Dillinger’in hayatını öğrenmek için değilde.Sadece bir film gibi izlerseniz harika.Ancak biyografi filmi gibi izlerseniz hakkaten vasat.
JESSE JAMES July 28th, 2011 tarihinde demis ki;
BAZI INSANLAR YAPMAK ZORUNDA OLDUĞU ŞEYİ YAPAR
AYRICA HERŞEYİN Bİ BEDELİ VARDIR
PARASIZ VE GÜÇLÜ BİR ERKEK
NORMAL İŞLERDE AŞALIK İNSANLARLA ÇALIŞAMIYORSA
CESARETINI AKLINI VE GUCUNU YANLIZCA KIMSENIN YAPAMIYACAĞI BU GİBİ ZEVKLİ İŞLERDE GÖSTERİR
TABİ AST OLAN ÖLÜMLER OLSADA HERZAMAN CENTİLMEN OLMALISIN





Yusuf Özgür SOFU November 6th, 2009 tarihinde demis ki;
Sn. Altay ESİROĞLU çok güzel bir çalışma olmuş. Ayrıca ben bu dingili çok begendim. Sağlam adammış.